Baris
New member
[color=]Onur Can Özcan'a Ne Oldu? İnternette Bir Anda Karşımıza Çıkan O Hüzünlü Soru[/color]
Şimdi dürüst olalım: İnternette bazen insanın karşısına öyle bir arama sorgusu çıkıyor ki, Google bile “Abi bunu gerçekten konuşalım mı?” diyecekmiş gibi hissediyorsunuz. “Onur Can Özcan’a ne oldu?” da tam olarak öyle bir soru.
Bir şarkısını yıllar sonra yeniden duyuyorsunuz, ses hoşunuza gidiyor, biraz merak edip araştırıyorsunuz ve bir anda olayın 2018 yılına uzandığını fark ediyorsunuz. Üstelik insanın “Daha dün keşfettim” diye düşündüğü bir sanatçının aslında yıllardır hayatta olmadığını öğrenmesi ayrı bir tuhaflık.
Onur Can Özcan'ın hikâyesi de tam burada insanın içine oturuyor. Çünkü karşımızda henüz 21 yaşındayken hayatını kaybeden, buna rağmen şarkıları ve besteleriyle yaşamaya devam eden genç bir müzisyen var.
[color=]Önce Kısa Cevap: Onur Can Özcan'a Ne Oldu?[/color]
Onur Can Özcan, 3 Haziran 2018'de İstanbul'un Şile ilçesindeki İmrenli Koyu civarında denize açılan fiber teknenin alabora olması sonucu hayatını kaybetti. O sırada 21 yaşındaydı.
Anadolu Ajansı'nın dönemin haberine göre teknede beş kişi bulunuyordu. Teknenin kıyıdan yaklaşık 300 metre açıkta alabora olması sonrasında bazı kişiler yüzerek kıyıya ulaşırken Onur Can Özcan'a hemen ulaşılamadı. Jandarma, Sahil Güvenlik ve Kıyı Emniyeti ekiplerinin arama-kurtarma çalışmaları sonucunda Özcan'ın cansız bedenine 4 Haziran 2018'de ulaşıldı. AA
Yani internette zaman zaman farklı biçimlerde anlatılan “kayboldu”, “ortadan kayboldu” gibi ifadelerin arkasındaki gerçek aslında oldukça net: Özcan, denizde yaşanan tekne kazasının ardından yaşamını yitirdi.
Ve işin en acı tarafı, bütün bunların sadece 21 yaşında gerçekleşmiş olması.
[color=]21 Yaşında Bir İnsan, Ama Şimdiden Bir Müzik Arşivi[/color]
Onur Can Özcan'ı yalnızca “genç yaşta hayatını kaybeden şarkıcı” şeklinde tanımlamak bence eksik kalıyor.
Çünkü onun müzikle kurduğu ilişki, internette yayınladığı şarkılarla ciddi bir dinleyici kitlesine ulaşmasını sağlamıştı. “Yaramızda Kalsın”, “Çilingir”, “Kibrit”, “İntihaşk”, “Gülümse Kadın” ve “Yalnızlığın Ezgisi” gibi eserleri yıllar sonra bile dinlenmeye devam ediyor. Hürriyet'in biyografik derlemesinde de Özcan'ın söz yazarı, besteci ve solist olarak tanındığı belirtiliyor. Hürriyet
Kendi internet sitesinde de bestecilik ve söz yazarlığı yaptığı, eserlerinin farklı sanatçılar tarafından seslendirildiği bilgileri yer alıyor. Onur Can Özcan
Burada ilginç bir durum var.
Bir sanatçının kariyerini değerlendirmek için bazen onlarca albüm, televizyon programı, ödül ve yıllar boyunca süren bir kariyer arıyoruz. Oysa Özcan'ın hikâyesi bunun tam tersini gösteriyor: Çok kısa bir yaşam, fakat insanların hafızasında kalabilecek kadar güçlü şarkılar.
Bir bakıma müzik dünyasının “Kısa sezon, yüksek etki” modeli.
Keşke bu sezonun devamı da olsaydı.
[color=]Şile'deki O Gün Ne Yaşandı?[/color]
3 Haziran 2018'de Onur Can Özcan ve beraberindeki kişiler Şile'deki İmrenli Koyu'ndan denize açıldı.
Tekne daha sonra alabora oldu. Haberlerde, teknede bulunan bazı kişilerin yüzerek kıyıya çıktığı, bir kişinin ise hastanede yaşamını yitirdiği ve Özcan'ın bulunması için arama çalışmalarının sürdüğü aktarıldı. Ertesi gün Özcan'ın cansız bedenine ulaşıldı. AA
Bu noktada özellikle önemli olan bir ayrıntı var: İnternette yıllar içerisinde olay hakkında farklı söylentiler ve yorumlar dolaşabiliyor. Fakat güvenilir kaynaklara dayanan temel tablo değişmiyor: ölümünün nedeni denizde meydana gelen tekne kazasıydı.
Dolayısıyla “Acaba başka bir şey mi oldu?” şeklindeki komplo teorileri yerine, eldeki doğrulanabilir bilgiler üzerinden konuşmak daha sağlıklı.
Çünkü internetin güzel tarafı bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmasıysa, kötü tarafı da üç kişinin aynı olayı anlatırken beş farklı senaryo üretebilmesi.
Bir forum klasiği:
“Benim kuzenimin arkadaşının komşusu farklı anlatmış.”
Abi kaynak?
“Valla WhatsApp grubunda gördüm.”
İşte tam da burada biraz frene basmak gerekiyor.
[color=]Peki Neden Yıllar Sonra Hâlâ “Ne Oldu?” Diye Soruluyor?[/color]
Bence bu sorunun en önemli nedeni Onur Can Özcan'ın ölümünden sonra müziğinin yaşamaya devam etmesi.
Bir sanatçı öldüğünde hikâyesi bitmiyor. Özellikle dijital müzik çağında durum daha da ilginç. Şarkılar Spotify, YouTube ve diğer platformlarda dinlenmeye devam ediyor. Yeni nesil bir dinleyici, sanatçının yaşadığı dönemi hiç bilmeden bir şarkısını keşfedebiliyor.
Sonra araştırıyor.
“Bu çocuk kim?”
Ardından:
“Bir dakika... Ölmüş mü?”
Sonra:
“Nasıl?”
Ve birkaç dakika sonra insan kendini 2018 haberlerini okurken buluyor.
Bu durum Onur Can Özcan açısından özellikle çarpıcı çünkü onu tanıyanların bir kısmı önce müziğiyle karşılaştı, hayat hikâyesini sonra öğrendi.
Müzik bazen insanı zamansızlaştırıyor.
Şarkıyı dinlediğinizde sanatçının 2018'de öldüğünü bilmiyorsanız, ses size “2018'de kaldım” demiyor. Sanki dün kaydedilmiş gibi geliyor.
[color=]Erkekler Çözüm Arıyor, Kadınlar Hisleri Konuşuyor Mu? İşte Burada Kalıpları Bozalım[/color]
Bu tarz hikâyelerin altındaki yorumlara baktığımızda ilginç bir sosyal refleks de ortaya çıkıyor.
Bir grup insan hemen olayın teknik tarafına geçiyor:
“Tekne neden battı?”
“Kaç kişiydiler?”
“Teknenin kapasitesi neydi?”
“Arama kurtarma ne kadar sürdü?”
Başka insanlar ise doğrudan duygusal taraftan yaklaşıyor:
“Daha 21 yaşındaymış.”
“Şarkıları şimdi daha farklı geliyor.”
“Ailesi ne yaşamıştır acaba?”
Bunları otomatik olarak “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” diye açıklamak doğru olmaz. İnsanların olaylara yaklaşımı cinsiyetten çok karaktere, deneyime, yaşa ve kişisel bakış açısına bağlı.
Ama forum kültüründe gerçekten eğlenceli bir çeşitlilik görüyoruz.
Bir kullanıcı olayın kronolojisini çıkarıyor.
Başka biri “Yaramızda Kalsın”ın sözlerini tartışıyor.
Bir başkası ailesinin yaşadığı acıyı düşünüyor.
Bir diğeri ise “Arkadaşlar denizde can yeleği konusu önemli” diyerek konuyu doğrudan güvenlik eğitimine bağlıyor.
Bence asıl güzel taraf da bu.
Çünkü aynı olay, farklı insanların zihninde farklı kapılar açabiliyor.
Bir insan çözüm arıyor.
Bir başkası anlam arıyor.
Bir diğeri sadece yas tutuyor.
Ve bunların hiçbirinin diğerinden daha “erkekçe” veya “kadınca” olduğunu söylemeye gerek yok.
[color=]Onur Can Özcan'ın Ardında Kalan Asıl Şey Ne?[/color]
Bence cevap oldukça basit: müzik.
Onur Can Özcan'ın ölümünün ardından sanatçı dostları ve dinleyicileri tarafından anılmaya devam etmesi bunun en somut göstergelerinden biri. Örneğin Merve Özbey, 2021'deki bir konserinde “Yaramızda Kalsın” performansı sırasında Özcan'ın fotoğrafını ekrana yansıtmış ve izleyicilerden onun için alkış istemişti. Milliyet
Bu ayrıntı bana göre önemli.
Çünkü bir sanatçının hatırlanması yalnızca ölüm haberinin yıl dönümünde sosyal medyada birkaç paylaşım yapılmasıyla sınırlı değil.
Şarkısı başka bir sanatçı tarafından söyleniyor.
Yeni bir dinleyici tarafından keşfediliyor.
Birisi arabada dinliyor.
Bir başkası gece kulaklıkla yürürken denk geliyor.
Birisi eski bir videonun yorumlarında “Bunu hâlâ dinleyen var mı?” diye soruyor.
Ve cevap geliyor:
“Ben varım.”
Belki de sanatçının geride bırakabileceği en güçlü şeylerden biri bu.
[color=]Cenaze ve Son Yolculuk[/color]
Onur Can Özcan'ın cenazesi 5 Haziran 2018'de düzenlenen törenin ardından Kurtköy Mezarlığı'na defnedildi. Dönemin haberlerinde cenaze törenine ailesinin yanı sıra sanatçı dostlarının da katıldığı aktarılmıştı. T24
Bu bölüm insanın ister istemez sesini düşürüyor.
Çünkü birkaç gün önce şarkı söyleyen, beste yapan, arkadaşlarıyla denize açılan 21 yaşındaki bir insanın ardından insanların cenaze namazında buluşması hayatın ne kadar ani değişebildiğini hatırlatıyor.
İnsan gençken ölüm kavramını genellikle uzak bir şey gibi algılıyor.
Sanki hayatın “ileride bir gün” kısmında bulunan bir başlık.
Ama Onur Can Özcan'ın hikâyesi bunun her zaman böyle olmadığını acı biçimde gösteriyor.
[color=]“Peki Şarkılarını Dinlemek Garip Geliyor mu?”[/color]
Bence hayır.
Tam tersine, bir sanatçının eserlerini dinlemek onun hatırasının devam etmesinin yollarından biri.
Ama burada başka bir soru ortaya çıkıyor:
Bir sanatçının hayatını kaybetmesinden sonra eserlerine daha fazla anlam yüklemek doğru mu?
İnsan bazen sözleri sonradan yaşanan olaylarla ilişkilendiriyor. Özellikle hüzünlü şarkılarda bu çok kolay.
Fakat dikkat etmek gerekiyor.
Bir şarkının sözlerini sanatçının ölümünden sonra dinlemek, otomatik olarak şarkının ölümle ilgili olduğu anlamına gelmez.
Beynimiz bağlantı kurmayı çok seviyor.
Biraz fazla seviyor hatta.
İki olay yan yana gelsin, hemen senaryo yazıyor.
Bu yüzden Onur Can Özcan'ın eserlerini dinlerken “Bu söz kesin ölümünü anlatıyormuş” gibi yorumlara temkinli yaklaşmak gerekiyor. Sanatçının kendi açıklaması veya güvenilir bir kaynak yoksa, yorum ile gerçek bilgiyi birbirinden ayırmak daha doğru.
[color=]Asıl Üzücü Olan: “Daha Neler Yapabilirdi?” Sorusu[/color]
Onur Can Özcan'ın hikâyesinde insanı en çok düşündüren soru belki de bu.
21 yaşında hayatını kaybetmiş bir müzisyen için “Ne kadar ünlü olacaktı?” sorusunun aslında kesin bir cevabı yok.
Belki çok büyük bir kariyer yapacaktı.
Belki bambaşka bir müzik tarzına geçecekti.
Belki başka sanatçılarla çalışacaktı.
Belki müziği bırakıp başka bir hayat kuracaktı.
Belki de bugün hiç tanımadığımız bambaşka bir Onur Can Özcan olacaktı.
Bunların hiçbirini bilemeyiz.
Ve belki de hikâyenin en düşündürücü tarafı bu bilinmezlik.
İnsan yalnızca yaşadıklarıyla değil, yaşayamadıklarıyla da hatırlanabiliyor.
[color=]Forumun Asıl Sorusu: Siz Onur Can Özcan'ı Ne Zaman Keşfettiniz?[/color]
Ben bu tür hikâyelerde en ilginç şeyin “Ne zaman öldü?” sorusundan çok “Ne zaman keşfettiniz?” sorusu olduğunu düşünüyorum.
Çünkü iki kişi aynı şarkıyı yıllar arayla dinleyebilir ve ikisinin zihnindeki Onur Can Özcan tamamen farklı olabilir.
Biri onu hayattayken takip etmiş olabilir.
Biri ölüm haberinden sonra şarkılarını keşfetmiş olabilir.
Bir diğeri ise yıllarca “Yaramızda Kalsın”ı dinleyip sanatçının hikâyesini hiç araştırmamış olabilir.
Sonra bir gece Google'a şu soruyu yazmıştır:
“Onur Can Özcan'a ne oldu?”
Ve karşısına 2018 çıkmıştır.
İşte dijital çağın garip tarafı da bu.
Bir insanın hayatı takvimde 2018'de sona eriyor ama dijital dünyada hikâyesi sürekli yeniden başlıyor.
[color=]Sonuç Yerine Birkaç Cümle[/color]
Onur Can Özcan, 3 Haziran 2018'de Şile'de yaşanan tekne kazasında, henüz 21 yaşındayken hayatını kaybetti. Arama-kurtarma çalışmalarının ardından cansız bedenine ertesi gün ulaşıldı. AA
Bugün hakkında konuşulmasının temel nedeni ise ölümünden ziyade geride bıraktığı müziklerin hâlâ dinleniyor olması.
Belki de bir sanatçının arkasından bırakabileceği en güçlü iz budur.
İnsan gider.
Şarkı kalır.
Sonra yıllar geçer.
Bir genç, kulaklığını takar ve “Yaramızda Kalsın”ı ilk kez dinler.
Şarkının sahibiyle ilgili hiçbir şey bilmez.
Sadece şarkıyı sever.
Sonra merak eder.
Araştırır.
Ve bir forumda şu soruyu sorar:
“Onur Can Özcan'a ne oldu?”
Bence bu sorunun cevabının en hüzünlü ama aynı zamanda en güzel tarafı burada.
Onur Can Özcan'ın hayatı 2018'de sona erdi; fakat müziği, onu hiç tanımamış insanların hayatına hâlâ ulaşabiliyor.
Belki de yıllar sonra bir insanın hâlâ “Bu şarkıyı kim yazmış?” diye sorması, unutulmamanın en sessiz biçimlerinden biridir.
Şimdi dürüst olalım: İnternette bazen insanın karşısına öyle bir arama sorgusu çıkıyor ki, Google bile “Abi bunu gerçekten konuşalım mı?” diyecekmiş gibi hissediyorsunuz. “Onur Can Özcan’a ne oldu?” da tam olarak öyle bir soru.
Bir şarkısını yıllar sonra yeniden duyuyorsunuz, ses hoşunuza gidiyor, biraz merak edip araştırıyorsunuz ve bir anda olayın 2018 yılına uzandığını fark ediyorsunuz. Üstelik insanın “Daha dün keşfettim” diye düşündüğü bir sanatçının aslında yıllardır hayatta olmadığını öğrenmesi ayrı bir tuhaflık.
Onur Can Özcan'ın hikâyesi de tam burada insanın içine oturuyor. Çünkü karşımızda henüz 21 yaşındayken hayatını kaybeden, buna rağmen şarkıları ve besteleriyle yaşamaya devam eden genç bir müzisyen var.
[color=]Önce Kısa Cevap: Onur Can Özcan'a Ne Oldu?[/color]
Onur Can Özcan, 3 Haziran 2018'de İstanbul'un Şile ilçesindeki İmrenli Koyu civarında denize açılan fiber teknenin alabora olması sonucu hayatını kaybetti. O sırada 21 yaşındaydı.
Anadolu Ajansı'nın dönemin haberine göre teknede beş kişi bulunuyordu. Teknenin kıyıdan yaklaşık 300 metre açıkta alabora olması sonrasında bazı kişiler yüzerek kıyıya ulaşırken Onur Can Özcan'a hemen ulaşılamadı. Jandarma, Sahil Güvenlik ve Kıyı Emniyeti ekiplerinin arama-kurtarma çalışmaları sonucunda Özcan'ın cansız bedenine 4 Haziran 2018'de ulaşıldı. AA
Yani internette zaman zaman farklı biçimlerde anlatılan “kayboldu”, “ortadan kayboldu” gibi ifadelerin arkasındaki gerçek aslında oldukça net: Özcan, denizde yaşanan tekne kazasının ardından yaşamını yitirdi.
Ve işin en acı tarafı, bütün bunların sadece 21 yaşında gerçekleşmiş olması.
[color=]21 Yaşında Bir İnsan, Ama Şimdiden Bir Müzik Arşivi[/color]
Onur Can Özcan'ı yalnızca “genç yaşta hayatını kaybeden şarkıcı” şeklinde tanımlamak bence eksik kalıyor.
Çünkü onun müzikle kurduğu ilişki, internette yayınladığı şarkılarla ciddi bir dinleyici kitlesine ulaşmasını sağlamıştı. “Yaramızda Kalsın”, “Çilingir”, “Kibrit”, “İntihaşk”, “Gülümse Kadın” ve “Yalnızlığın Ezgisi” gibi eserleri yıllar sonra bile dinlenmeye devam ediyor. Hürriyet'in biyografik derlemesinde de Özcan'ın söz yazarı, besteci ve solist olarak tanındığı belirtiliyor. Hürriyet
Kendi internet sitesinde de bestecilik ve söz yazarlığı yaptığı, eserlerinin farklı sanatçılar tarafından seslendirildiği bilgileri yer alıyor. Onur Can Özcan
Burada ilginç bir durum var.
Bir sanatçının kariyerini değerlendirmek için bazen onlarca albüm, televizyon programı, ödül ve yıllar boyunca süren bir kariyer arıyoruz. Oysa Özcan'ın hikâyesi bunun tam tersini gösteriyor: Çok kısa bir yaşam, fakat insanların hafızasında kalabilecek kadar güçlü şarkılar.
Bir bakıma müzik dünyasının “Kısa sezon, yüksek etki” modeli.
Keşke bu sezonun devamı da olsaydı.
[color=]Şile'deki O Gün Ne Yaşandı?[/color]
3 Haziran 2018'de Onur Can Özcan ve beraberindeki kişiler Şile'deki İmrenli Koyu'ndan denize açıldı.
Tekne daha sonra alabora oldu. Haberlerde, teknede bulunan bazı kişilerin yüzerek kıyıya çıktığı, bir kişinin ise hastanede yaşamını yitirdiği ve Özcan'ın bulunması için arama çalışmalarının sürdüğü aktarıldı. Ertesi gün Özcan'ın cansız bedenine ulaşıldı. AA
Bu noktada özellikle önemli olan bir ayrıntı var: İnternette yıllar içerisinde olay hakkında farklı söylentiler ve yorumlar dolaşabiliyor. Fakat güvenilir kaynaklara dayanan temel tablo değişmiyor: ölümünün nedeni denizde meydana gelen tekne kazasıydı.
Dolayısıyla “Acaba başka bir şey mi oldu?” şeklindeki komplo teorileri yerine, eldeki doğrulanabilir bilgiler üzerinden konuşmak daha sağlıklı.
Çünkü internetin güzel tarafı bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmasıysa, kötü tarafı da üç kişinin aynı olayı anlatırken beş farklı senaryo üretebilmesi.
Bir forum klasiği:
“Benim kuzenimin arkadaşının komşusu farklı anlatmış.”
Abi kaynak?
“Valla WhatsApp grubunda gördüm.”
İşte tam da burada biraz frene basmak gerekiyor.
[color=]Peki Neden Yıllar Sonra Hâlâ “Ne Oldu?” Diye Soruluyor?[/color]
Bence bu sorunun en önemli nedeni Onur Can Özcan'ın ölümünden sonra müziğinin yaşamaya devam etmesi.
Bir sanatçı öldüğünde hikâyesi bitmiyor. Özellikle dijital müzik çağında durum daha da ilginç. Şarkılar Spotify, YouTube ve diğer platformlarda dinlenmeye devam ediyor. Yeni nesil bir dinleyici, sanatçının yaşadığı dönemi hiç bilmeden bir şarkısını keşfedebiliyor.
Sonra araştırıyor.
“Bu çocuk kim?”
Ardından:
“Bir dakika... Ölmüş mü?”
Sonra:
“Nasıl?”
Ve birkaç dakika sonra insan kendini 2018 haberlerini okurken buluyor.
Bu durum Onur Can Özcan açısından özellikle çarpıcı çünkü onu tanıyanların bir kısmı önce müziğiyle karşılaştı, hayat hikâyesini sonra öğrendi.
Müzik bazen insanı zamansızlaştırıyor.
Şarkıyı dinlediğinizde sanatçının 2018'de öldüğünü bilmiyorsanız, ses size “2018'de kaldım” demiyor. Sanki dün kaydedilmiş gibi geliyor.
[color=]Erkekler Çözüm Arıyor, Kadınlar Hisleri Konuşuyor Mu? İşte Burada Kalıpları Bozalım[/color]
Bu tarz hikâyelerin altındaki yorumlara baktığımızda ilginç bir sosyal refleks de ortaya çıkıyor.
Bir grup insan hemen olayın teknik tarafına geçiyor:
“Tekne neden battı?”
“Kaç kişiydiler?”
“Teknenin kapasitesi neydi?”
“Arama kurtarma ne kadar sürdü?”
Başka insanlar ise doğrudan duygusal taraftan yaklaşıyor:
“Daha 21 yaşındaymış.”
“Şarkıları şimdi daha farklı geliyor.”
“Ailesi ne yaşamıştır acaba?”
Bunları otomatik olarak “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” diye açıklamak doğru olmaz. İnsanların olaylara yaklaşımı cinsiyetten çok karaktere, deneyime, yaşa ve kişisel bakış açısına bağlı.
Ama forum kültüründe gerçekten eğlenceli bir çeşitlilik görüyoruz.
Bir kullanıcı olayın kronolojisini çıkarıyor.
Başka biri “Yaramızda Kalsın”ın sözlerini tartışıyor.
Bir başkası ailesinin yaşadığı acıyı düşünüyor.
Bir diğeri ise “Arkadaşlar denizde can yeleği konusu önemli” diyerek konuyu doğrudan güvenlik eğitimine bağlıyor.
Bence asıl güzel taraf da bu.
Çünkü aynı olay, farklı insanların zihninde farklı kapılar açabiliyor.
Bir insan çözüm arıyor.
Bir başkası anlam arıyor.
Bir diğeri sadece yas tutuyor.
Ve bunların hiçbirinin diğerinden daha “erkekçe” veya “kadınca” olduğunu söylemeye gerek yok.
[color=]Onur Can Özcan'ın Ardında Kalan Asıl Şey Ne?[/color]
Bence cevap oldukça basit: müzik.
Onur Can Özcan'ın ölümünün ardından sanatçı dostları ve dinleyicileri tarafından anılmaya devam etmesi bunun en somut göstergelerinden biri. Örneğin Merve Özbey, 2021'deki bir konserinde “Yaramızda Kalsın” performansı sırasında Özcan'ın fotoğrafını ekrana yansıtmış ve izleyicilerden onun için alkış istemişti. Milliyet
Bu ayrıntı bana göre önemli.
Çünkü bir sanatçının hatırlanması yalnızca ölüm haberinin yıl dönümünde sosyal medyada birkaç paylaşım yapılmasıyla sınırlı değil.
Şarkısı başka bir sanatçı tarafından söyleniyor.
Yeni bir dinleyici tarafından keşfediliyor.
Birisi arabada dinliyor.
Bir başkası gece kulaklıkla yürürken denk geliyor.
Birisi eski bir videonun yorumlarında “Bunu hâlâ dinleyen var mı?” diye soruyor.
Ve cevap geliyor:
“Ben varım.”
Belki de sanatçının geride bırakabileceği en güçlü şeylerden biri bu.
[color=]Cenaze ve Son Yolculuk[/color]
Onur Can Özcan'ın cenazesi 5 Haziran 2018'de düzenlenen törenin ardından Kurtköy Mezarlığı'na defnedildi. Dönemin haberlerinde cenaze törenine ailesinin yanı sıra sanatçı dostlarının da katıldığı aktarılmıştı. T24
Bu bölüm insanın ister istemez sesini düşürüyor.
Çünkü birkaç gün önce şarkı söyleyen, beste yapan, arkadaşlarıyla denize açılan 21 yaşındaki bir insanın ardından insanların cenaze namazında buluşması hayatın ne kadar ani değişebildiğini hatırlatıyor.
İnsan gençken ölüm kavramını genellikle uzak bir şey gibi algılıyor.
Sanki hayatın “ileride bir gün” kısmında bulunan bir başlık.
Ama Onur Can Özcan'ın hikâyesi bunun her zaman böyle olmadığını acı biçimde gösteriyor.
[color=]“Peki Şarkılarını Dinlemek Garip Geliyor mu?”[/color]
Bence hayır.
Tam tersine, bir sanatçının eserlerini dinlemek onun hatırasının devam etmesinin yollarından biri.
Ama burada başka bir soru ortaya çıkıyor:
Bir sanatçının hayatını kaybetmesinden sonra eserlerine daha fazla anlam yüklemek doğru mu?
İnsan bazen sözleri sonradan yaşanan olaylarla ilişkilendiriyor. Özellikle hüzünlü şarkılarda bu çok kolay.
Fakat dikkat etmek gerekiyor.
Bir şarkının sözlerini sanatçının ölümünden sonra dinlemek, otomatik olarak şarkının ölümle ilgili olduğu anlamına gelmez.
Beynimiz bağlantı kurmayı çok seviyor.
Biraz fazla seviyor hatta.
İki olay yan yana gelsin, hemen senaryo yazıyor.
Bu yüzden Onur Can Özcan'ın eserlerini dinlerken “Bu söz kesin ölümünü anlatıyormuş” gibi yorumlara temkinli yaklaşmak gerekiyor. Sanatçının kendi açıklaması veya güvenilir bir kaynak yoksa, yorum ile gerçek bilgiyi birbirinden ayırmak daha doğru.
[color=]Asıl Üzücü Olan: “Daha Neler Yapabilirdi?” Sorusu[/color]
Onur Can Özcan'ın hikâyesinde insanı en çok düşündüren soru belki de bu.
21 yaşında hayatını kaybetmiş bir müzisyen için “Ne kadar ünlü olacaktı?” sorusunun aslında kesin bir cevabı yok.
Belki çok büyük bir kariyer yapacaktı.
Belki bambaşka bir müzik tarzına geçecekti.
Belki başka sanatçılarla çalışacaktı.
Belki müziği bırakıp başka bir hayat kuracaktı.
Belki de bugün hiç tanımadığımız bambaşka bir Onur Can Özcan olacaktı.
Bunların hiçbirini bilemeyiz.
Ve belki de hikâyenin en düşündürücü tarafı bu bilinmezlik.
İnsan yalnızca yaşadıklarıyla değil, yaşayamadıklarıyla da hatırlanabiliyor.
[color=]Forumun Asıl Sorusu: Siz Onur Can Özcan'ı Ne Zaman Keşfettiniz?[/color]
Ben bu tür hikâyelerde en ilginç şeyin “Ne zaman öldü?” sorusundan çok “Ne zaman keşfettiniz?” sorusu olduğunu düşünüyorum.
Çünkü iki kişi aynı şarkıyı yıllar arayla dinleyebilir ve ikisinin zihnindeki Onur Can Özcan tamamen farklı olabilir.
Biri onu hayattayken takip etmiş olabilir.
Biri ölüm haberinden sonra şarkılarını keşfetmiş olabilir.
Bir diğeri ise yıllarca “Yaramızda Kalsın”ı dinleyip sanatçının hikâyesini hiç araştırmamış olabilir.
Sonra bir gece Google'a şu soruyu yazmıştır:
“Onur Can Özcan'a ne oldu?”
Ve karşısına 2018 çıkmıştır.
İşte dijital çağın garip tarafı da bu.
Bir insanın hayatı takvimde 2018'de sona eriyor ama dijital dünyada hikâyesi sürekli yeniden başlıyor.
[color=]Sonuç Yerine Birkaç Cümle[/color]
Onur Can Özcan, 3 Haziran 2018'de Şile'de yaşanan tekne kazasında, henüz 21 yaşındayken hayatını kaybetti. Arama-kurtarma çalışmalarının ardından cansız bedenine ertesi gün ulaşıldı. AA
Bugün hakkında konuşulmasının temel nedeni ise ölümünden ziyade geride bıraktığı müziklerin hâlâ dinleniyor olması.
Belki de bir sanatçının arkasından bırakabileceği en güçlü iz budur.
İnsan gider.
Şarkı kalır.
Sonra yıllar geçer.
Bir genç, kulaklığını takar ve “Yaramızda Kalsın”ı ilk kez dinler.
Şarkının sahibiyle ilgili hiçbir şey bilmez.
Sadece şarkıyı sever.
Sonra merak eder.
Araştırır.
Ve bir forumda şu soruyu sorar:
“Onur Can Özcan'a ne oldu?”
Bence bu sorunun cevabının en hüzünlü ama aynı zamanda en güzel tarafı burada.
Onur Can Özcan'ın hayatı 2018'de sona erdi; fakat müziği, onu hiç tanımamış insanların hayatına hâlâ ulaşabiliyor.
Belki de yıllar sonra bir insanın hâlâ “Bu şarkıyı kim yazmış?” diye sorması, unutulmamanın en sessiz biçimlerinden biridir.