Cansu
New member
PHA Nedir ve Ne İşe Yarar? Hassas Ciltler İçin Gerçekten Daha İyi Bir Seçenek mi?
Cilt bakımında AHA ve BHA isimlerine artık çoğumuz alıştık ama son yıllarda başka bir kısaltma giderek daha fazla karşımıza çıkıyor: PHA. İlk bakışta yine “asit” kelimesinin geçtiği, dolayısıyla cildi yakıp soyabilecek agresif bir ürün grubu gibi düşünülebiliyor. Oysa PHA’ların asıl ilgi çekici tarafı, eksfoliasyon yaparken bunu görece daha nazik bir biçimde gerçekleştirmeleri ve aynı zamanda nem tutmaya katkı sağlamaları.
Özellikle “Cildimi pürüzsüzleştirmek istiyorum ama kullandığım asitler yüzümü kızartıyor” diyenler açısından konu gerçekten araştırmaya değer. Üstelik PHA yalnızca hassas cilt meselesinden ibaret değil; dermatoloji, kozmetik kimyası, cilt bariyeri ve yaşlanma biyolojisinin kesiştiği bir noktada duruyor.
Peki PHA tam olarak nedir, nasıl çalışır, AHA ve BHA'dan farkı nedir ve gerçekten vaat edildiği kadar etkili midir?
PHA Açılımı Nedir?
PHA, İngilizce Polyhydroxy Acid, yani polihidroksi asit kelimelerinin kısaltmasıdır. Kozmetik ve dermatolojik uygulamalarda en çok karşılaşılan PHA örnekleri gluconolactone (glukonolakton) ve lactobionic acid (laktobiyonik asit) olarak öne çıkar. Bilimsel literatürde bunlar, hidroksi asitlerin daha yeni nesil üyeleri olarak ele alınıyor. PubMed+1
Buradaki önemli nokta, PHA moleküllerinin yapısında birden fazla hidroksil grubunun bulunmasıdır. Bu yapı moleküllerin suyla etkileşimini artırır. Başka bir ifadeyle PHA sadece “ölü deriyi uzaklaştıran asit” şeklinde düşünülmemeli; aynı zamanda nem tutma özellikleri de bulunan bir içerik grubudur.
Bu yüzden PHA'nın çalışma mantığı iki taraflı düşünülebilir:
- Cildin yüzeyindeki ölü hücrelerin uzaklaştırılmasına yardımcı olur.
- Su tutma kapasitesi sayesinde cildin nemli ve daha konforlu hissedilmesine katkı sağlayabilir.
- Cilt yüzeyinin daha düzgün görünmesine yardımcı olabilir.
- Bazı PHA'ların antioksidan özellikleri de bulunmaktadır.
- Cilt bariyerinin toleransını destekleme potansiyeli vardır. PubMed+1
Burada “asit” kelimesine bakıp ürünün mutlaka sert olacağını düşünmek biraz yanıltıcı. Molekülün kimyasal yapısı, konsantrasyonu, ürünün pH'ı ve formülasyonun tamamı ciltte nasıl davranacağını belirliyor.
PHA ile AHA ve BHA Arasındaki Temel Fark Nedir?
AHA denildiğinde en bilinen örneklerden biri glikolik asit, BHA denildiğinde ise kozmetik ürünlerde en yaygın kullanılan içerik salisilik asit oluyor. PHA ise bu ikisinden farklı bir moleküler yapıya sahip.
AHA'lar özellikle yüzeysel eksfoliasyon, cilt dokusunun düzgünleştirilmesi ve fotoyaşlanma belirtilerinin azaltılmasına yönelik ürünlerde uzun süredir kullanılıyor. Ancak AHA kullanımının önemli dezavantajlarından biri bazı kişilerde yanma, batma ve tahriş oluşturabilmesi. PHA'ların geliştirilmesindeki temel fikirlerden biri de benzer kozmetik faydaları daha iyi tolere edilebilen bir yapı üzerinden sağlayabilmekti. PubMed+1
PHA moleküllerinin görece büyük yapısı, cildin içine daha yavaş nüfuz etmeleriyle ilişkilendiriliyor. Bu nedenle glikolik asit gibi daha küçük moleküllü AHA'lara kıyasla daha nazik bir eksfoliasyon profiline sahip olmaları bekleniyor.
Ancak burada önemli bir ayrım yapalım: “PHA hiç tahriş etmez” demek bilimsel açıdan doğru olmaz.
Konsantrasyonu yüksek bir ürün, yanlış kullanım veya zaten hasar görmüş bir cilt bariyeri PHA kullanımında da rahatsızlık yaratabilir. “Nazik” kelimesi “risksiz” anlamına gelmiyor.
PHA Gerçekten Cildi Soyar mı?
Evet, PHA'ların eksfoliasyon etkisi vardır. Fakat bunu klasik anlamda “cildi soyuyor ve yeni deri çıkarıyor” şeklinde düşünmek doğru değil.
Eksfoliasyon, yüzeyde birikmiş ölü hücrelerin ayrılmasına yardımcı olarak cildin daha düzgün görünmesini sağlayabilir. Bu nedenle düzenli PHA kullanımı sonrasında bazı kişilerde:
- daha pürüzsüz bir cilt dokusu,
- daha aydınlık görünüm,
- makyajın daha düzgün oturması,
- yüzeysel kuruluk ve pütürlülükte azalma
gibi değişiklikler görülebilir.
Burada benim açımdan önemli olan nokta şu: PHA'yı “güçlü peeling alternatifi” olarak değil, düzenli ve daha düşük tahriş potansiyelli yüzey yenileme aracı olarak değerlendirmek daha mantıklı.
Çünkü amaç bir gecede cildi değiştirmek değil, uzun vadede cilt yüzeyinin davranışını iyileştirmek.
Bilimsel Çalışmalar PHA Hakkında Ne Söylüyor?
PHA konusunda dikkate değer çalışmalardan biri, 12 hafta boyunca gluconolactone içeren PHA ürünlerini glikolik asit içeren AHA ürünleriyle karşılaştırdı.
Çalışmada her iki yaklaşımın da foto yaşlanma belirtilerinde iyileşme sağladığı görüldü. Araştırmacılar ciltte klinik yaşlanma değerlendirmeleri, elastikiyet ve kaz ayağı bölgesinin silikon replikaları gibi ölçümler kullandı. 12 haftalık değerlendirmede iki yaklaşım arasında bazı farklılıklar bulunsa da genel olarak her iki grubun da yaşlanma karşıtı faydalar gösterdiği bildirildi. PubMed
Bu sonuç bana göre PHA konusunda oldukça önemli bir mesaj veriyor:
PHA sadece “hassas ciltler için mecburen seçilen zayıf asit” değildir.
Klinik araştırmalarda gerçekten ölçülebilir cilt değişiklikleri ortaya koyabilen bir hidroksi asit grubudur.
Ama aynı zamanda beklentiyi de doğru ayarlamak gerekiyor. Bir ürünün klinik çalışmada olumlu sonuç vermesi, piyasadaki her PHA serumunun aynı sonucu vereceği anlamına gelmez. Kullanılan PHA türü, yüzdesi, pH'ı, uygulama sıklığı ve ürünün diğer bileşenleri sonucu değiştirebilir.
PHA'nın Nemlendirme Özelliği Neden Önemli?
PHA'nın AHA'lara kıyasla en ilginç özelliklerinden biri burada ortaya çıkıyor.
2021 yılında yayımlanan bir çalışmada 16 sağlıklı kadın üzerinde yüzde 10 ve yüzde 30 glukonolakton uygulamaları incelendi. Üç uygulama sonrasında cilt nemi ölçüldü ve glukonolakton kullanılan bölgelerde cilt hidrasyonunda anlamlı artış bulundu. Araştırmacılar yüzde 10 ile yüzde 30 konsantrasyon arasında nemlendirme açısından anlamlı bir fark belirlemedi. PubMed
Bu küçük bir çalışma ve katılımcı sayısı yalnızca 16 kişi. Dolayısıyla buradan “%10 PHA herkes için %30 kadar etkilidir” gibi genel bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.
Fakat çalışma PHA'nın neden sadece eksfoliasyonla ilişkilendirilmemesi gerektiğini gösteriyor.
Benzer şekilde laktobiyonik asit üzerine yapılan başka bir çalışmada 10 kişi, sekiz haftalık haftalık uygulamalar boyunca incelendi. Hem yüzde 10 hem yüzde 30 laktobiyonik asit uygulamalarında cilt neminde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görüldü. İki konsantrasyon arasında nemlendirme açısından anlamlı fark bulunmadı. PubMed
Buradaki veri sayıları küçük olsa da ortak fikir ilginç: PHA'lar, “kurutucu peeling” algısının aksine, doğru formülasyonlarda nem yönetimine de katkı sağlayabilir.
Cilt Bariyeri Açısından PHA Neden İlgi Çekiyor?
Cilt bakımında son yıllarda “bariyer” kelimesinin bu kadar popüler hale gelmesinin bir nedeni var. Cildin dış tabakası yalnızca kozmetik görünümü belirleyen bir yüzey değil; su kaybının kontrolünde ve çevresel etkenlere karşı korumada önemli bir yapı.
PHA'larla ilgili dermatolojik literatürde, özellikle gluconolactone ve lactobionic acid'in nemlendirici özellikleri ve bariyer fonksiyonuna katkıları üzerinde duruluyor. Eski klinik literatür, PHA kullanımının bazı durumlarda cildin kimyasal streslere karşı direncini artırabileceğini ve AHA'lara göre daha düşük irritasyonla ilişkilendirilebildiğini bildiriyor. PubMed+1
2023 yılında yayımlanan bir çalışmada da 16 kadın üzerinde yüzde 10 ve yüzde 30 glukonolakton peeling uygulamaları incelendi. Araştırmacılar tedavilerden sonra transepidermal su kaybında (TEWL) bazı bölgelerde anlamlı düşüşler ve sebum ile cilt pH'sında değişiklikler bildirdi. PubMed
TEWL, yani transepidermal water loss, deriden dışarı doğru gerçekleşen su kaybını ifade eder. Basitleştirirsek, değer düştüğünde cildin suyu içeride tutma konusunda daha iyi bir durumda olması söz konusu olabilir.
Fakat yine küçük örneklemli çalışmalar olduğunu unutmamak gerekiyor.
PHA Akneye İyi Gelir mi?
Burada konu biraz daha karmaşık.
1992 tarihli, 150 kişi üzerinde yapılan çift kör klinik çalışmada yüzde 14 glukonolakton solüsyonu; plasebo ve yüzde 5 benzoil peroksitle karşılaştırıldı. Çalışmada hem glukonolakton hem benzoil peroksit, hafif-orta şiddette aknede inflamatuvar ve inflamatuvar olmayan lezyonların sayısını azaltmada etkili bulundu. Ayrıca glukonolakton grubunda benzoil peroksite göre daha az yan etki bildirildi. PubMed
Bu oldukça ilginç bir gerçek dünya verisi.
Çünkü akne bakımında insanlar çoğu zaman “en güçlü olan en iyi olandır” mantığıyla hareket ediyor. Oysa yüzde 5 benzoil peroksit ile yüzde 14 glukonolaktonun karşılaştırıldığı bu çalışma, etkinlik kadar toleransın da tedavinin başarısında önemli olabileceğini düşündürüyor.
Cilt bakımında AHA ve BHA isimlerine artık çoğumuz alıştık ama son yıllarda başka bir kısaltma giderek daha fazla karşımıza çıkıyor: PHA. İlk bakışta yine “asit” kelimesinin geçtiği, dolayısıyla cildi yakıp soyabilecek agresif bir ürün grubu gibi düşünülebiliyor. Oysa PHA’ların asıl ilgi çekici tarafı, eksfoliasyon yaparken bunu görece daha nazik bir biçimde gerçekleştirmeleri ve aynı zamanda nem tutmaya katkı sağlamaları.
Özellikle “Cildimi pürüzsüzleştirmek istiyorum ama kullandığım asitler yüzümü kızartıyor” diyenler açısından konu gerçekten araştırmaya değer. Üstelik PHA yalnızca hassas cilt meselesinden ibaret değil; dermatoloji, kozmetik kimyası, cilt bariyeri ve yaşlanma biyolojisinin kesiştiği bir noktada duruyor.
Peki PHA tam olarak nedir, nasıl çalışır, AHA ve BHA'dan farkı nedir ve gerçekten vaat edildiği kadar etkili midir?
PHA Açılımı Nedir?
PHA, İngilizce Polyhydroxy Acid, yani polihidroksi asit kelimelerinin kısaltmasıdır. Kozmetik ve dermatolojik uygulamalarda en çok karşılaşılan PHA örnekleri gluconolactone (glukonolakton) ve lactobionic acid (laktobiyonik asit) olarak öne çıkar. Bilimsel literatürde bunlar, hidroksi asitlerin daha yeni nesil üyeleri olarak ele alınıyor. PubMed+1
Buradaki önemli nokta, PHA moleküllerinin yapısında birden fazla hidroksil grubunun bulunmasıdır. Bu yapı moleküllerin suyla etkileşimini artırır. Başka bir ifadeyle PHA sadece “ölü deriyi uzaklaştıran asit” şeklinde düşünülmemeli; aynı zamanda nem tutma özellikleri de bulunan bir içerik grubudur.
Bu yüzden PHA'nın çalışma mantığı iki taraflı düşünülebilir:
- Cildin yüzeyindeki ölü hücrelerin uzaklaştırılmasına yardımcı olur.
- Su tutma kapasitesi sayesinde cildin nemli ve daha konforlu hissedilmesine katkı sağlayabilir.
- Cilt yüzeyinin daha düzgün görünmesine yardımcı olabilir.
- Bazı PHA'ların antioksidan özellikleri de bulunmaktadır.
- Cilt bariyerinin toleransını destekleme potansiyeli vardır. PubMed+1
Burada “asit” kelimesine bakıp ürünün mutlaka sert olacağını düşünmek biraz yanıltıcı. Molekülün kimyasal yapısı, konsantrasyonu, ürünün pH'ı ve formülasyonun tamamı ciltte nasıl davranacağını belirliyor.
PHA ile AHA ve BHA Arasındaki Temel Fark Nedir?
AHA denildiğinde en bilinen örneklerden biri glikolik asit, BHA denildiğinde ise kozmetik ürünlerde en yaygın kullanılan içerik salisilik asit oluyor. PHA ise bu ikisinden farklı bir moleküler yapıya sahip.
AHA'lar özellikle yüzeysel eksfoliasyon, cilt dokusunun düzgünleştirilmesi ve fotoyaşlanma belirtilerinin azaltılmasına yönelik ürünlerde uzun süredir kullanılıyor. Ancak AHA kullanımının önemli dezavantajlarından biri bazı kişilerde yanma, batma ve tahriş oluşturabilmesi. PHA'ların geliştirilmesindeki temel fikirlerden biri de benzer kozmetik faydaları daha iyi tolere edilebilen bir yapı üzerinden sağlayabilmekti. PubMed+1
PHA moleküllerinin görece büyük yapısı, cildin içine daha yavaş nüfuz etmeleriyle ilişkilendiriliyor. Bu nedenle glikolik asit gibi daha küçük moleküllü AHA'lara kıyasla daha nazik bir eksfoliasyon profiline sahip olmaları bekleniyor.
Ancak burada önemli bir ayrım yapalım: “PHA hiç tahriş etmez” demek bilimsel açıdan doğru olmaz.
Konsantrasyonu yüksek bir ürün, yanlış kullanım veya zaten hasar görmüş bir cilt bariyeri PHA kullanımında da rahatsızlık yaratabilir. “Nazik” kelimesi “risksiz” anlamına gelmiyor.
PHA Gerçekten Cildi Soyar mı?
Evet, PHA'ların eksfoliasyon etkisi vardır. Fakat bunu klasik anlamda “cildi soyuyor ve yeni deri çıkarıyor” şeklinde düşünmek doğru değil.
Eksfoliasyon, yüzeyde birikmiş ölü hücrelerin ayrılmasına yardımcı olarak cildin daha düzgün görünmesini sağlayabilir. Bu nedenle düzenli PHA kullanımı sonrasında bazı kişilerde:
- daha pürüzsüz bir cilt dokusu,
- daha aydınlık görünüm,
- makyajın daha düzgün oturması,
- yüzeysel kuruluk ve pütürlülükte azalma
gibi değişiklikler görülebilir.
Burada benim açımdan önemli olan nokta şu: PHA'yı “güçlü peeling alternatifi” olarak değil, düzenli ve daha düşük tahriş potansiyelli yüzey yenileme aracı olarak değerlendirmek daha mantıklı.
Çünkü amaç bir gecede cildi değiştirmek değil, uzun vadede cilt yüzeyinin davranışını iyileştirmek.
Bilimsel Çalışmalar PHA Hakkında Ne Söylüyor?
PHA konusunda dikkate değer çalışmalardan biri, 12 hafta boyunca gluconolactone içeren PHA ürünlerini glikolik asit içeren AHA ürünleriyle karşılaştırdı.
Çalışmada her iki yaklaşımın da foto yaşlanma belirtilerinde iyileşme sağladığı görüldü. Araştırmacılar ciltte klinik yaşlanma değerlendirmeleri, elastikiyet ve kaz ayağı bölgesinin silikon replikaları gibi ölçümler kullandı. 12 haftalık değerlendirmede iki yaklaşım arasında bazı farklılıklar bulunsa da genel olarak her iki grubun da yaşlanma karşıtı faydalar gösterdiği bildirildi. PubMed
Bu sonuç bana göre PHA konusunda oldukça önemli bir mesaj veriyor:
PHA sadece “hassas ciltler için mecburen seçilen zayıf asit” değildir.
Klinik araştırmalarda gerçekten ölçülebilir cilt değişiklikleri ortaya koyabilen bir hidroksi asit grubudur.
Ama aynı zamanda beklentiyi de doğru ayarlamak gerekiyor. Bir ürünün klinik çalışmada olumlu sonuç vermesi, piyasadaki her PHA serumunun aynı sonucu vereceği anlamına gelmez. Kullanılan PHA türü, yüzdesi, pH'ı, uygulama sıklığı ve ürünün diğer bileşenleri sonucu değiştirebilir.
PHA'nın Nemlendirme Özelliği Neden Önemli?
PHA'nın AHA'lara kıyasla en ilginç özelliklerinden biri burada ortaya çıkıyor.
2021 yılında yayımlanan bir çalışmada 16 sağlıklı kadın üzerinde yüzde 10 ve yüzde 30 glukonolakton uygulamaları incelendi. Üç uygulama sonrasında cilt nemi ölçüldü ve glukonolakton kullanılan bölgelerde cilt hidrasyonunda anlamlı artış bulundu. Araştırmacılar yüzde 10 ile yüzde 30 konsantrasyon arasında nemlendirme açısından anlamlı bir fark belirlemedi. PubMed
Bu küçük bir çalışma ve katılımcı sayısı yalnızca 16 kişi. Dolayısıyla buradan “%10 PHA herkes için %30 kadar etkilidir” gibi genel bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.
Fakat çalışma PHA'nın neden sadece eksfoliasyonla ilişkilendirilmemesi gerektiğini gösteriyor.
Benzer şekilde laktobiyonik asit üzerine yapılan başka bir çalışmada 10 kişi, sekiz haftalık haftalık uygulamalar boyunca incelendi. Hem yüzde 10 hem yüzde 30 laktobiyonik asit uygulamalarında cilt neminde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görüldü. İki konsantrasyon arasında nemlendirme açısından anlamlı fark bulunmadı. PubMed
Buradaki veri sayıları küçük olsa da ortak fikir ilginç: PHA'lar, “kurutucu peeling” algısının aksine, doğru formülasyonlarda nem yönetimine de katkı sağlayabilir.
Cilt Bariyeri Açısından PHA Neden İlgi Çekiyor?
Cilt bakımında son yıllarda “bariyer” kelimesinin bu kadar popüler hale gelmesinin bir nedeni var. Cildin dış tabakası yalnızca kozmetik görünümü belirleyen bir yüzey değil; su kaybının kontrolünde ve çevresel etkenlere karşı korumada önemli bir yapı.
PHA'larla ilgili dermatolojik literatürde, özellikle gluconolactone ve lactobionic acid'in nemlendirici özellikleri ve bariyer fonksiyonuna katkıları üzerinde duruluyor. Eski klinik literatür, PHA kullanımının bazı durumlarda cildin kimyasal streslere karşı direncini artırabileceğini ve AHA'lara göre daha düşük irritasyonla ilişkilendirilebildiğini bildiriyor. PubMed+1
2023 yılında yayımlanan bir çalışmada da 16 kadın üzerinde yüzde 10 ve yüzde 30 glukonolakton peeling uygulamaları incelendi. Araştırmacılar tedavilerden sonra transepidermal su kaybında (TEWL) bazı bölgelerde anlamlı düşüşler ve sebum ile cilt pH'sında değişiklikler bildirdi. PubMed
TEWL, yani transepidermal water loss, deriden dışarı doğru gerçekleşen su kaybını ifade eder. Basitleştirirsek, değer düştüğünde cildin suyu içeride tutma konusunda daha iyi bir durumda olması söz konusu olabilir.
Fakat yine küçük örneklemli çalışmalar olduğunu unutmamak gerekiyor.
PHA Akneye İyi Gelir mi?
Burada konu biraz daha karmaşık.
1992 tarihli, 150 kişi üzerinde yapılan çift kör klinik çalışmada yüzde 14 glukonolakton solüsyonu; plasebo ve yüzde 5 benzoil peroksitle karşılaştırıldı. Çalışmada hem glukonolakton hem benzoil peroksit, hafif-orta şiddette aknede inflamatuvar ve inflamatuvar olmayan lezyonların sayısını azaltmada etkili bulundu. Ayrıca glukonolakton grubunda benzoil peroksite göre daha az yan etki bildirildi. PubMed
Bu oldukça ilginç bir gerçek dünya verisi.
Çünkü akne bakımında insanlar çoğu zaman “en güçlü olan en iyi olandır” mantığıyla hareket ediyor. Oysa yüzde 5 benzoil peroksit ile yüzde 14 glukonolaktonun karşılaştırıldığı bu çalışma, etkinlik kadar toleransın da tedavinin başarısında önemli olabileceğini düşündürüyor.