Baris
New member
“Eğitim” İsim mi Fiil mi? Bir Kelimenin Peşine Takılıp Eski Bir Okulun Kapısını Çalmak
Geçenlerde bir forumda şu soruya denk geldim: “Eğitim kelimesi isim mi, fiil mi?”
İlk bakışta çok kolay bir soru gibi duruyor. Hatta insanın aklına hemen “Eğitmek fiil, eğitim de ondan geliyor; demek ki fiil olmalı.” düşüncesi gelebiliyor. Fakat Türkçede kelimelerin kökeniyle cümledeki görevini birbirine karıştırdığımızda işler bir anda değişiyor.
Ben de bu soruyu yalnızca bir dil bilgisi maddesi olarak anlatmak yerine, küçük bir hikâyenin içine yerleştirmenin daha akılda kalıcı olacağını düşündüm.
Hikâyemiz İstanbul'un eski semtlerinden birinde, yıllardır kullanılmayan bir okulun kapısının önünde başlıyor.
Ve açıkçası, o kapının ardında sadece eski sıralar değil, “eğitim” kelimesinin kendisine dair güzel bir ipucu da bizi bekliyor.
Eski Okulun Kapısındaki Soru
Mert, elindeki eski anahtarı çevirirken,
“Bence burada hâlâ bir şeyler var,” dedi.
Yanında duran Derya gülümsedi.
“Bir şeyler olduğundan eminim. Ama senin aklındaki şey muhtemelen eski projeksiyon cihazı, benim aklımdaki ise buranın hikâyesi.”
Mert kaşlarını kaldırdı.
“Önce binayı kurtaralım, hikâyesine sonra bakarız.”
Derya cevap vermedi. Kapının paslı koluna dokundu.
Bu küçük konuşma aslında o gün yapacakları çalışmanın tamamını özetliyordu.
Mert olaylara daha çok çözüm ve plan açısından yaklaşıyordu. Binanın çatısı akıyorsa çatının nasıl onarılacağını, elektrik tesisatının nereden geçirileceğini, hangi odanın ne amaçla kullanılacağını düşünüyordu.
Derya ise binanın geçmişte kimlere ait olduğunu, mahalledeki insanların bu okulla nasıl bir bağ kurduğunu, çocukların burada kendilerini nasıl hissedeceğini merak ediyordu.
Biri “Nasıl çözeriz?” diye soruyordu.
Diğeri “Bunu yaparken kimleri düşünmeliyiz?” diye.
İkisi de farklı düşünüyorlardı ama birbirlerinin yaklaşımını küçümsemiyorlardı.
Zaten biraz sonra anlayacaklardı ki eğitim dediğimiz şey de yalnızca bilgi aktarmaktan ibaret değildi.
Kapıyı açtılar.
İçeride eski tahtanın üzerinde hâlâ silinmemiş bir cümle vardı:
“Öğrenmek, yalnızca bilmek değildir.”
Derya bir süre tahtaya baktı.
“Bence bugün ilk dersimizi bulduk.”
“Eğitim” Neden Fiil Değil?
Mert eski öğretmen masasının üzerindeki defteri karıştırırken birden durdu.
“Bir dakika. Biz buraya dil bilgisi sorusunu çözmeye gelmiştik.”
Derya güldü.
“Tam olarak çözmeye geldik.”
“Eğitim isim mi fiil mi?”
“İsim.”
“Emin misin?”
“Evet.”
İşte hikâyenin dil bilgisi tarafı burada başlıyor.
Eğitim bir isimdir.
Cümle içinde bir varlığı, kavramı veya süreci karşılayan ad olarak kullanılır:
- Eğitim önemlidir.
- Eğitim hayatımızın önemli bir parçasıdır.
- Eğitim için yeni bir merkez açıldı.
- Çocukların eğitimi üzerinde çalışıyorlar.
Bu cümlelerde “eğitim” bir hareketi yapan kişi gibi çekimlenmez. “Ben eğitim” ya da “sen eğitim” şeklinde fiil çekimine girmez.
Bununla birlikte kelimenin yapısında bir fiille bağlantı vardır.
“Eğit-” fiilinden “eğitim” sözcüğü türemiştir.
Buradaki önemli ayrım şudur:
Bir kelimenin fiilden türemiş olması, onun fiil olduğu anlamına gelmez.
Türkçede fiillerden isim yapan çeşitli yapım ekleri bulunur. Türk Dil Kurumunun yayımlarında da fiilden isim yapım ekleri ayrı bir başlık altında incelenmektedir. Türk Dil Kurumu+1
Dolayısıyla şöyle düşünmek daha doğru:
eğit- → eğitim
Burada “eğit-” fiil kökü/gövdesiyle ilişkilidir; “eğitim” ise türemiş bir isimdir.
Bu ayrım, Türkçenin kelime yapısını anlamak açısından oldukça önemlidir.
Mert'in Tahtaya Yazdığı Dört Kelime
Mert cebinden kalemini çıkardı ve tahtaya dört kelime yazdı:
eğitmek
eğitim
eğitici
eğitimci
“Şimdi bunları ayıralım,” dedi.
Derya başını salladı.
“Güzel. Ama yalnızca dil bilgisi olarak değil, anlam olarak da.”
Mert önce “eğitmek” kelimesinin altını çizdi.
“Bu fiil. Bir işi, eylemi anlatıyor.”
Sonra “eğitim” kelimesini işaret etti.
“Bu isim. Bir süreç veya kavramı karşılıyor.”
Derya devam etti:
“Ve eğitimci de isim. Eğitim alanında çalışan kişiyi ifade ediyor.”
Mert:
“Demek ki aynı kökten gelen kelimeler farklı türlerde olabilir.”
“Tam olarak.”
Bu, Türkçede sık karşılaştığımız bir durumdur. Bir kelime kökünden farklı eklerle yeni kelimeler üretilebilir. Türk Dil Kurumu kaynaklarında da yapım ekleri; isimden isim, isimden fiil, fiilden isim ve fiilden fiil yapan ekler şeklinde sınıflandırılarak örneklendirilmektedir. Türk Dil Kurumu+1
Derya eski sandalyelerden birine oturdu.
“Bence insanların burada kafasının karışmasının nedeni çok anlaşılır.”
“Neden?”
“Çünkü eğitim kelimesi hareket çağrışımı yapıyor. Öğrenmek, öğretmek, yetiştirmek, geliştirmek... Hepsi eylem içeriyor. Ama kelimenin kendisi isim.”
Mert gülümsedi.
“Yani hareket anlatan bir kavramın adı olabilir.”
“Evet.”
Ve bu ayrım, hikâyenin ilerleyen bölümünde daha da önemli hâle gelecekti.
Bir Kelimenin Arkasında Yüzyıllar Olabilir
Derya, okulun arşiv odasında eski bir defter buldu.
Defterin ilk sayfasında 1940'lı yıllara ait notlar vardı.
Bir öğretmen, öğrencilerinden söz etmişti. Kimi köyden gelmişti, kimi şehirden. Kiminin ailesi okuldan büyük beklenti içindeydi, kimi ise ailesinde ilk kez düzenli eğitim alan çocuktu.
Derya sayfaları çevirdikçe şunu fark etti:
“Eğitim” kelimesi yalnızca sözlükte duran bir isim değildi.
Toplumların dönüşümünü de anlatıyordu.
Çünkü eğitim kavramının kendisi tarih boyunca değişen toplumsal ihtiyaçlarla birlikte farklı anlam katmanları kazanmıştı. Okuma yazmanın yaygınlaştırılması, mesleki becerilerin aktarılması, yurttaşlık bilincinin geliştirilmesi, bilimsel düşüncenin desteklenmesi ve daha sonra teknolojinin eğitim süreçlerine girmesi...
Hepsi aynı kelimenin çevresinde farklı dönemlerde yeni anlam dünyaları oluşturdu.
Mert arşivdeki bir fotoğrafı eline aldı.
“Şuna bak.”
Fotoğrafta kalabalık bir sınıf vardı.
“Eskiden sınıfın düzeni de farklıymış.”
Derya fotoğrafa dikkatle baktı.
“Evet. Ama çocukların meraklı yüzleri pek değişmemiş.”
Mert:
“Belki eğitim dediğimiz şeyin değişmeyen tarafı budur.”
“Ne?”
“İnsanın öğrenme ihtiyacı.”
Derya gülümsedi.
“İşte şimdi gerçekten bir şey öğrendin.”
Erkekler Çözüm Odaklı, Kadınlar Empatik mi? Hikâyenin Asıl Sınavı
Tam o sırada okulun bahçesinden sesler geldi.
Mahalledeki çocuklar binanın etrafında toplanmıştı.
Mert hemen ayağa kalktı.
“Bahçeyi temizleyip burayı çocuklar için çalışma alanına çevirebiliriz.”
Derya:
“Önce çocuklara ne istediklerini soralım.”
Mert durdu.
“Zaten çocuklar için yapıyoruz.”
“Evet ama onlar için bir şey yapmakla onları dinlemek aynı şey değil.”
Bu konuşma ikisinin arasında küçük bir gerilim yarattı.
Mert hızlıca bir plan hazırlamak istiyordu. Bahçenin ölçülerini çıkaracak, kullanılabilir alanları belirleyecek, masa ve sandalyelerin yerleşimini yapacaktı.
Geçenlerde bir forumda şu soruya denk geldim: “Eğitim kelimesi isim mi, fiil mi?”
İlk bakışta çok kolay bir soru gibi duruyor. Hatta insanın aklına hemen “Eğitmek fiil, eğitim de ondan geliyor; demek ki fiil olmalı.” düşüncesi gelebiliyor. Fakat Türkçede kelimelerin kökeniyle cümledeki görevini birbirine karıştırdığımızda işler bir anda değişiyor.
Ben de bu soruyu yalnızca bir dil bilgisi maddesi olarak anlatmak yerine, küçük bir hikâyenin içine yerleştirmenin daha akılda kalıcı olacağını düşündüm.
Hikâyemiz İstanbul'un eski semtlerinden birinde, yıllardır kullanılmayan bir okulun kapısının önünde başlıyor.
Ve açıkçası, o kapının ardında sadece eski sıralar değil, “eğitim” kelimesinin kendisine dair güzel bir ipucu da bizi bekliyor.
Eski Okulun Kapısındaki Soru
Mert, elindeki eski anahtarı çevirirken,
“Bence burada hâlâ bir şeyler var,” dedi.
Yanında duran Derya gülümsedi.
“Bir şeyler olduğundan eminim. Ama senin aklındaki şey muhtemelen eski projeksiyon cihazı, benim aklımdaki ise buranın hikâyesi.”
Mert kaşlarını kaldırdı.
“Önce binayı kurtaralım, hikâyesine sonra bakarız.”
Derya cevap vermedi. Kapının paslı koluna dokundu.
Bu küçük konuşma aslında o gün yapacakları çalışmanın tamamını özetliyordu.
Mert olaylara daha çok çözüm ve plan açısından yaklaşıyordu. Binanın çatısı akıyorsa çatının nasıl onarılacağını, elektrik tesisatının nereden geçirileceğini, hangi odanın ne amaçla kullanılacağını düşünüyordu.
Derya ise binanın geçmişte kimlere ait olduğunu, mahalledeki insanların bu okulla nasıl bir bağ kurduğunu, çocukların burada kendilerini nasıl hissedeceğini merak ediyordu.
Biri “Nasıl çözeriz?” diye soruyordu.
Diğeri “Bunu yaparken kimleri düşünmeliyiz?” diye.
İkisi de farklı düşünüyorlardı ama birbirlerinin yaklaşımını küçümsemiyorlardı.
Zaten biraz sonra anlayacaklardı ki eğitim dediğimiz şey de yalnızca bilgi aktarmaktan ibaret değildi.
Kapıyı açtılar.
İçeride eski tahtanın üzerinde hâlâ silinmemiş bir cümle vardı:
“Öğrenmek, yalnızca bilmek değildir.”
Derya bir süre tahtaya baktı.
“Bence bugün ilk dersimizi bulduk.”
“Eğitim” Neden Fiil Değil?
Mert eski öğretmen masasının üzerindeki defteri karıştırırken birden durdu.
“Bir dakika. Biz buraya dil bilgisi sorusunu çözmeye gelmiştik.”
Derya güldü.
“Tam olarak çözmeye geldik.”
“Eğitim isim mi fiil mi?”
“İsim.”
“Emin misin?”
“Evet.”
İşte hikâyenin dil bilgisi tarafı burada başlıyor.
Eğitim bir isimdir.
Cümle içinde bir varlığı, kavramı veya süreci karşılayan ad olarak kullanılır:
- Eğitim önemlidir.
- Eğitim hayatımızın önemli bir parçasıdır.
- Eğitim için yeni bir merkez açıldı.
- Çocukların eğitimi üzerinde çalışıyorlar.
Bu cümlelerde “eğitim” bir hareketi yapan kişi gibi çekimlenmez. “Ben eğitim” ya da “sen eğitim” şeklinde fiil çekimine girmez.
Bununla birlikte kelimenin yapısında bir fiille bağlantı vardır.
“Eğit-” fiilinden “eğitim” sözcüğü türemiştir.
Buradaki önemli ayrım şudur:
Bir kelimenin fiilden türemiş olması, onun fiil olduğu anlamına gelmez.
Türkçede fiillerden isim yapan çeşitli yapım ekleri bulunur. Türk Dil Kurumunun yayımlarında da fiilden isim yapım ekleri ayrı bir başlık altında incelenmektedir. Türk Dil Kurumu+1
Dolayısıyla şöyle düşünmek daha doğru:
eğit- → eğitim
Burada “eğit-” fiil kökü/gövdesiyle ilişkilidir; “eğitim” ise türemiş bir isimdir.
Bu ayrım, Türkçenin kelime yapısını anlamak açısından oldukça önemlidir.
Mert'in Tahtaya Yazdığı Dört Kelime
Mert cebinden kalemini çıkardı ve tahtaya dört kelime yazdı:
eğitmek
eğitim
eğitici
eğitimci
“Şimdi bunları ayıralım,” dedi.
Derya başını salladı.
“Güzel. Ama yalnızca dil bilgisi olarak değil, anlam olarak da.”
Mert önce “eğitmek” kelimesinin altını çizdi.
“Bu fiil. Bir işi, eylemi anlatıyor.”
Sonra “eğitim” kelimesini işaret etti.
“Bu isim. Bir süreç veya kavramı karşılıyor.”
Derya devam etti:
“Ve eğitimci de isim. Eğitim alanında çalışan kişiyi ifade ediyor.”
Mert:
“Demek ki aynı kökten gelen kelimeler farklı türlerde olabilir.”
“Tam olarak.”
Bu, Türkçede sık karşılaştığımız bir durumdur. Bir kelime kökünden farklı eklerle yeni kelimeler üretilebilir. Türk Dil Kurumu kaynaklarında da yapım ekleri; isimden isim, isimden fiil, fiilden isim ve fiilden fiil yapan ekler şeklinde sınıflandırılarak örneklendirilmektedir. Türk Dil Kurumu+1
Derya eski sandalyelerden birine oturdu.
“Bence insanların burada kafasının karışmasının nedeni çok anlaşılır.”
“Neden?”
“Çünkü eğitim kelimesi hareket çağrışımı yapıyor. Öğrenmek, öğretmek, yetiştirmek, geliştirmek... Hepsi eylem içeriyor. Ama kelimenin kendisi isim.”
Mert gülümsedi.
“Yani hareket anlatan bir kavramın adı olabilir.”
“Evet.”
Ve bu ayrım, hikâyenin ilerleyen bölümünde daha da önemli hâle gelecekti.
Bir Kelimenin Arkasında Yüzyıllar Olabilir
Derya, okulun arşiv odasında eski bir defter buldu.
Defterin ilk sayfasında 1940'lı yıllara ait notlar vardı.
Bir öğretmen, öğrencilerinden söz etmişti. Kimi köyden gelmişti, kimi şehirden. Kiminin ailesi okuldan büyük beklenti içindeydi, kimi ise ailesinde ilk kez düzenli eğitim alan çocuktu.
Derya sayfaları çevirdikçe şunu fark etti:
“Eğitim” kelimesi yalnızca sözlükte duran bir isim değildi.
Toplumların dönüşümünü de anlatıyordu.
Çünkü eğitim kavramının kendisi tarih boyunca değişen toplumsal ihtiyaçlarla birlikte farklı anlam katmanları kazanmıştı. Okuma yazmanın yaygınlaştırılması, mesleki becerilerin aktarılması, yurttaşlık bilincinin geliştirilmesi, bilimsel düşüncenin desteklenmesi ve daha sonra teknolojinin eğitim süreçlerine girmesi...
Hepsi aynı kelimenin çevresinde farklı dönemlerde yeni anlam dünyaları oluşturdu.
Mert arşivdeki bir fotoğrafı eline aldı.
“Şuna bak.”
Fotoğrafta kalabalık bir sınıf vardı.
“Eskiden sınıfın düzeni de farklıymış.”
Derya fotoğrafa dikkatle baktı.
“Evet. Ama çocukların meraklı yüzleri pek değişmemiş.”
Mert:
“Belki eğitim dediğimiz şeyin değişmeyen tarafı budur.”
“Ne?”
“İnsanın öğrenme ihtiyacı.”
Derya gülümsedi.
“İşte şimdi gerçekten bir şey öğrendin.”
Erkekler Çözüm Odaklı, Kadınlar Empatik mi? Hikâyenin Asıl Sınavı
Tam o sırada okulun bahçesinden sesler geldi.
Mahalledeki çocuklar binanın etrafında toplanmıştı.
Mert hemen ayağa kalktı.
“Bahçeyi temizleyip burayı çocuklar için çalışma alanına çevirebiliriz.”
Derya:
“Önce çocuklara ne istediklerini soralım.”
Mert durdu.
“Zaten çocuklar için yapıyoruz.”
“Evet ama onlar için bir şey yapmakla onları dinlemek aynı şey değil.”
Bu konuşma ikisinin arasında küçük bir gerilim yarattı.
Mert hızlıca bir plan hazırlamak istiyordu. Bahçenin ölçülerini çıkaracak, kullanılabilir alanları belirleyecek, masa ve sandalyelerin yerleşimini yapacaktı.