Dünyanın ilk bestesi nedir ?

Aylin

New member
Dünyanın İlk Bestesi Hangisiydi? Hurri İlahisi Üzerinden Müzik, Toplumsal Cinsiyet, Irk ve Sınıf

DÜNYANIN İLK BESTESİ HANGİSİYDİ? BİR EZGİNİN ARDINDAKİ TOPLUMU OKUMAK

Bir müzik parçasını dinlediğimizde çoğu zaman yalnızca sese odaklanıyoruz. Oysa binlerce yıl önce yazılmış birkaç işaret, bize yalnızca nasıl bir ezgi çalındığını değil, o ezginin hangi toplumda üretildiğini, kimin okuyabildiğini, kimin dinlediğini ve hangi insanların tarihin dışında kaldığını da anlatabilir. Bu yüzden “Dünyanın ilk bestesi nedir?” sorusu bana yalnızca müzik tarihiyle ilgili bir soru gibi gelmiyor. Aynı zamanda “Geçmişten bugüne hangi insanların sesi ulaşabildi?” sorusunu da beraberinde getiriyor.

Bugün müzik tarihçilerinin “bilinen en eski notalı müzik eseri” olarak sıkça andığı eser, yaklaşık MÖ 1400 yılına tarihlenen ve antik Ugarit’te bulunan Hurri İlahisi No. 6’dır. Ugarit, günümüzde Suriye sınırları içinde bulunan Ras Şamra bölgesindeki antik kenttir. Eser, Ay tanrısının eşi olan tanrıça Nikkal’e adanmış bir ilahiyle ilişkilendirilir. Cambridge University Press kaynaklarında Ugarit tabletinin, sözleri ve müziğe ilişkin işaretleri birlikte taşıyan yaklaşık MÖ 1400 tarihli bir Hurri tableti olduğu belirtilir.

Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Bu eser “insanlık tarihindeki ilk bestedir” demek değildir. Daha doğru ifade, bugüne kadar müzik notasyonuyla birlikte ulaşabilmiş en eski bestelerden, hatta en eski tam örnek olarak kabul edilen eserlerden biri olduğudur. Çünkü insanlar yazı geliştirmeden çok önce müzik yapıyordu. Muhtemelen binlerce yıl boyunca söylenen, çalınan ve kuşaktan kuşağa aktarılan sayısız melodi vardı. Bunların büyük bölümü herhangi bir yazılı iz bırakmadığı için bugün onları dinleme veya yeniden oluşturma imkânımız yok.

BİR TABLET, AMA TAM OLARAK NEYİ BİLİYORUZ?

Hurri İlahisi No. 6'nın en ilginç taraflarından biri, modern anlamda bir nota kâğıdı olmamasıdır. Tablet üzerindeki çivi yazılı işaretler, müzikle ilgili bilgileri ve ilahinin sözlerini içerir. Ancak bu işaretlerin nasıl yorumlanacağı konusunda bilim insanları arasında uzun süredir tartışmalar vardır. Özellikle eski Mezopotamya müzik sisteminin akort, dizi ve aralıklarının modern müzik teorisiyle birebir örtüştüğünü varsaymak sorunludur. Cambridge'de yayımlanan araştırmalar, Ugarit müzik notasyonunun yorumlanmasında farklı yaklaşımların bulunduğunu ve bazı temel varsayımların bilim insanları tarafından yeniden tartışıldığını gösteriyor.

Dolayısıyla internette zaman zaman duyduğumuz “4.000 yıllık şarkının tamamını aynen yeniden dinliyoruz” şeklindeki iddialara temkinli yaklaşmak gerekir. Elimizde önemli bir müzikal belge var, fakat onun nasıl icra edildiği konusunda kesinliğimiz sınırlı.

Bu belirsizlik aslında konuyu daha da ilginç hale getiriyor. Çünkü geçmiş toplumları anlamak için elimizde çoğu zaman yalnızca toplumun küçük bir bölümünün bıraktığı izler bulunuyor.

MÜZİK KİMİN SESİYDİ? SINIF MESELESİ

Ugarit'in kendisi bize bu konuda çok şey söylüyor. Metropolitan Museum of Art'ın Ugarit araştırmasına göre kentte çok sayıda çivi yazılı tablet bulunmuştu ve bunlar idari, hukuki, ekonomik ve edebi konuları kapsıyordu. Ugarit aynı zamanda farklı toplulukların bir arada yaşadığı ve çeşitli dillerin kullanıldığı ticari bir merkezdi. Kentte Kenanlılar ve Hurri toplulukları bulunuyor, Akadca, Hititçe, Hurri dili ve Ugaritçe gibi diller yazılı belgelerde karşımıza çıkıyordu.

Burada sınıf meselesi özellikle önemli.

Bir tabletin günümüze ulaşması, yalnızca o müziğin var olduğu anlamına gelmez. Aynı zamanda yazıyı kullanabilecek eğitimli kişilerin, yazı malzemelerinin, uzmanlaşmış bir yazıcı geleneğinin ve bunları koruyabilecek kurumsal yapıların bulunduğunu gösterir.

Başka bir ifadeyle, tarihteki ilk notalı müziği ararken aslında biraz da ilk kayıt altına alınabilen müziği arıyoruz.

Bu ikisi aynı şey değil.

Tarlada çalışan bir kişinin söylediği ağıt, bir annenin çocuğuna söylediği ninni, işçilerin birlikte söylediği ritmik ezgiler veya gündelik yaşamda kullanılan dans müzikleri yazıya geçirilmemiş olabilir. Buna karşılık dini törenlerde, saray çevresinde veya uzmanlaşmış yazıcıların bulunduğu kurumlarda kullanılan müziklerin kayda geçme ihtimali daha yüksek olabilir.

Dolayısıyla “en eski beste” kavramının arkasında bir sınıfsal seçilim bulunuyor olabilir. Günümüze ulaşan tarih, geçmişte yaşamış herkesin eşit ölçüde kaydedilmiş tarihi değildir.

TOPLUMSAL CİNSİYET: KİM BESTECİ OLARAK GÖRÜLEBİLDİ?

Burada kadınların tarihsel konumuna ayrıca dikkat etmek gerekiyor. Hurri İlahisi No. 6'nın bestecisinin kim olduğunu kesin olarak bilmiyoruz. Bu nedenle eseri belirli bir kadına, erkeğe veya belirli bir sosyal gruba kesin biçimde atfetmek doğru olmaz.

Fakat bu belirsizlik, toplumsal cinsiyet sorusunu ortadan kaldırmıyor; tam tersine daha görünür hale getiriyor.

Antik toplumlarda dini ritüeller, saray kurumları ve müzik üretimi toplumsal rollerle bağlantılıydı. Kadınların dini ve müzikal hayatta hiçbir rolü olmadığını söylemek tarihsel açıdan aşırı genelleyici olur. Aynı şekilde bütün müzisyenlerin erkek olduğunu varsaymak da kanıta dayalı değildir.

Sorun şu: Hangi kadınların faaliyetleri yazılı kayıtlara girebildi?

Toplumlarda kadınların eğitim, mülkiyet, dini makamlar veya kurumsal görevler açısından sahip olduğu imkânlar eşit değildi. Dolayısıyla kadınların müzik üretimine katkıları olmuş olsa bile bunların isimleri veya eserleri erkeklerinkine kıyasla daha az belgelenmiş olabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, “kadınların sesi yoktu” demek değil; tarihsel kayıt sistemlerinin kadınların sesini hangi koşullarda görünür kıldığını sorgulamak.

Bugün kadınların geçmişteki deneyimlerine baktığımızda da benzer bir metodolojik sorunla karşılaşıyoruz. Bir kadın müzisyenin, dini görevlisinin veya sanatçının doğrudan kendi sözlerine ulaşamadığımız zaman, onun hayatını yalnızca erkek yazıcıların tuttuğu kayıtlar üzerinden anlamaya çalışıyoruz.

Bu yüzden kadınların tarihsel deneyimini ele alırken empati yalnızca duygusal bir yaklaşım değildir. Aynı zamanda kaynakların sınırlılığını kabul eden bir araştırma yöntemidir.

“IRK” MI, ETNİK KİMLİK Mİ? ANTİK DÜNYAYA MODERN KAVRAMLARLA BAKMAK

“Irk” kavramını antik Ugarit'e doğrudan bugünkü anlamıyla uygulamak da dikkat gerektiriyor. Modern ırk kategorilerini binlerce yıl önceki toplumlara aynen taşımak tarihsel olarak yanıltıcı olabilir.

Buna karşılık etnik, dilsel ve kültürel farklılıklar kesinlikle vardı. Ugarit'in nüfusunun çeşitli topluluklardan oluştuğuna ilişkin arkeolojik ve yazılı kanıtlar bulunuyor. Farklı dillerin kullanılması, ticaret ağlarının genişliği ve bölgedeki siyasi ilişkiler, kentin kültürel açıdan oldukça hareketli olduğunu gösteriyor.

Bu durum Hurri İlahisi'ni yalnızca “tek bir uygarlığın ürünü” olarak görmememiz gerektiğini düşündürüyor.

Hurri kültürünün izleri, Suriye'nin kuzeyinden Mezopotamya'ya ve Anadolu'ya uzanan geniş bir coğrafyada karşımıza çıkıyordu. Hitit dünyasında da Hurri mitolojisi ve kültürel unsurları etkili olmuştu. Cambridge araştırmaları, Hurri kökenli eserlerin Hititler tarafından uyarlanıp farklı kültürel ortamlarda yeniden üretildiğini gösteriyor.

Bu açıdan bakıldığında eski müzik tarihi, birbirinden tamamen izole “ırkların” veya “uygarlıkların” hikâyesinden ziyade kültürel etkileşimlerin tarihidir.

MÜZİK VE İKTİDAR: NEDEN BİR İLAHİ ÖNEMLİYDİ?

Bir ilahinin neden binlerce yıl önce yazıya geçirildiğini düşündüğümüzde karşımıza iktidar ilişkileri çıkıyor.

Dini müzik yalnızca estetik bir faaliyet değildi. Ritüeller, tanrılar, krallar ve toplumsal düzen arasındaki ilişkilerin kurulmasına yardımcı oluyordu. Cambridge araştırmalarında antik Yakın Doğu'daki ilahi ve ritüel metinlerin dini törenlerle bağlantısı ayrıntılı biçimde ele alınıyor.

Müzik böylece toplumsal düzenin bir parçası haline geliyordu.

Bir tapınakta söylenen ilahi, sıradan bir eğlence şarkısından farklı bir toplumsal statü taşıyabilir. Kim söyleyecek? Kim çalacak? Kim dinleyecek? Hangi tanrıya adanacak? Hangi tören sırasında kullanılacak?

Bunların her biri toplumsal ilişkilerle bağlantılıdır.

Bu nedenle dünyanın en eski notalı müziklerinden birinin dini nitelikte olması şaşırtıcı değildir. Yazının ve kurumsal gücün bulunduğu yerlerle müziğin kayıt altına alınması arasında güçlü bir ilişki bulunması beklenebilir.

ERKEKLERİN VE KADINLARIN DENEYİMLERİNE TEK BİR KALIPLA BAKMAMAK

Toplumsal cinsiyet meselesinde bir başka önemli nokta da erkekleri yalnızca “ayrıcalıklı”, kadınları ise yalnızca “mağdur” konumunda anlatmanın tarihsel gerçekliği basitleştirmesidir.

Erkekler de aynı toplum içinde aynı imkânlara sahip değildi. Bir saray görevlisi, bir asker, bir köylü, bir köle veya bir zanaatkârın deneyimleri birbirinden oldukça farklı olabilirdi. Dolayısıyla “erkeklerin deneyimi” diye tek bir deneyimden söz etmek mümkün değildir.

Benzer şekilde kadınların da deneyimleri sınıf, aile, meslek, dini statü ve yaş gibi faktörlere göre değişiyordu.

Bugün bu geçmişi tartışırken kadınların yaşadığı yapısal sınırlamaları görünür kılmak önemli. Ancak erkekleri yalnızca sorunun taşıyıcısı olarak görmek yerine, toplumsal yapıların nasıl değiştirilebileceği konusunda onların da sorumluluk alabileceğini tartışmak daha yapıcı olabilir.

Erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımı, “kadınların sorunlarını ben çözerim” anlayışı olmamalı. Daha çok kendi sahip oldukları toplumsal alanlarda eşitlikçi uygulamaları desteklemek, tarihsel anlatıların eksiklerini kabul etmek ve başkalarının deneyimlerini dinlemek şeklinde düşünülebilir.

Aynı zamanda kadınların deneyimlerini sürekli açıklamak veya temsil etmek yerine, kadın araştırmacıların, müzisyenlerin ve tarihçilerin kendi yorumlarının görünür olması da önemlidir.

BUGÜN BİZİM İÇİN NE SÖYLÜYOR?

Hurri İlahisi No. 6'yı ilginç yapan şey yalnızca yaklaşık 3.400 yıllık olması değil. Asıl ilginç olan, bize insanlığın müziği yazıya geçirmeye başladığında bile müziğin zaten toplumsal bir faaliyet olduğunu hatırlatması.

Üstelik elimizdeki tablet, müziğin kendisinden daha büyük bir hikâye anlatıyor.

Bir toplumun neyi kaydettiğini gösteriyor.

Kimlerin uzman kabul edildiğini düşündürüyor.

Dini kurumların kültürel üretimdeki rolünü ortaya koyuyor.

Farklı toplulukların birbirleriyle etkileşimini hatırlatıyor.

Ve belki de en önemlisi, kayıtlarda bulunmayan insanların seslerini aramamız gerektiğini söylüyor.

Kişisel bir deneyim aktarmam doğru olmaz; benim kişisel olarak antik bir müziği dinlemiş veya Ugarit'te bulunmuş olma deneyimim yok. Buradaki değerlendirme arkeoloji, müzik tarihi ve akademik kaynaklara dayanıyor. Özellikle Metropolitan Museum of Art'ın Ugarit üzerine çalışması ve Cambridge University Press'te yayımlanan müzik tarihi araştırmaları, eserin tarihsel bağlamını anlamak açısından temel kaynaklar arasında.

Bence burada en çarpıcı soru “İlk besteyi kim yaptı?” sorusundan biraz farklı:

İlk besteyi gerçekten kimin yaptığını hiçbir zaman öğrenemeyeceksek, tarih boyunca kayda geçirilmeyen milyonlarca insanın müziğini nasıl düşüneceğiz?

Belki de dünyanın ilk bestesi Hurri İlahisi No. 6 değildir. Belki ondan çok daha önce bir çocuk annesinin söylediği melodiyi taklit etti, bir işçi çalışma ritmine eşlik eden bir ezgi yarattı, bir topluluk ölüm karşısında bir ağıt söyledi veya bir kadın dini bir törende kimsenin yazıya geçirmediği bir ilahi söyledi.

Bunların hiçbiri elimizde olmayabilir.

İşte bu nedenle “dünyanın ilk bestesi” sorusu aynı zamanda tarihin kimleri hatırladığıyla ilgili bir sorudur.

Ve tartışmayı belki şu sorularla sürdürmek daha anlamlı:

Sizce bir müzik eserinin “ilk” sayılması için yazılı olarak kaydedilmiş olması şart mı?

Bugünkü müzik tarihinin, sınıfı, cinsiyeti veya kültürel kimliği nedeniyle geçmişte görünmez kalmış insanların eserlerini yeniden keşfetme konusunda nasıl bir sorumluluğu var?

Bir melodinin binlerce yıl sonra yeniden yorumlanması, gerçekten aynı müziği dinlediğimiz anlamına mı gelir, yoksa yalnızca geçmişten kalan işaretleri günümüzün kültürel anlayışıyla yeniden mi yorumluyoruz?

Belki de 4.000 yıl öncesinden bize ulaşan asıl mesaj tek bir melodiden ibaret değil: İnsanlar çok uzun zamandır sesleriyle kendilerini ifade ediyor, fakat tarihe yalnızca bazı sesler kalıyor.

Girişte ana yanıtı daha açık verIrk başlığını daha tarihsel yap

Girişte ana yanıtı daha açık ver

Irk başlığını daha tarihsel yap

Tekrarları azaltıp akışı sıkılaştır
 
Üst