Nazım Hikmet olayı nedir ?

Cansu

New member
Nâzım Hikmet olayı nedir? Şairden çok daha fazlasını anlatan bir hikâye

[color=]Nâzım Hikmet meselesine nereden bakmalı?[/color]

Nâzım Hikmet'in adını ilk duyduğumda zihnimde oluşan görüntü, siyasi tartışmaların arasında sıkışmış büyük bir şair görüntüsüydü. Zaman içinde bu konuya biraz daha dikkatli baktığımda ise meselenin yalnızca “komünist şair” ya da “haksızlığa uğramış sanatçı” şeklinde iki cümleyle açıklanamayacağını düşündüm. Çünkü Nâzım Hikmet'in hayatında aynı anda birkaç farklı gerçek var: güçlü bir edebiyatçı olması, komünist dünya görüşünü açıkça savunması, Sovyetler Birliği'yle yakın ilişkisi, Türkiye'deki siyasi sistemle ciddi çatışmalar yaşaması, uzun yıllar hapis yatması ve nihayet Türk vatandaşlığından çıkarılması.

Dolayısıyla “Nâzım Hikmet olayı nedir?” sorusuna verilecek en dürüst cevap bence şudur: Bu, bir şairin siyasi düşünceleri nedeniyle devletle yaşadığı uzun çatışmanın, hukuk ve özgürlük tartışmalarının ve yıllar sonra vatandaşlığının yeniden verilmesiyle ortaya çıkan tarihsel bir hesaplaşmanın adıdır.

Burada önemli olan Nâzım Hikmet'i ne kusursuz bir kahramana dönüştürmek ne de siyasi fikirleri nedeniyle edebi değerini yok saymaktır.

[color=]Nâzım Hikmet gerçekten komünist miydi?[/color]

Evet. Bu konuda tartışmayı gereksiz yere bulanıklaştırmaya gerek yok. Nâzım Hikmet gençlik yıllarında Sovyetler Birliği'ne gitti, Marksist düşünceden etkilendi ve hayatı boyunca komünist dünya görüşüyle ilişkisini sürdürdü. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın biyografisinde de Sovyetler Birliği'ne gittikten sonra Marksist düşünceyle Türkiye'ye döndüğü belirtiliyor.

Bu nokta özellikle önemli çünkü Nâzım Hikmet hakkındaki bazı tartışmalarda onun siyasi kimliği ya görmezden geliniyor ya da yalnızca “vatansever şair” kimliği öne çıkarılıyor. Oysa ikisi birbirini zorunlu olarak dışlamıyor. Nâzım hem Türkiye'ye güçlü bir aidiyet duygusu taşıyan şiirler yazdı hem de kapitalizm, sınıf farklılıkları ve sosyalizm üzerine açık siyasi düşünceler savundu.

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu da onu yalnızca bir şair olarak değil, insan hakları, özgürlük, adalet, eşitlik, barış ve insan sevgisi gibi temaları işleyen önemli bir edebiyatçı ve düşünür olarak tanımlıyor.

Buradaki temel soru şu: Bir insanın siyasi düşüncesi, onun sanatının değerini otomatik olarak belirler mi?

Bence belirlememeli. Aynı şekilde sanatçının büyük olması da siyasi tercihlerinin eleştirilemeyeceği anlamına gelmez.

[color=]Asıl kırılma: 1938 davaları[/color]

Nâzım Hikmet tartışmasının en ciddi bölümlerinden biri 1938'deki davalardır. O yıl Harp Okulu ve Donanma davalarında ordu içinde isyanı teşvik etmek ve komünist faaliyetlerle bağlantılı suçlamalarla yargılandı. Toplam cezası 28 yıl 4 ay ağır hapis olarak belirlendi. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın resmi biyografisi de bu toplam cezayı doğruluyor.

Atatürk Ansiklopedisi'nde yer alan bilgiler de 1938'deki Harp Okulu davasında 15 yıl, Donanma Davası'nda ise 13 yıl 4 ay olmak üzere toplam 28 yıl 4 ay ceza verildiğini aktarıyor.

Fakat burada “Nâzım suçsuzdu” veya “kesinlikle suçluydu” şeklinde tek cümlelik sonuçlara atlamak yerine hukuki sürecin niteliğine bakmak gerekiyor.

Oxford University Press tarafından yayımlanan James H. Meyer'in Nâzım Hikmet üzerine çalışmasında da 1938'deki suçlamaların “trumped up claims” olarak değerlendirildiği ve bunun sonucunda 28 yıl 4 aylık cezanın ortaya çıktığı belirtiliyor. Bu, akademik literatürde davaların siyasi bağlamının ciddi biçimde tartışıldığını gösteriyor.

Nâzım'ın yaklaşık 13 yılını cezaevinde geçirmesi, olayın yalnızca bir edebiyat tartışması olmadığını gösteriyor. Üstelik bu dönem onun edebi üretiminin de en güçlü dönemlerinden biri oldu. “Kuvâyi Milliye Destanı” ve “Memleketimden İnsan Manzaraları” gibi önemli eserlerinin bir bölümü hapishane yıllarında ortaya çıktı.

Burada ciddi bir paradoks var: Devlet açısından tehlikeli görülen siyasi kimliği nedeniyle hapsedilen bir şair, aynı dönemde Türk edebiyatının en kalıcı eserlerinden bazılarını üretti.

[color=]1950 affı ve yeniden özgürlük[/color]

1950'de genel af sonrasında Nâzım Hikmet serbest bırakıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, onun yaklaşık 13 yıllık hapis hayatının ardından af kapsamında özgürlüğüne kavuştuğunu belirtiyor.

Ancak özgürlüğe kavuşması sorunların sona erdiği anlamına gelmedi. Siyasi baskı ve güvenlik kaygıları devam etti. Nâzım 1951'de Türkiye'den ayrılarak Sovyetler Birliği'ne gitti.

Sonrasında yaşanan vatandaşlıktan çıkarılma meselesi, bugün “Nâzım Hikmet olayı” denildiğinde insanların çoğunun kastettiği temel konudur.

[color=]1951'de neden Türk vatandaşlığından çıkarıldı?[/color]

25 Temmuz 1951 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Nâzım Hikmet Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Kararın gerekçesinde onun Sovyetler Birliği'ne gitmesi, Türkiye'deki hükümet biçimi ve hükümeti yönetenler aleyhinde propaganda yaptığı ve komünizmi yaymaya yönelik faaliyetlerde bulunduğu ifade ediliyordu. Karar 1312 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 10. maddesine dayandırılmıştı.

Burada dönemin siyasi atmosferini de hesaba katmak gerekiyor. Soğuk Savaş'ın başlangıç döneminde komünizm yalnızca ekonomik veya siyasi bir görüş olarak değil, devlet güvenliğiyle bağlantılı bir tehdit olarak değerlendiriliyordu. Bu nedenle Nâzım'ın Sovyetler Birliği ile ilişkileri ve komünist kimliği, Türkiye açısından sıradan bir muhaliflik meselesi olarak görülmedi.

Fakat devletin güvenlik gerekçesi ileri sürmesi, alınan her kararın otomatik olarak adil olduğu anlamına gelmez.

İşte tartışmanın en kritik noktası burada başlıyor.

[color=]Vatandaşlıktan çıkarılması hukuken tartışmalı mıydı?[/color]

Evet, bu konuda sonradan çok önemli bir hukuki gelişme yaşandı.

TBMM belgelerinde, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 6 Ekim 2005 tarihli kararıyla Nâzım Hikmet'in 1951'de vatandaşlıktan çıkarılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının geçersiz sayıldığı aktarılıyor. Aynı belgelerde Danıştay'ın, Nâzım Hikmet'in dünya çapında kabul görmüş bir sanatçı olması nedeniyle vatandaşların menfaat ilişkisinin dar yorumlanmaması gerektiğine ilişkin değerlendirmesine de yer veriliyor.

Bu ayrıntı bence konunun en fazla gözden kaçırılan kısmı.

Çünkü mesele yalnızca “Nâzım Hikmet komünistti, devlet de onu vatandaşlıktan çıkardı” şeklinde anlatıldığında, hukuki boyut ortadan kayboluyor. Oysa yıllar sonra Türk yargısında bu işlemin geçerliliği ayrıca tartışılmış ve Danıştay düzeyinde önemli bir karar ortaya çıkmıştır.

Dolayısıyla tarihsel değerlendirmede iki ayrı soruyu birbirinden ayırmak gerekiyor:

Birincisi, Nâzım Hikmet'in siyasi görüşleri neydi?

İkincisi, bu siyasi görüşler nedeniyle uygulanan devlet işlemleri hukuk açısından nasıl değerlendirilmelidir?

Bu iki sorunun cevabı aynı olmak zorunda değildir.

[color=]2009'da vatandaşlığının yeniden verilmesi ne anlama geliyor?[/color]

2005'teki Danıştay kararı tartışmanın hukuki zeminini değiştirdi. 2006'da TBMM İçişleri Komisyonu'nda Nâzım Hikmet'in vatandaşlığının yeniden verilmesi gündeme geldi ancak ilgili öneri o aşamada kabul edilmedi. TBMM kayıtları bu sürecin siyasi partiler arasında da tartışıldığını açıkça gösteriyor.

Daha sonra 5 Ocak 2009'da Bakanlar Kurulu Nâzım Hikmet'in yeniden Türk vatandaşlığına alınmasına karar verdi ve karar 10 Ocak 2009'da Resmî Gazete'de yayımlandı. TBMM tutanaklarında bu tarih ve süreç açık biçimde aktarılıyor.

Burada ortaya çıkan tarihsel ironi oldukça çarpıcıdır:

1951'de devlet tarafından vatandaşlıktan çıkarılan bir şair, ölümünden 46 yıl sonra yeniden Türk vatandaşı oldu.

Nâzım Hikmet 1963'te Moskova'da öldüğü için bu vatandaşlığı hayattayken kullanamadı. Dolayısıyla 2009'daki karar pratik olarak onun hayatını değiştiren bir işlem değildi. Daha çok devletin geçmişte aldığı bir karar hakkında sonraki dönemde ortaya koyduğu hukuki ve siyasi tutumun sembolik bir düzeltmesi niteliğindeydi.

[color=]Peki Nâzım Hikmet'i eleştirmenin sakıncası var mı?[/color]

Bence yok. Hatta gerçek anlamda eleştirel düşünce bunu gerektirir.

Nâzım Hikmet'in sanatını överken onun Sovyetler Birliği'yle ilişkilerini, komünist siyasal görüşlerini veya döneminin siyasi tartışmalarındaki konumunu konuşmamak eksik bir biyografi ortaya çıkarır.

Aynı şekilde Nâzım'ın komünist olması üzerinden bütün şiirlerini değersiz görmek de başka türden bir indirgemecilik olur.

Üstelik Nâzım'ın Sovyetler Birliği'ndeki deneyimi de tek boyutlu değildi. Akademik biyografik kaynaklarda onun Sovyet bürokrasisi ve Stalin dönemi uygulamalarıyla ilgili çeşitli gerilimler yaşadığı, bazı eserlerinin Sovyet tiyatrosunda kısa süre sahnelenip daha sonra kaldırıldığı da aktarılıyor.

Bu ayrıntı bize önemli bir şey söylüyor: Bir insanın komünist olması, Sovyet devletinin bütün uygulamalarını koşulsuz biçimde desteklediği anlamına gelmez.

Dolayısıyla “Nâzım Sovyet yanlısıydı, o halde her yaptığı yanlıştı” yaklaşımı da “Nâzım büyük şairdi, o halde bütün siyasi tercihleri doğrudur” yaklaşımı da tarihsel analiz açısından yetersizdir.

[color=]Kadınlar ve erkekler açısından farklı okuma mümkün mü?[/color]

Nâzım Hikmet'in hayatı üzerinden toplumsal meseleleri konuşurken erkekleri “stratejik ve çözüm odaklı”, kadınları ise “empatik ve ilişkisel” olarak kesin kalıplara sokmak doğru olmaz. İnsanların siyasi davranışları, krizlere verdikleri tepkiler ve ilişkilerindeki tutumları cinsiyetten çok kişilik, eğitim, deneyim ve sosyal çevreyle değişebilir.

Bununla birlikte forum tartışmalarında farklı bakış açılarını dengelemek için iki yaklaşımın da sembolik olarak ele alınabileceğini düşünüyorum.

Bir kişi Nâzım Hikmet meselesine daha stratejik bakarak “Devletin güvenlik kaygısı neydi, dönemin hukuk sistemi nasıl çalışıyordu, alınan karar hangi mevzuata dayanıyordu?” diye sorabilir.

Başka biri ise daha ilişkisel ve empatik bir açıdan “Uzun yıllar hapis yatan bir insanın ailesi, eşleri, arkadaşları ve sosyal çevresi bu süreçten nasıl etkilendi?” diye sorabilir.

İki yaklaşımın da değeri var. Ancak bunların erkeklere veya kadınlara doğuştan ait özellikler olduğunu söylemek bilimsel açıdan savunulabilir bir genelleme olmaz. Aynı erkek çok empatik olabilir, aynı kadın son derece stratejik ve çözüm odaklı davranabilir.

Asıl önemli olan, olayın hem hukuki hem insani tarafını görebilmektir.

[color=]Nâzım Hikmet konusunda güçlü ve zayıf argümanlar[/color]

Nâzım Hikmet'i savunanların güçlü taraflarından biri, uzun hapis cezası, vatandaşlıktan çıkarılması ve daha sonra vatandaşlığının iade edilmesi gibi somut belgelenebilir olaylara dayanabilmeleridir. Özellikle 2005 Danıştay kararı bu tartışmayı yalnızca siyasi kanaat olmaktan çıkarıp hukuki bir boyuta taşıyor.

Ancak savunmanın zayıf tarafı, Nâzım Hikmet'in siyasi faaliyetlerini tamamen önemsizleştirmesidir. Onun komünist olduğu ve Sovyetler Birliği'yle siyasi bağ kurduğu tarihsel bir gerçektir. Bunu saklamak veya önemsizleştirmek, aslında Nâzım'ın gerçek tarihini anlatmaya yardımcı olmaz.

Nâzım'ı eleştirenlerin güçlü tarafı ise bu siyasi geçmişi hatırlatmalarıdır. Fakat eleştirinin zayıf noktası, “komünistti” bilgisinden doğrudan “hapis cezası ve vatandaşlıktan çıkarılması haklıydı” sonucuna geçmeleridir. Bir kişinin siyasi görüşü ile devletin o kişiye uyguladığı hukuki yaptırımın meşruiyeti aynı mesele değildir.

Bence sağlıklı tarih okuması tam burada başlıyor.

[color=]Bugünden bakınca hangi soruları sormalıyız?[/color]

Nâzım Hikmet tartışmasını yalnızca geçmişte kalmış bir siyasi kavga olarak görmek yerine bugün açısından da bazı sorular sormak gerekiyor.

Bir sanatçı hükümeti sert biçimde eleştirdiğinde devletin güvenlik kaygısı hangi noktada meşru hale gelir?

Siyasi görüş sahibi olmak ile devlet açısından tehdit oluşturmak arasındaki sınır nasıl belirlenmelidir?

Bir vatandaşın siyasi düşünceleri nedeniyle vatandaşlık statüsünü kaybetmesi hangi koşullarda kabul edilebilir?

Mahkemelerin yıllar sonra geçmişteki bir devlet işlemini hukuka aykırı veya geçersiz bulması, devletin tarihsel sorumluluğunu nasıl etkiler?

Ve belki en önemlisi: Bir sanatçının eserlerini siyasi görüşlerinden bağımsız değerlendirmek mümkün müdür?

Bu soruların tek bir cevabı olmayabilir. Ama Nâzım Hikmet örneği, devlet ile birey arasındaki ilişkinin yalnızca “vatansever-vatan haini” gibi iki kutuplu kavramlarla açıklanamayacağını gösteriyor.

[color=]Sonuç: Nâzım Hikmet olayı aslında neyi gösteriyor?[/color]

Nâzım Hikmet'in hikâyesi, büyük bir şairin biyografisinden daha fazlasıdır. 1938'de 28 yıl 4 aylık hapis cezasına çarptırılması, yaklaşık 13 yıl cezaevinde kalması, 1950'de özgürlüğüne kavuşması, 1951'de Türk vatandaşlığından çıkarılması ve 2009'da vatandaşlığının yeniden verilmesi birbirinden kopuk olaylar değildir. Bunlar, Türkiye'nin 20. yüzyıldaki siyasi atmosferinin, Soğuk Savaş koşullarının, devlet güvenliği anlayışının ve ifade özgürlüğü tartışmalarının bir parçasıdır.

Benim açımdan Nâzım Hikmet'i anlamanın en sağlıklı yolu onu ne putlaştırmak ne de siyasi kimliği nedeniyle küçümsemektir. Şairliğini siyasi görüşlerinden ayırmadan, ama siyasi görüşlerini de sanatının büyüklüğüyle otomatik olarak meşrulaştırmadan okumak gerekir.

Nâzım Hikmet'in hayatındaki en çarpıcı noktalardan biri belki de şudur: Devletin bir dönem vatandaşlığından çıkardığı kişi, yıllar sonra aynı devlet tarafından yeniden vatandaş kabul edilmiştir. Bu değişim tek başına bize kimin tamamen haklı veya haksız olduğunu söylemez; fakat devletlerin, hukuk sistemlerinin ve toplumların zaman içinde geçmiş kararlarını yeniden değerlendirebildiğini gösterir.

Bu yüzden Nâzım Hikmet meselesi bugün hâlâ tartışılmaya değer.

Çünkü konu yalnızca Nâzım Hikmet değildir.

Asıl konu, farklı düşünen bir insanla devlet arasındaki sınırın nerede çizileceğidir. Bir sanatçının siyasi görüşleriyle eserlerini nasıl değerlendireceğimizdir. Güvenlik ile özgürlük arasında hangi hukuki ölçütlerin kullanılacağıdır. Ve belki de en önemlisi, geçmişte siyasi çatışma içinde alınmış kararları bugünün hukuk ve özgürlük anlayışıyla nasıl değerlendirmemiz gerektiğidir.

Bu sorulara vereceğimiz cevaplar, Nâzım Hikmet'in tarihini anlamaktan çok daha geniş bir meseleyi ilgilendiriyor: Farklı düşüncelere sahip insanların aynı toplumda nasıl birlikte yaşayacağı meselesini.

Kişisel girişi daha somutlaştırKaynakları ayrı bölümde düzenle

Kişisel girişi daha somutlaştır

Kaynakları ayrı bölümde düzenle

Forum tartışmasına açık çağrı ekle
 
Üst