Pasif Agresiflik Nasıl Geçer? İçimizdeki Küskün Diplomatı Emekli Etme Rehberi
Pasif Agresiflik Nedir, Evde Beslenir mi?
Arkadaşlar, bir düşünün: Birine kızmışsınız ama kızdığınızı söylemiyorsunuz. Onun yerine “Yok canım, ne kızması?” diyorsunuz. Ardından kapıları biraz sert kapatıyor, mesajlara üç iş günü içinde cevap veriyor ve kahvenizi öyle bir karıştırıyorsunuz ki kaşık sizden intikam almak istiyor. Tebrikler, içinizdeki pasif agresif diplomat uluslararası ilişkiler masasına oturmuş olabilir!
Şaka bir yana, pasif agresiflik insanın hem kendisini hem de çevresindekileri yoran bir iletişim biçimidir. Kızgınlığımızı, kırgınlığımızı veya hoşnutsuzluğumuzu doğrudan ifade etmek yerine dolaylı yollarla göstermemizdir. Bazen iğneleyici sözlerle, bazen surat asarak, bazen de yapılması gereken bir işi sürekli erteleyerek ortaya çıkar.
Mesela iş yerinde bir arkadaşınız sizden son dakika yardım istiyor. İçinizden “Bütün işi bana yıkmayı meslek edindin!” diye geçiriyorsunuz ama ağzınızdan “Tabii, ne demek, zaten başka işim yok!” cümlesi çıkıyor. Sonra işi yaparken içinizden küçük çaplı bir isyan başlatıyorsunuz. Karşı taraf ise söylediğinizi gerçekten yardım etmeye istekli olduğunuz şeklinde yorumlayabiliyor.
İşte sorun burada başlıyor: İçimizde başka bir cümle, dışımızda bambaşka bir cümle yaşıyor.
Peki, pasif agresiflik nasıl geçer? İnsan bir gecede bütün kırgınlıklarını açıkça anlatan, sınırlarını rahatça çizen ve her tartışmayı olgunlukla yöneten bir iletişim gurusuna dönüşebilir mi? Muhtemelen hayır. Fakat bu davranışların nedenlerini anlamak, küçük alışkanlıkları değiştirmek ve duyguları daha açık ifade etmeyi öğrenmek mümkündür.
Üstelik amaç sürekli sakin görünmek veya hiç öfkelenmemek değildir. Amaç, öfkenin direksiyona geçmesini engelleyip ona yol haritasını göstermektir.
Pasif Agresifliğin Arkasında Hangi Duygular Var?
Pasif agresif davranışların altında her zaman kötü niyet bulunmaz. Bazen insan, ne hissettiğini bilir ama bunu söylemenin sonuçlarından korkar. Bazen de hislerini tanımlayamaz; yalnızca içinde biriken huzursuzluğu hisseder.
Bu davranışların arkasında birkaç farklı neden olabilir:
1. Reddedilme veya tartışma korkusu: Çocukluğunda öfkesini ifade ettiğinde azar işiten ya da duyguları küçümsenen biri, yetişkinliğinde doğrudan konuşmayı riskli görebilir. “Hayır” demek yerine kabul eder, sonra da dolaylı yollarla tepkisini gösterir.
2. Sınır koymayı bilmemek: Her isteğe evet diyen insan, bir süre sonra başkalarının kendisini kullandığını düşünebilir. Oysa karşısındaki kişi, sınırlarının nerede başladığını hiç öğrenmemiş olabilir. İnsanların zihin okuma özelliği maalesef henüz güncellemeyle gelmedi.
3. Birikmiş kırgınlıklar: Tek bir olay için gösterilen tepki, bazen aylar boyunca konuşulmamış sorunların toplamıdır. Birinin bulaşığı yıkamaması yüzünden çıkan tartışmanın asıl konusu bulaşık değil, sürekli yalnız bırakıldığını hissetmek olabilir.
4. Kontrol ihtiyacı: Bazı kişiler doğrudan talepte bulunmak yerine karşı tarafı suçluluk hissettirerek harekete geçirmeye çalışır. Böylece açıkça istemeden istediklerini elde etmeyi umarlar.
5. Duyguları tanıma güçlüğü: İnsan bazen kızgın olduğunu sanır ama aslında incinmiştir. Bazen umursamaz görünür ama takdir edilmediği için üzülür. Duygunun adını koyamadığımızda onu sağlıklı biçimde anlatmak da zorlaşır.
Burada önemli bir ayrıntı var: Bir kez surat asmak veya bir tartışmadan sonra sessiz kalmak, tek başına kişinin pasif agresif olduğu anlamına gelmez. Herkes zaman zaman geri çekilebilir. Asıl mesele, dolaylı tepkinin tekrarlayan bir alışkanlığa dönüşmesi ve ilişkileri olumsuz etkilemesidir.
Kendimize şu soruyu sorabiliriz: “Ben gerçekten sorun çıkmasını mı istemiyorum, yoksa sorun çıktığında yaşayacağım duygulardan mı kaçıyorum?”
Bu sorunun cevabı, değişimin ilk kapısını açabilir.
Pasif Agresiflik Nasıl Geçer? İlk Adım Kendini Yakalamak
Pasif agresifliği azaltmanın ilk yolu, davranış ortaya çıktıktan sonra kendimize kızmak değil, davranışın başladığı anı fark etmektir. Çünkü çoğu zaman insan, iğneleyici cümleyi kurarken kendisini haksız değil, gayet haklı hisseder.
Örneğin arkadaşınız buluşmaya yarım saat geç geliyor. Siz de onu görünce “Vay, erkenden gelmişsin!” diyorsunuz. İçinizde küçük bir mizah festivali düzenleniyor olabilir ama karşınızdaki kişi asıl sorunu anlamak yerine kendisini savunmaya geçiyor.
Peki, aynı duyguyu başka türlü ifade edebilir miydik?
“Beklemek beni rahatsız etti. Zamanıma dikkat edilmesini istiyorum.”
İlk cümlede gizli bir saldırı, ikinci cümlede ise açık bir ihtiyaç var. Aradaki fark küçük görünebilir ama iletişim açısından oldukça önemlidir.
Cleveland Clinic'in pasif agresif davranışlarla ilgili psikolog görüşlerine dayanan açıklamalarında da kişinin gerçek duygularını fark etmesi, açık iletişim kurması ve davranışlarının başkaları üzerindeki etkisini anlaması önemli adımlar arasında yer alır. Kaynak: Cleveland Clinic.
Kendimizi gözlemlemek için şu üç soruyu alışkanlık hâline getirebiliriz:
- Şu anda gerçekten ne hissediyorum: öfke mi, kırgınlık mı, hayal kırıklığı mı?
- Karşımdaki kişiden aslında ne bekliyorum?
- Bunu ima etmeden, suçlamadan ve kendimi küçültmeden nasıl söyleyebilirim?
Bu soruların cevaplarını ilk başta bulamayabilirsiniz. Bazen insanın kendi duygularını anlaması, karmaşık bir dolapta aradığı çorabı bulmasından bile zor olabilir. Ama düzenli pratik yaptıkça hangi durumlarda sustuğunuzu, hangi kişiler karşısında hayır diyemediğinizi ve hangi olayların sizi daha kolay tetiklediğini fark edebilirsiniz.
İçimizdeki Öfkeyi Yönetmenin 7 Pratik Yolu
1. Otomatik Tepki Vermeden Önce Durun
Sinirlendiğiniz anda cevap vermek zorunda değilsiniz. Bazen birkaç dakika ara vermek, tartışmanın yönünü tamamen değiştirebilir.
Örneğin eşiniz size “Bugün neden bu kadar sessizsin?” diye sorduğunda hemen “Sen anlamazsın zaten!” demek yerine bir nefes alın. Ardından kendinize sorun: Gerçekten konuşmak istemiyor musunuz, yoksa konuşursanız ağlayacağınızdan veya anlaşılmayacağınızdan mı korkuyorsunuz?
Gerekirse şöyle diyebilirsiniz:
“Şu an biraz gerginim. Seni kırmadan anlatabilmek için yarım saat sakinleşmeye ihtiyacım var. Sonra konuşalım.”
Buradaki önemli nokta, mola vermekle karşı tarafı cezalandırmak arasındaki farktır. Süre belirtmek ve konuşmaya geri dönmek, sessizliği bir silah olmaktan çıkarıp sağlıklı bir ara hâline getirir.
2. İma Yerine Açık Cümleler Kurun
Pasif agresif iletişimin en sevdiği kelimeler arasında “Neyse”, “Boş ver”, “Fark etmez” ve “Sen bilirsin” bulunur. Elbette bu kelimeler her kullanıldığında sorun olduğu anlamına gelmez. Ancak sürekli gerçek duyguların yerine geçiyorlarsa biraz dikkat etmek gerekir.
Şu dönüşümleri deneyebilirsiniz:
- “Bana ne!” yerine “Bu konuda kararın dışında kalmış hissettim.”
- “Sen zaten hep böylesin!” yerine “Bu durum birkaç kez tekrarlandı ve beni yoruyor.”
- “İstediğini yap!” yerine “Bu karara katılmıyorum. Benim açımdan şu nokta önemli.”
- “Yok, hiçbir şey olmadı.” yerine “Biraz kırıldım ama henüz nasıl anlatacağımı toparlayamadım.”
Amaç bütün konuşmaları psikoloji seminerine çevirmek değil. İnsan bazen yalnızca “Bu yaptığın hoşuma gitmedi” de diyebilir. Önemli olan, mesajın karşı tarafın tahmin yeteneğine bağlı kalmamasıdır.
3. Hayır Demeyi Öğrenin
Pasif agresif davranışın önemli nedenlerinden biri, istemediğimiz şeylere sürekli evet demektir.
Arkadaşınız hafta sonu taşınacak. Siz bütün hafta yorulmuşsunuz. Gitmek istemiyorsunuz ama “Tabii, gelirim” diyorsunuz. Cumartesi sabahı alarm çalınca yatakla aranızda tarihî bir barış anlaşması imzalanıyor. Sonra arkadaşınızın mesajına geç cevap veriyor, yardım ederken söyleniyor ve bütün gününüzü zehir ediyorsunuz.
Oysa baştan şu cümleyi kurabilirdiniz:
“Bu hafta çok yoruldum, taşınmaya gelemeyeceğim. İstersen cuma akşamı kutuları hazırlamana yardım edebilirim.”
Dikkat edin: Hem sınır koydunuz hem de istiyorsanız alternatif sundunuz. Alternatif sunmak zorunda da değilsiniz. Bir isteği reddetmek için mutlaka başka bir hizmet teklif etmeniz gerekmez.
Hayır demek sizi bencil yapmaz. Kendi kapasitenizi bilmek, başkalarına verdiğiniz sözleri gerçekten yerine getirebilmenizi sağlar.
4. Öfkenin Altındaki Asıl İhtiyacı Bulun
Bazen “Bana neden haber vermedin?” deriz ama aslında anlatmak istediğimiz “Benim için önemli olduğumu hissetmek istiyorum” olabilir.
Bazen “Evi yine ben topladım!” deriz ama gerçek ihtiyaç paylaşım ve destek görmektir.
Bu nedenle bir sorun yaşadığınızda yalnızca olaya değil, olayın sizde uyandırdığı anlama da bakın.
Kendinize şu soruyu sorun: “Bu olayda tam olarak ne eksik kaldı?”
Cevap güven, ilgi, adalet, dinlenme, saygı veya takdir olabilir. İhtiyacınızı belirlediğinizde çözüm de daha görünür hâle gelir.
Örneğin partnerinizin arkadaşlarıyla sık sık dışarı çıkması sizi rahatsız ediyorsa mesele mutlaka onun dışarı çıkması değildir. Belki birlikte kaliteli zaman geçirmediğinizi düşünüyorsunuzdur. “Yine arkadaşlarına gidiyorsun!” demek yerine “Haftada bir akşamı yalnızca ikimize ayırmak istiyorum” demek daha anlaşılırdır.
5. İğneleyici Mizahın Dozunu Azaltın
Mizah güzeldir; insanı rahatlatır, yakınlaştırır ve bazen zor konuşmaları kolaylaştırır. Ancak mizahın arkasına saklanan her eleştiri masum değildir.
“Seninle plan yapmak piyango kazanmak gibi!” cümlesi arkadaşlar arasında gülüşme yaratabilir. Fakat sürekli geç kalan birine bunu her defasında söylemek, sorunu çözmeden utanç ve savunma yaratabilir.
Kendinize şunu sorun: “Bu şaka ikimizi de güldürüyor mu, yoksa ben kızgınlığımı şaka kılığına mı sokuyorum?”
Cevap ikincisiyse mizahı tamamen bırakmanız gerekmiyor. Önce asıl meseleyi konuşun, sonra birlikte gülebileceğiniz bir alan açın. İletişimin amacı karşı tarafı alt etmek değil, anlaşılmaktır.
6. Her Şeyi Kişisel Algılamamayı Öğrenin
Bir mesajın geç cevaplanması, bir arkadaşın dalgın olması veya bir iş arkadaşının kısa konuşması her zaman size yönelik bir davranış değildir.
Zihin, belirsizliği sevmez. Bu yüzden eksik bilgileri kendi korkularımızla doldurabiliriz. “Bana kızdı”, “Beni önemsemiyor” veya “Beni bilerek dışlıyor” gibi düşünceler bazen gerçek olabilir, bazen de aceleci yorumlardır.
Varsayım yerine açıklama istemeyi deneyin:
“Bugün biraz uzak gibisin. Bir sorun mu var, yoksa yoğun bir gün mü geçiriyorsun?”
Bu soru hem kendi endişenizi ifade etmenizi hem de karşı tarafa açıklama fırsatı vermenizi sağlar.
Elbette sürekli aynı davranışlarla karşılaşıyorsanız her şeyi yanlış anladığınızı düşünmek zorunda değilsiniz. Buradaki amaç kendinizi suçlamak değil, yeterli bilgi olmadan hüküm vermemektir.
7. Hata Yaptığınızda Kendinizi Savunmak Yerine Onarın
Diyelim ki sinirlendiniz ve partnerinize “Sen zaten hiçbir şeyi beceremiyorsun!” dediniz. Ardından onun da size aynı sertlikte cevap verdiğini düşünün. Bir anda konu, ilk anlaşmazlıktan çıkıp kimin daha haklı olduğuna dönüşür.
Böyle bir durumda “Ama sen de beni kızdırdın!” demek yerine şu yaklaşımı deneyebilirsiniz:
“Az önce söylediğim söz kırıcıydı. Sinirliydim ama bu şekilde konuşmam doğru değildi. Asıl rahatsız olduğum konuyu daha düzgün anlatmak istiyorum.”
Özür dilemek, bütün tartışmada haksız olduğunuzu kabul etmek değildir. Kendi davranışınızın sorumluluğunu üstlenmektir.
Değişim sürecinde bazen eski alışkanlıklar geri dönebilir. Önemli olan hiç hata yapmamak değil, hatayı fark edip düzeltmeye çalışmaktır.
Erkekler ve Kadınlar Pasif Agresiflikle Nasıl Baş Edebilir?
Forumlarda bu konuda sık sık iki farklı yaklaşım görülüyor: Bir taraf hemen çözüm üretmek istiyor, diğer taraf önce yaşananların anlaşılmasını bekliyor. Ancak bunları doğrudan erkeklere ve kadınlara ait özellikler olarak değerlendirmek doğru olmaz. İnsanların iletişim tarzlarını yetiştirilme biçimleri, kişilikleri, geçmiş deneyimleri ve içinde bulundukları koşullar etkiler. Her erkek stratejik düşünmez, her kadın da ilişki odaklı davranmaz.
Yine de farklı yaklaşımlardan yararlanmak mümkün.
Çözüm Odaklı Yaklaşım: Sorunu Parçalara Ayırmak
Örneğin yazılım alanında çalışan, sakin ve analitik düşünen bir erkek olan Mert, partneriyle aynı konuda sürekli tartıştığını fark ediyor. İlk tepkisi bir çözüm listesi hazırlamak oluyor: Haftalık görev paylaşımı, ortak takvim, alışveriş çizelgesi ve hatta renk kodlu bir tablo!
Bunlar işe yarayabilir. Ancak partneri Elif, bütün bunlardan önce yorgunluğunun fark edilmesini istiyor.
Mert'in atladığı nokta şu: Sorunun teknik tarafını çözmek, duygusal tarafını otomatik olarak çözmüyor.
Mert önce “Bu kadar işin altında kaldığını fark etmemişim” diyerek Elif'i dinliyor. Ardından ikisi birlikte görev paylaşımını düzenliyor.
Buradan çıkarılabilecek ders, çözüm odaklı düşünmenin kötü olmadığı; yalnızca doğru zamanda ve karşı tarafın ihtiyacını gözeterek kullanılması gerektiğidir.
Stratejik düşünmeyi seven biriyseniz şu yöntemi deneyebilirsiniz:
- Sorunu somut biçimde tanımlayın.
- Kontrol edebildiğiniz ve edemediğiniz noktaları ayırın.
- Karşı tarafın ihtiyacını öğrenin.
- Uygulanabilir bir çözüm belirleyin.
- Bir hafta sonra çözümün işe yarayıp yaramadığını değerlendirin.
Duygular düşman değildir; doğru karar verebilmek için dikkate alınması gereken verilerdir.
Empati Odaklı Yaklaşım: Davranışın Arkasındaki Duyguyu Duymak
Bir başka örnekte, acil serviste çalışan ve yoğun stres altında olan Zeynep, erkek kardeşi Can'ın aile toplantılarına sürekli geç kalmasına sinirleniyor. Can'a “Sen zaten aileni hiç önemsemiyorsun!” demek yerine onunla sakin bir zamanda konuşuyor.
Can da işindeki yoğunluk nedeniyle planlarını yetiştiremediğini, geciktiğinde eleştirilmekten çekindiği için önceden haber vermekten kaçındığını anlatıyor.
Zeynep, Can'ın gecikmesini haklı bulmak zorunda değil. Ancak davranışın arkasındaki nedeni öğrenmek, çözümün önünü açıyor. İkisi bundan sonra Can'ın gelemeyeceği durumlarda önceden haber vermesi konusunda anlaşıyor.
Empati, bir davranışı onaylamak değildir. Karşımızdakinin ne yaşadığını anlamaya çalışırken kendi sınırlarımızı da koruyabilmektir.
Üstelik empati yalnızca kadınlara özgü değildir. Çocuklarıyla açık iletişim kurmaya çalışan bir baba, çalışanlarının zorlandığı noktaları dinleyen bir yönetici veya arkadaşının kırgınlığını anlamaya çalışan bir erkek de son derece ilişki odaklı davranabilir. Aynı şekilde bir kadın, bir anlaşmazlığı çözmek için stratejik planlama yapabilir.
Önemli olan cinsiyet kalıpları değil, duruma uygun beceriyi kullanabilmektir.
Pasif Agresif Bir Partnerle Yaşamak: Sürekli Zihin Okumak Zorunda mısınız?
İşin diğer tarafında da ciddi bir mesele var. Belki pasif agresif davranan siz değilsiniz; sürekli “Bir şey mi yaptım?” diye düşünmek zorunda kalan kişisiniz.
Partneriniz “Sorun yok” diyor ama günlerce sizinle konuşmuyor. Bir isteğinizi kabul ediyor ama sonrasında sizi suçlu hissettirecek biçimde davranıyor. Her konuşma, neyi yanlış yaptığınızı tahmin etmeye çalıştığınız bir bulmacaya dönüşüyor.
Bu durumda yapabileceğiniz ilk şey, sakin ve somut bir konuşma başlatmaktır.
“Bir şeye kırıldığında bunu anlamak istiyorum. Ancak sorun olmadığını söyleyip sonra benimle günlerce konuşmadığında ne yapacağımı bilemiyorum. Kırıldığın konuyu açıkça konuşabilir miyiz?”
Bu cümle hem yaşadığınız durumu anlatır hem de beklentinizi belirtir.
Bunun yanında bazı sınırlar belirlemek gerekir:
- Karşınızdaki kişinin duygularını dinleyebilirsiniz ama onun yerine ne hissettiğini bulmak zorunda değilsiniz.
- Her tartışmada bütün sorumluluğu üstlenmeniz gerekmez.
- Alay, aşağılama ve cezalandırıcı sessizlik karşısında rahatsızlığınızı dile getirebilirsiniz.
- Konuşmak için zaman tanıyabilirsiniz ancak sürekli belirsizlik içinde bırakılmayı normalleştirmek zorunda değilsiniz.
Burada önemli bir ayrım bulunuyor: Bir insanın sakinleşmek için zamana ihtiyaç duyması ile karşısındaki kişiyi cezalandırmak amacıyla iletişimi kesmesi aynı şey değildir. Bazen kişi gerçekten ne söyleyeceğini bilemez. Bazen de sessizlik, karşı tarafı kontrol etmenin bir aracına dönüşebilir.
İkinci durum sürekli tekrarlanıyor, korku yaratıyor veya başka kontrol edici davranışlarla birleşiyorsa konu yalnızca iletişim becerisi olmayabilir. Kendi güvenliğinizi ve duygusal sınırlarınızı önceliklendirmek önemlidir.
Ayrıca başka birinin pasif agresif davranışını tek başınıza değiştiremezsiniz. Açık iletişim kurabilirsiniz, sınır koyabilirsiniz ve destek sunabilirsiniz; fakat değişmek isteyen tarafın da sorumluluk alması gerekir.
Pasif Agresifliği Azaltmak İçin 7 Günlük Küçük Bir Deney
Büyük kararlar alıp üç gün sonra eski alışkanlıklara dönmek yerine küçük bir deney yapmaya ne dersiniz? Bu çalışma profesyonel bir terapi programı değil; kendinizi gözlemlemenize yardımcı olabilecek basit bir alıştırmadır.
1. gün – Fark etme: Gün içinde söylemek isteyip de söylemediğiniz cümleleri not edin. Kendinizi yargılamadan gözlemleyin.
2. gün – Duyguyu adlandırma: Bir anlaşmazlık yaşadığınızda “Kızgınım” demekle yetinmeyin. Kırgın, kaygılı, dışlanmış, yorgun veya hayal kırıklığına uğramış olup olmadığınızı düşünün.
3. gün – Küçük bir hayır: Gerçekten istemediğiniz, önemsiz bir talebi nazikçe reddedin. Suçluluk hissetseniz bile bu duygunun geçmesine izin verin.
4. gün – İma yerine açıklık: Normalde iğneleyici bir cümle kuracağınız bir durumda ihtiyacınızı doğrudan söyleyin.
5. gün – Dinleme: Bir anlaşmazlıkta hemen savunmaya geçmeden önce karşınızdaki kişinin ne anlatmaya çalıştığını kendi cümlelerinizle özetleyin. “Yani asıl rahatsız olduğun şey, sana haber vermemem mi?” gibi bir soru sorun.
6. gün – Onarım: Önceki günlerde kırıcı davrandığınızı fark ederseniz bunu kabul edin ve mümkünse davranışınızı düzeltin.
7. gün – Değerlendirme: Hangi durumda kendinizi daha rahat ifade ettiniz? Nerede sustunuz? Hangi duygudan kaçındınız? Bir sonraki hafta hangi davranışı tekrarlamak istiyorsunuz?
Bu deneyin amacı yedi günde tamamen değişmek değildir. Kendi davranışlarınızı daha net görebilmektir. Küçük ilerlemeler bile zaman içinde yeni alışkanlıkların oluşmasına yardımcı olabilir.
Ne Zaman Profesyonel Destek Almak Gerekir?
Pasif agresif davranışlar sık sık tekrarlanıyor, yakın ilişkileri bozuyor, iş yaşamını etkiliyor veya kişinin öfkesini ve kırgınlığını yönetmesini zorlaştırıyorsa bir psikologdan destek almak yararlı olabilir.
Bilişsel davranışçı terapi gibi yaklaşımlar, kişinin otomatik düşüncelerini fark etmesine, duygularını düzenlemesine ve daha işlevsel davranışlar geliştirmesine yardımcı olabilir. İletişim ve kişiler arası ilişki becerileri üzerinde çalışmak da sürecin bir parçası olabilir. Hangi yaklaşımın uygun olduğu kişinin ihtiyaçlarına ve yaşadığı güçlüklerin niteliğine göre değerlendirilir.
Burada amaç kişiye bir etiket yapıştırmak değildir. Pasif agresif davranış tek başına belirli bir ruhsal bozukluğun kanıtı sayılmaz. Davranışın nedenlerini anlamak ve gerekiyorsa profesyonel değerlendirme almak daha sağlıklı bir yoldur. Kaynak: Mayo Clinic.
Bir uzmana başvurmak için sorunların dayanılmaz bir noktaya ulaşmasını beklemek de gerekmez. İnsan bazen yalnızca neden aynı tartışmaları tekrar tekrar yaşadığını anlamak için destek alabilir.
Forum Sorusu: Sizce İnsan Neden Kırıldığını Açıkça Söyleyemez?
Geldik konunun en can alıcı yerine arkadaşlar!
Bazen “Bir şey yok” dememizin arkasında gerçekten bir şey olmaması vardır. Bazen de söyleyeceğimiz şeyin bizi zayıf göstereceğinden, tartışma çıkaracağından veya karşı taraf tarafından önemsenmeyeceğinden korkarız.
Belki çocukken ağladığımızda “Abartma” denildi. Belki bir kez dürüstçe konuştuğumuzda söylediklerimiz aleyhimize kullanıldı. Belki de yıllarca herkesi memnun etmeye çalışırken kendi isteklerimizi nasıl ifade edeceğimizi unuttuk.
Fakat geçmişte işe yarayan bir savunma yöntemi, yetişkinlikte ilişkilerimizi zorlaştırabilir. Değişim de tam burada başlar: Kendimizi suçlamak yerine artık hangi davranışa ihtiyacımız olduğunu anlamakla.
Şimdi forumdaki arkadaşlara birkaç soru bırakalım:
- Siz daha çok hangi durumda pasif agresif davranıyorsunuz: Haksızlığa uğradığınızda mı, anlaşılmadığınızı hissettiğinizde mi, yoksa hayır diyemediğinizde mi?
- Size “Bir şey mi oldu?” diye sorulduğunda gerçekten anlatabiliyor musunuz, yoksa otomatik olarak “Yok, bir şey olmadı” mı diyorsunuz?
- Bir insanın açıkça öfkelenmesi mi, yoksa hiçbir şey söylemeyip günlerce soğuk davranması mı sizin için daha zor?
- Sizce pasif agresiflik daha çok öğrenilmiş bir alışkanlık mı, yoksa çatışma korkusuyla mı ilgili?
- Hayatınızda bir kez olsun “Bunu ima ederek anlatacağıma doğrudan söylemeliydim” dediğiniz bir olay yaşadınız mı?
Bence en önemli nokta şu: Açık iletişim kurmak, her aklımızdan geçeni filtresiz biçimde söylemek değildir. Dürüst olmakla kırıcı olmak arasında bir fark vardır. Sınır koymakla karşı tarafı cezalandırmak arasında da öyle.
Pasif agresifliği azaltmak için duygularımızı bastırmak yerine anlamayı, imalar yerine açık cümleler kurmayı, gereksiz yere evet demek yerine gerektiğinde hayır demeyi ve hata yaptığımızda sorumluluk almayı öğrenebiliriz.
Çünkü insan ilişkileri, herkesin sürekli mutlu olduğu kusursuz bir tiyatro oyunu değildir. Bazen anlaşamayacağız, bazen kırılacağız, bazen de yanlış kelimeyi seçip ortalığı karıştıracağız. Önemli olan, kırgınlığımızı karşı tarafa tahmin ettirmeye çalışmak yerine konuşabilmek.
Kısacası, içinizdeki küskün diplomatın görevini tamamen elinden almanız gerekmiyor. Yalnızca ona her anlaşmazlıkta veto hakkı vermeyin. Arada bir mikrofonu eline alıp “Ben aslında buna üzüldüm” diyen tarafınıza da söz hakkı tanıyın.
Bakalım forumda kimler bu konuda kendi deneyimlerini paylaşacak? Belki de yıllardır çözülemediğini düşündüğümüz bir sorunun cevabı, birimizin öğrendiği küçük ama etkili bir iletişim yönteminde saklıdır.
Pasif Agresiflik Nedir, Evde Beslenir mi?
Arkadaşlar, bir düşünün: Birine kızmışsınız ama kızdığınızı söylemiyorsunuz. Onun yerine “Yok canım, ne kızması?” diyorsunuz. Ardından kapıları biraz sert kapatıyor, mesajlara üç iş günü içinde cevap veriyor ve kahvenizi öyle bir karıştırıyorsunuz ki kaşık sizden intikam almak istiyor. Tebrikler, içinizdeki pasif agresif diplomat uluslararası ilişkiler masasına oturmuş olabilir!
Şaka bir yana, pasif agresiflik insanın hem kendisini hem de çevresindekileri yoran bir iletişim biçimidir. Kızgınlığımızı, kırgınlığımızı veya hoşnutsuzluğumuzu doğrudan ifade etmek yerine dolaylı yollarla göstermemizdir. Bazen iğneleyici sözlerle, bazen surat asarak, bazen de yapılması gereken bir işi sürekli erteleyerek ortaya çıkar.
Mesela iş yerinde bir arkadaşınız sizden son dakika yardım istiyor. İçinizden “Bütün işi bana yıkmayı meslek edindin!” diye geçiriyorsunuz ama ağzınızdan “Tabii, ne demek, zaten başka işim yok!” cümlesi çıkıyor. Sonra işi yaparken içinizden küçük çaplı bir isyan başlatıyorsunuz. Karşı taraf ise söylediğinizi gerçekten yardım etmeye istekli olduğunuz şeklinde yorumlayabiliyor.
İşte sorun burada başlıyor: İçimizde başka bir cümle, dışımızda bambaşka bir cümle yaşıyor.
Peki, pasif agresiflik nasıl geçer? İnsan bir gecede bütün kırgınlıklarını açıkça anlatan, sınırlarını rahatça çizen ve her tartışmayı olgunlukla yöneten bir iletişim gurusuna dönüşebilir mi? Muhtemelen hayır. Fakat bu davranışların nedenlerini anlamak, küçük alışkanlıkları değiştirmek ve duyguları daha açık ifade etmeyi öğrenmek mümkündür.
Üstelik amaç sürekli sakin görünmek veya hiç öfkelenmemek değildir. Amaç, öfkenin direksiyona geçmesini engelleyip ona yol haritasını göstermektir.
Pasif Agresifliğin Arkasında Hangi Duygular Var?
Pasif agresif davranışların altında her zaman kötü niyet bulunmaz. Bazen insan, ne hissettiğini bilir ama bunu söylemenin sonuçlarından korkar. Bazen de hislerini tanımlayamaz; yalnızca içinde biriken huzursuzluğu hisseder.
Bu davranışların arkasında birkaç farklı neden olabilir:
1. Reddedilme veya tartışma korkusu: Çocukluğunda öfkesini ifade ettiğinde azar işiten ya da duyguları küçümsenen biri, yetişkinliğinde doğrudan konuşmayı riskli görebilir. “Hayır” demek yerine kabul eder, sonra da dolaylı yollarla tepkisini gösterir.
2. Sınır koymayı bilmemek: Her isteğe evet diyen insan, bir süre sonra başkalarının kendisini kullandığını düşünebilir. Oysa karşısındaki kişi, sınırlarının nerede başladığını hiç öğrenmemiş olabilir. İnsanların zihin okuma özelliği maalesef henüz güncellemeyle gelmedi.
3. Birikmiş kırgınlıklar: Tek bir olay için gösterilen tepki, bazen aylar boyunca konuşulmamış sorunların toplamıdır. Birinin bulaşığı yıkamaması yüzünden çıkan tartışmanın asıl konusu bulaşık değil, sürekli yalnız bırakıldığını hissetmek olabilir.
4. Kontrol ihtiyacı: Bazı kişiler doğrudan talepte bulunmak yerine karşı tarafı suçluluk hissettirerek harekete geçirmeye çalışır. Böylece açıkça istemeden istediklerini elde etmeyi umarlar.
5. Duyguları tanıma güçlüğü: İnsan bazen kızgın olduğunu sanır ama aslında incinmiştir. Bazen umursamaz görünür ama takdir edilmediği için üzülür. Duygunun adını koyamadığımızda onu sağlıklı biçimde anlatmak da zorlaşır.
Burada önemli bir ayrıntı var: Bir kez surat asmak veya bir tartışmadan sonra sessiz kalmak, tek başına kişinin pasif agresif olduğu anlamına gelmez. Herkes zaman zaman geri çekilebilir. Asıl mesele, dolaylı tepkinin tekrarlayan bir alışkanlığa dönüşmesi ve ilişkileri olumsuz etkilemesidir.
Kendimize şu soruyu sorabiliriz: “Ben gerçekten sorun çıkmasını mı istemiyorum, yoksa sorun çıktığında yaşayacağım duygulardan mı kaçıyorum?”
Bu sorunun cevabı, değişimin ilk kapısını açabilir.
Pasif Agresiflik Nasıl Geçer? İlk Adım Kendini Yakalamak
Pasif agresifliği azaltmanın ilk yolu, davranış ortaya çıktıktan sonra kendimize kızmak değil, davranışın başladığı anı fark etmektir. Çünkü çoğu zaman insan, iğneleyici cümleyi kurarken kendisini haksız değil, gayet haklı hisseder.
Örneğin arkadaşınız buluşmaya yarım saat geç geliyor. Siz de onu görünce “Vay, erkenden gelmişsin!” diyorsunuz. İçinizde küçük bir mizah festivali düzenleniyor olabilir ama karşınızdaki kişi asıl sorunu anlamak yerine kendisini savunmaya geçiyor.
Peki, aynı duyguyu başka türlü ifade edebilir miydik?
“Beklemek beni rahatsız etti. Zamanıma dikkat edilmesini istiyorum.”
İlk cümlede gizli bir saldırı, ikinci cümlede ise açık bir ihtiyaç var. Aradaki fark küçük görünebilir ama iletişim açısından oldukça önemlidir.
Cleveland Clinic'in pasif agresif davranışlarla ilgili psikolog görüşlerine dayanan açıklamalarında da kişinin gerçek duygularını fark etmesi, açık iletişim kurması ve davranışlarının başkaları üzerindeki etkisini anlaması önemli adımlar arasında yer alır. Kaynak: Cleveland Clinic.
Kendimizi gözlemlemek için şu üç soruyu alışkanlık hâline getirebiliriz:
- Şu anda gerçekten ne hissediyorum: öfke mi, kırgınlık mı, hayal kırıklığı mı?
- Karşımdaki kişiden aslında ne bekliyorum?
- Bunu ima etmeden, suçlamadan ve kendimi küçültmeden nasıl söyleyebilirim?
Bu soruların cevaplarını ilk başta bulamayabilirsiniz. Bazen insanın kendi duygularını anlaması, karmaşık bir dolapta aradığı çorabı bulmasından bile zor olabilir. Ama düzenli pratik yaptıkça hangi durumlarda sustuğunuzu, hangi kişiler karşısında hayır diyemediğinizi ve hangi olayların sizi daha kolay tetiklediğini fark edebilirsiniz.
İçimizdeki Öfkeyi Yönetmenin 7 Pratik Yolu
1. Otomatik Tepki Vermeden Önce Durun
Sinirlendiğiniz anda cevap vermek zorunda değilsiniz. Bazen birkaç dakika ara vermek, tartışmanın yönünü tamamen değiştirebilir.
Örneğin eşiniz size “Bugün neden bu kadar sessizsin?” diye sorduğunda hemen “Sen anlamazsın zaten!” demek yerine bir nefes alın. Ardından kendinize sorun: Gerçekten konuşmak istemiyor musunuz, yoksa konuşursanız ağlayacağınızdan veya anlaşılmayacağınızdan mı korkuyorsunuz?
Gerekirse şöyle diyebilirsiniz:
“Şu an biraz gerginim. Seni kırmadan anlatabilmek için yarım saat sakinleşmeye ihtiyacım var. Sonra konuşalım.”
Buradaki önemli nokta, mola vermekle karşı tarafı cezalandırmak arasındaki farktır. Süre belirtmek ve konuşmaya geri dönmek, sessizliği bir silah olmaktan çıkarıp sağlıklı bir ara hâline getirir.
2. İma Yerine Açık Cümleler Kurun
Pasif agresif iletişimin en sevdiği kelimeler arasında “Neyse”, “Boş ver”, “Fark etmez” ve “Sen bilirsin” bulunur. Elbette bu kelimeler her kullanıldığında sorun olduğu anlamına gelmez. Ancak sürekli gerçek duyguların yerine geçiyorlarsa biraz dikkat etmek gerekir.
Şu dönüşümleri deneyebilirsiniz:
- “Bana ne!” yerine “Bu konuda kararın dışında kalmış hissettim.”
- “Sen zaten hep böylesin!” yerine “Bu durum birkaç kez tekrarlandı ve beni yoruyor.”
- “İstediğini yap!” yerine “Bu karara katılmıyorum. Benim açımdan şu nokta önemli.”
- “Yok, hiçbir şey olmadı.” yerine “Biraz kırıldım ama henüz nasıl anlatacağımı toparlayamadım.”
Amaç bütün konuşmaları psikoloji seminerine çevirmek değil. İnsan bazen yalnızca “Bu yaptığın hoşuma gitmedi” de diyebilir. Önemli olan, mesajın karşı tarafın tahmin yeteneğine bağlı kalmamasıdır.
3. Hayır Demeyi Öğrenin
Pasif agresif davranışın önemli nedenlerinden biri, istemediğimiz şeylere sürekli evet demektir.
Arkadaşınız hafta sonu taşınacak. Siz bütün hafta yorulmuşsunuz. Gitmek istemiyorsunuz ama “Tabii, gelirim” diyorsunuz. Cumartesi sabahı alarm çalınca yatakla aranızda tarihî bir barış anlaşması imzalanıyor. Sonra arkadaşınızın mesajına geç cevap veriyor, yardım ederken söyleniyor ve bütün gününüzü zehir ediyorsunuz.
Oysa baştan şu cümleyi kurabilirdiniz:
“Bu hafta çok yoruldum, taşınmaya gelemeyeceğim. İstersen cuma akşamı kutuları hazırlamana yardım edebilirim.”
Dikkat edin: Hem sınır koydunuz hem de istiyorsanız alternatif sundunuz. Alternatif sunmak zorunda da değilsiniz. Bir isteği reddetmek için mutlaka başka bir hizmet teklif etmeniz gerekmez.
Hayır demek sizi bencil yapmaz. Kendi kapasitenizi bilmek, başkalarına verdiğiniz sözleri gerçekten yerine getirebilmenizi sağlar.
4. Öfkenin Altındaki Asıl İhtiyacı Bulun
Bazen “Bana neden haber vermedin?” deriz ama aslında anlatmak istediğimiz “Benim için önemli olduğumu hissetmek istiyorum” olabilir.
Bazen “Evi yine ben topladım!” deriz ama gerçek ihtiyaç paylaşım ve destek görmektir.
Bu nedenle bir sorun yaşadığınızda yalnızca olaya değil, olayın sizde uyandırdığı anlama da bakın.
Kendinize şu soruyu sorun: “Bu olayda tam olarak ne eksik kaldı?”
Cevap güven, ilgi, adalet, dinlenme, saygı veya takdir olabilir. İhtiyacınızı belirlediğinizde çözüm de daha görünür hâle gelir.
Örneğin partnerinizin arkadaşlarıyla sık sık dışarı çıkması sizi rahatsız ediyorsa mesele mutlaka onun dışarı çıkması değildir. Belki birlikte kaliteli zaman geçirmediğinizi düşünüyorsunuzdur. “Yine arkadaşlarına gidiyorsun!” demek yerine “Haftada bir akşamı yalnızca ikimize ayırmak istiyorum” demek daha anlaşılırdır.
5. İğneleyici Mizahın Dozunu Azaltın
Mizah güzeldir; insanı rahatlatır, yakınlaştırır ve bazen zor konuşmaları kolaylaştırır. Ancak mizahın arkasına saklanan her eleştiri masum değildir.
“Seninle plan yapmak piyango kazanmak gibi!” cümlesi arkadaşlar arasında gülüşme yaratabilir. Fakat sürekli geç kalan birine bunu her defasında söylemek, sorunu çözmeden utanç ve savunma yaratabilir.
Kendinize şunu sorun: “Bu şaka ikimizi de güldürüyor mu, yoksa ben kızgınlığımı şaka kılığına mı sokuyorum?”
Cevap ikincisiyse mizahı tamamen bırakmanız gerekmiyor. Önce asıl meseleyi konuşun, sonra birlikte gülebileceğiniz bir alan açın. İletişimin amacı karşı tarafı alt etmek değil, anlaşılmaktır.
6. Her Şeyi Kişisel Algılamamayı Öğrenin
Bir mesajın geç cevaplanması, bir arkadaşın dalgın olması veya bir iş arkadaşının kısa konuşması her zaman size yönelik bir davranış değildir.
Zihin, belirsizliği sevmez. Bu yüzden eksik bilgileri kendi korkularımızla doldurabiliriz. “Bana kızdı”, “Beni önemsemiyor” veya “Beni bilerek dışlıyor” gibi düşünceler bazen gerçek olabilir, bazen de aceleci yorumlardır.
Varsayım yerine açıklama istemeyi deneyin:
“Bugün biraz uzak gibisin. Bir sorun mu var, yoksa yoğun bir gün mü geçiriyorsun?”
Bu soru hem kendi endişenizi ifade etmenizi hem de karşı tarafa açıklama fırsatı vermenizi sağlar.
Elbette sürekli aynı davranışlarla karşılaşıyorsanız her şeyi yanlış anladığınızı düşünmek zorunda değilsiniz. Buradaki amaç kendinizi suçlamak değil, yeterli bilgi olmadan hüküm vermemektir.
7. Hata Yaptığınızda Kendinizi Savunmak Yerine Onarın
Diyelim ki sinirlendiniz ve partnerinize “Sen zaten hiçbir şeyi beceremiyorsun!” dediniz. Ardından onun da size aynı sertlikte cevap verdiğini düşünün. Bir anda konu, ilk anlaşmazlıktan çıkıp kimin daha haklı olduğuna dönüşür.
Böyle bir durumda “Ama sen de beni kızdırdın!” demek yerine şu yaklaşımı deneyebilirsiniz:
“Az önce söylediğim söz kırıcıydı. Sinirliydim ama bu şekilde konuşmam doğru değildi. Asıl rahatsız olduğum konuyu daha düzgün anlatmak istiyorum.”
Özür dilemek, bütün tartışmada haksız olduğunuzu kabul etmek değildir. Kendi davranışınızın sorumluluğunu üstlenmektir.
Değişim sürecinde bazen eski alışkanlıklar geri dönebilir. Önemli olan hiç hata yapmamak değil, hatayı fark edip düzeltmeye çalışmaktır.
Erkekler ve Kadınlar Pasif Agresiflikle Nasıl Baş Edebilir?
Forumlarda bu konuda sık sık iki farklı yaklaşım görülüyor: Bir taraf hemen çözüm üretmek istiyor, diğer taraf önce yaşananların anlaşılmasını bekliyor. Ancak bunları doğrudan erkeklere ve kadınlara ait özellikler olarak değerlendirmek doğru olmaz. İnsanların iletişim tarzlarını yetiştirilme biçimleri, kişilikleri, geçmiş deneyimleri ve içinde bulundukları koşullar etkiler. Her erkek stratejik düşünmez, her kadın da ilişki odaklı davranmaz.
Yine de farklı yaklaşımlardan yararlanmak mümkün.
Çözüm Odaklı Yaklaşım: Sorunu Parçalara Ayırmak
Örneğin yazılım alanında çalışan, sakin ve analitik düşünen bir erkek olan Mert, partneriyle aynı konuda sürekli tartıştığını fark ediyor. İlk tepkisi bir çözüm listesi hazırlamak oluyor: Haftalık görev paylaşımı, ortak takvim, alışveriş çizelgesi ve hatta renk kodlu bir tablo!
Bunlar işe yarayabilir. Ancak partneri Elif, bütün bunlardan önce yorgunluğunun fark edilmesini istiyor.
Mert'in atladığı nokta şu: Sorunun teknik tarafını çözmek, duygusal tarafını otomatik olarak çözmüyor.
Mert önce “Bu kadar işin altında kaldığını fark etmemişim” diyerek Elif'i dinliyor. Ardından ikisi birlikte görev paylaşımını düzenliyor.
Buradan çıkarılabilecek ders, çözüm odaklı düşünmenin kötü olmadığı; yalnızca doğru zamanda ve karşı tarafın ihtiyacını gözeterek kullanılması gerektiğidir.
Stratejik düşünmeyi seven biriyseniz şu yöntemi deneyebilirsiniz:
- Sorunu somut biçimde tanımlayın.
- Kontrol edebildiğiniz ve edemediğiniz noktaları ayırın.
- Karşı tarafın ihtiyacını öğrenin.
- Uygulanabilir bir çözüm belirleyin.
- Bir hafta sonra çözümün işe yarayıp yaramadığını değerlendirin.
Duygular düşman değildir; doğru karar verebilmek için dikkate alınması gereken verilerdir.
Empati Odaklı Yaklaşım: Davranışın Arkasındaki Duyguyu Duymak
Bir başka örnekte, acil serviste çalışan ve yoğun stres altında olan Zeynep, erkek kardeşi Can'ın aile toplantılarına sürekli geç kalmasına sinirleniyor. Can'a “Sen zaten aileni hiç önemsemiyorsun!” demek yerine onunla sakin bir zamanda konuşuyor.
Can da işindeki yoğunluk nedeniyle planlarını yetiştiremediğini, geciktiğinde eleştirilmekten çekindiği için önceden haber vermekten kaçındığını anlatıyor.
Zeynep, Can'ın gecikmesini haklı bulmak zorunda değil. Ancak davranışın arkasındaki nedeni öğrenmek, çözümün önünü açıyor. İkisi bundan sonra Can'ın gelemeyeceği durumlarda önceden haber vermesi konusunda anlaşıyor.
Empati, bir davranışı onaylamak değildir. Karşımızdakinin ne yaşadığını anlamaya çalışırken kendi sınırlarımızı da koruyabilmektir.
Üstelik empati yalnızca kadınlara özgü değildir. Çocuklarıyla açık iletişim kurmaya çalışan bir baba, çalışanlarının zorlandığı noktaları dinleyen bir yönetici veya arkadaşının kırgınlığını anlamaya çalışan bir erkek de son derece ilişki odaklı davranabilir. Aynı şekilde bir kadın, bir anlaşmazlığı çözmek için stratejik planlama yapabilir.
Önemli olan cinsiyet kalıpları değil, duruma uygun beceriyi kullanabilmektir.
Pasif Agresif Bir Partnerle Yaşamak: Sürekli Zihin Okumak Zorunda mısınız?
İşin diğer tarafında da ciddi bir mesele var. Belki pasif agresif davranan siz değilsiniz; sürekli “Bir şey mi yaptım?” diye düşünmek zorunda kalan kişisiniz.
Partneriniz “Sorun yok” diyor ama günlerce sizinle konuşmuyor. Bir isteğinizi kabul ediyor ama sonrasında sizi suçlu hissettirecek biçimde davranıyor. Her konuşma, neyi yanlış yaptığınızı tahmin etmeye çalıştığınız bir bulmacaya dönüşüyor.
Bu durumda yapabileceğiniz ilk şey, sakin ve somut bir konuşma başlatmaktır.
“Bir şeye kırıldığında bunu anlamak istiyorum. Ancak sorun olmadığını söyleyip sonra benimle günlerce konuşmadığında ne yapacağımı bilemiyorum. Kırıldığın konuyu açıkça konuşabilir miyiz?”
Bu cümle hem yaşadığınız durumu anlatır hem de beklentinizi belirtir.
Bunun yanında bazı sınırlar belirlemek gerekir:
- Karşınızdaki kişinin duygularını dinleyebilirsiniz ama onun yerine ne hissettiğini bulmak zorunda değilsiniz.
- Her tartışmada bütün sorumluluğu üstlenmeniz gerekmez.
- Alay, aşağılama ve cezalandırıcı sessizlik karşısında rahatsızlığınızı dile getirebilirsiniz.
- Konuşmak için zaman tanıyabilirsiniz ancak sürekli belirsizlik içinde bırakılmayı normalleştirmek zorunda değilsiniz.
Burada önemli bir ayrım bulunuyor: Bir insanın sakinleşmek için zamana ihtiyaç duyması ile karşısındaki kişiyi cezalandırmak amacıyla iletişimi kesmesi aynı şey değildir. Bazen kişi gerçekten ne söyleyeceğini bilemez. Bazen de sessizlik, karşı tarafı kontrol etmenin bir aracına dönüşebilir.
İkinci durum sürekli tekrarlanıyor, korku yaratıyor veya başka kontrol edici davranışlarla birleşiyorsa konu yalnızca iletişim becerisi olmayabilir. Kendi güvenliğinizi ve duygusal sınırlarınızı önceliklendirmek önemlidir.
Ayrıca başka birinin pasif agresif davranışını tek başınıza değiştiremezsiniz. Açık iletişim kurabilirsiniz, sınır koyabilirsiniz ve destek sunabilirsiniz; fakat değişmek isteyen tarafın da sorumluluk alması gerekir.
Pasif Agresifliği Azaltmak İçin 7 Günlük Küçük Bir Deney
Büyük kararlar alıp üç gün sonra eski alışkanlıklara dönmek yerine küçük bir deney yapmaya ne dersiniz? Bu çalışma profesyonel bir terapi programı değil; kendinizi gözlemlemenize yardımcı olabilecek basit bir alıştırmadır.
1. gün – Fark etme: Gün içinde söylemek isteyip de söylemediğiniz cümleleri not edin. Kendinizi yargılamadan gözlemleyin.
2. gün – Duyguyu adlandırma: Bir anlaşmazlık yaşadığınızda “Kızgınım” demekle yetinmeyin. Kırgın, kaygılı, dışlanmış, yorgun veya hayal kırıklığına uğramış olup olmadığınızı düşünün.
3. gün – Küçük bir hayır: Gerçekten istemediğiniz, önemsiz bir talebi nazikçe reddedin. Suçluluk hissetseniz bile bu duygunun geçmesine izin verin.
4. gün – İma yerine açıklık: Normalde iğneleyici bir cümle kuracağınız bir durumda ihtiyacınızı doğrudan söyleyin.
5. gün – Dinleme: Bir anlaşmazlıkta hemen savunmaya geçmeden önce karşınızdaki kişinin ne anlatmaya çalıştığını kendi cümlelerinizle özetleyin. “Yani asıl rahatsız olduğun şey, sana haber vermemem mi?” gibi bir soru sorun.
6. gün – Onarım: Önceki günlerde kırıcı davrandığınızı fark ederseniz bunu kabul edin ve mümkünse davranışınızı düzeltin.
7. gün – Değerlendirme: Hangi durumda kendinizi daha rahat ifade ettiniz? Nerede sustunuz? Hangi duygudan kaçındınız? Bir sonraki hafta hangi davranışı tekrarlamak istiyorsunuz?
Bu deneyin amacı yedi günde tamamen değişmek değildir. Kendi davranışlarınızı daha net görebilmektir. Küçük ilerlemeler bile zaman içinde yeni alışkanlıkların oluşmasına yardımcı olabilir.
Ne Zaman Profesyonel Destek Almak Gerekir?
Pasif agresif davranışlar sık sık tekrarlanıyor, yakın ilişkileri bozuyor, iş yaşamını etkiliyor veya kişinin öfkesini ve kırgınlığını yönetmesini zorlaştırıyorsa bir psikologdan destek almak yararlı olabilir.
Bilişsel davranışçı terapi gibi yaklaşımlar, kişinin otomatik düşüncelerini fark etmesine, duygularını düzenlemesine ve daha işlevsel davranışlar geliştirmesine yardımcı olabilir. İletişim ve kişiler arası ilişki becerileri üzerinde çalışmak da sürecin bir parçası olabilir. Hangi yaklaşımın uygun olduğu kişinin ihtiyaçlarına ve yaşadığı güçlüklerin niteliğine göre değerlendirilir.
Burada amaç kişiye bir etiket yapıştırmak değildir. Pasif agresif davranış tek başına belirli bir ruhsal bozukluğun kanıtı sayılmaz. Davranışın nedenlerini anlamak ve gerekiyorsa profesyonel değerlendirme almak daha sağlıklı bir yoldur. Kaynak: Mayo Clinic.
Bir uzmana başvurmak için sorunların dayanılmaz bir noktaya ulaşmasını beklemek de gerekmez. İnsan bazen yalnızca neden aynı tartışmaları tekrar tekrar yaşadığını anlamak için destek alabilir.
Forum Sorusu: Sizce İnsan Neden Kırıldığını Açıkça Söyleyemez?
Geldik konunun en can alıcı yerine arkadaşlar!
Bazen “Bir şey yok” dememizin arkasında gerçekten bir şey olmaması vardır. Bazen de söyleyeceğimiz şeyin bizi zayıf göstereceğinden, tartışma çıkaracağından veya karşı taraf tarafından önemsenmeyeceğinden korkarız.
Belki çocukken ağladığımızda “Abartma” denildi. Belki bir kez dürüstçe konuştuğumuzda söylediklerimiz aleyhimize kullanıldı. Belki de yıllarca herkesi memnun etmeye çalışırken kendi isteklerimizi nasıl ifade edeceğimizi unuttuk.
Fakat geçmişte işe yarayan bir savunma yöntemi, yetişkinlikte ilişkilerimizi zorlaştırabilir. Değişim de tam burada başlar: Kendimizi suçlamak yerine artık hangi davranışa ihtiyacımız olduğunu anlamakla.
Şimdi forumdaki arkadaşlara birkaç soru bırakalım:
- Siz daha çok hangi durumda pasif agresif davranıyorsunuz: Haksızlığa uğradığınızda mı, anlaşılmadığınızı hissettiğinizde mi, yoksa hayır diyemediğinizde mi?
- Size “Bir şey mi oldu?” diye sorulduğunda gerçekten anlatabiliyor musunuz, yoksa otomatik olarak “Yok, bir şey olmadı” mı diyorsunuz?
- Bir insanın açıkça öfkelenmesi mi, yoksa hiçbir şey söylemeyip günlerce soğuk davranması mı sizin için daha zor?
- Sizce pasif agresiflik daha çok öğrenilmiş bir alışkanlık mı, yoksa çatışma korkusuyla mı ilgili?
- Hayatınızda bir kez olsun “Bunu ima ederek anlatacağıma doğrudan söylemeliydim” dediğiniz bir olay yaşadınız mı?
Bence en önemli nokta şu: Açık iletişim kurmak, her aklımızdan geçeni filtresiz biçimde söylemek değildir. Dürüst olmakla kırıcı olmak arasında bir fark vardır. Sınır koymakla karşı tarafı cezalandırmak arasında da öyle.
Pasif agresifliği azaltmak için duygularımızı bastırmak yerine anlamayı, imalar yerine açık cümleler kurmayı, gereksiz yere evet demek yerine gerektiğinde hayır demeyi ve hata yaptığımızda sorumluluk almayı öğrenebiliriz.
Çünkü insan ilişkileri, herkesin sürekli mutlu olduğu kusursuz bir tiyatro oyunu değildir. Bazen anlaşamayacağız, bazen kırılacağız, bazen de yanlış kelimeyi seçip ortalığı karıştıracağız. Önemli olan, kırgınlığımızı karşı tarafa tahmin ettirmeye çalışmak yerine konuşabilmek.
Kısacası, içinizdeki küskün diplomatın görevini tamamen elinden almanız gerekmiyor. Yalnızca ona her anlaşmazlıkta veto hakkı vermeyin. Arada bir mikrofonu eline alıp “Ben aslında buna üzüldüm” diyen tarafınıza da söz hakkı tanıyın.
Bakalım forumda kimler bu konuda kendi deneyimlerini paylaşacak? Belki de yıllardır çözülemediğini düşündüğümüz bir sorunun cevabı, birimizin öğrendiği küçük ama etkili bir iletişim yönteminde saklıdır.