Diriliş dergisi kimin ?

Ela

New member
Diriliş Dergisi Kimin? Bir Derginin Peşinde Sezai Karakoç’un İzini Sürmek

[color=]Diriliş Dergisi Kimin? Sorunun Ardındaki Hikâye[/color]

Geçenlerde eski dergilerin arasında dolaşırken, sayfaları sararmış bir Diriliş nüshasının kapağına denk geldim. İlk bakışta sıradan bir edebiyat dergisi gibi görünüyordu. Fakat kapağın üzerinde duran tek kelime, insanı ister istemez durduruyordu: “Diriliş”.

İnsan böyle bir dergiyi eline alınca ister istemez soruyor: Bu dergi kimin? Sadece bir yayınevinin çıkardığı eski bir yayın mıydı, yoksa arkasında çok daha büyük bir düşünce dünyası mı vardı?

Bu sorunun kısa cevabı aslında oldukça açık: Diriliş dergisinin kurucusu, başyazarı ve yayın yönetmeni Sezai Karakoç’tur. TDV İslâm Ansiklopedisi de Diriliş’in kurucusu, başyazarı ve yayın yönetmeninin Sezai Karakoç olduğunu belirtir. Dergi ilk olarak 1960 yılında Ankara’da yayımlanmaya başlamış, daha sonra İstanbul’da farklı dönemler ve yayın biçimleriyle yoluna devam etmiştir.

Ama bana göre asıl ilginç olan, “kimin?” sorusunun burada bitmemesidir.

Çünkü Diriliş’i yalnızca sahibinin veya yöneticisinin adıyla anlatmak, onun Türkiye’deki edebiyat ve düşünce hayatındaki yerini anlamaya yetmez.

Şimdi gelin, biraz geriye gidelim.

[color=]1960: Ankara’da Küçük Bir Başlangıç[/color]

Hikâyenin ilk sahnesini Ankara’da düşünelim.

Yıl 1960.

Türkiye siyasi ve toplumsal açıdan hareketli bir dönemin içindedir. Şehirler büyümekte, modernleşme tartışmaları sürmekte, genç kuşaklar yeni fikirlerin peşinden gitmektedir. Dünyada ise Soğuk Savaş bütün ağırlığıyla hissedilmektedir.

Tam böyle bir ortamda genç bir şair ve düşünce insanı, edebiyatın yalnızca güzel cümleler kurmak olmadığını düşünür.

Sezai Karakoç için mesele daha geniştir.

O dönemde şiirleriyle tanınmaya başlayan Karakoç, bir yandan modern Türk şiirinin içinde kendine özgü bir ses oluştururken diğer yandan medeniyet, toplum, inanç ve insan ilişkileri üzerine düşünmektedir.

Ve bir dergi çıkar.

Adı: Diriliş.

İlk iki sayı 1960 yılının Mart ve Nisan aylarında Ankara’da yayımlanır. Ancak 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi sonrasında derginin yayın hayatı kesintiye uğrar. Daha sonraki yıllarda dergi farklı dönemlerde yeniden ortaya çıkar.

Burada küçük ama önemli bir ayrıntı var.

Diriliş, başından itibaren yalnızca şiir yayımlayan bir edebiyat dergisi değildir. Kaynaklarda düşünce, edebiyat ve siyaset dergisi olarak tanımlanır.

Yani Karakoç'un amacı yalnızca şair yetiştirmek değildir.

Daha büyük bir soru vardır:

“İnsan, kendi medeniyet tecrübesiyle bağını yeniden nasıl kurabilir?”

İşte derginin bütün hikâyesi bir bakıma bu sorunun etrafında şekillenir.

[color=]Derginin Sahibi Kimdi, Fikri Çevresi Kimlerden Oluşuyordu?[/color]

Bir gün hayalimizde Diriliş'in küçük bir çalışma odasına girelim.

Masanın üzerinde el yazmaları var. Bir köşede şiirler, başka bir yerde çeviriler duruyor. Bir genç yazar yeni metnini getiriyor. Başka biri Avrupa edebiyatından bir yazıyı Türkçeye çevirmiş.

Masadaki herkes aynı düşüncede olmayabilir.

Fakat hepsinin ortak bir arayışı vardır.

İşte Diriliş çevresi zaman içerisinde böyle genişler.

Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Ebubekir Eroğlu, Alaeddin Özdenören, İsmet Özel, Cahit Koytak ve daha birçok isim derginin sayfalarında yer alır. TDV İslâm Ansiklopedisi, Diriliş çevresinde çok sayıda şair, yazar ve düşünce insanının eserlerinin yayımlandığını ayrıntılı biçimde aktarır.

Bu noktada önemli bir yanlış anlamayı da düzeltmek gerekir.

Diriliş'i yalnızca Sezai Karakoç'un tek başına yazdığı bir yayın olarak düşünmek doğru değildir.

Evet, derginin merkezinde Karakoç vardır. Fikri çizginin belirlenmesinde onun etkisi çok güçlüdür. Ancak derginin sayfaları farklı kuşaklardan yazarların, şairlerin ve çevirmenlerin eserlerine açılmıştır.

Üstelik bu isimler yalnızca Türkiye'den değildir.

Diriliş'te İslam düşüncesinden isimlerin yanı sıra T. S. Eliot, Virginia Woolf, Kierkegaard, William Blake, Yeats ve başka Batılı yazar ve düşünürlerden yapılan çeviriler de yayımlanmıştır.

Bu ayrıntı bana oldukça düşündürücü geliyor.

Çünkü bazen bir düşünce hareketini anlamak için kimleri okuduğuna bakmak, ne söylediğine bakmak kadar önemlidir.

[color=]Bir Dergi, Bir Tartışma Masası[/color]

Hikâyemize iki hayali karakter ekleyelim.

Mehmet, genç bir araştırmacı olsun. Eski sayıların bibliyografyasını çıkarmaya çalışıyor. Önündeki sorunu çözmek için tarihleri, sayıları ve isimleri tek tek sınıflandırıyor.

Yanında da Zeynep otursun.

Zeynep'in ilgisi farklıdır. O, dergide yazan insanların birbirleriyle nasıl bir düşünce ilişkisi kurduğunu anlamaya çalışıyor. “Bu yazı hangi tartışmanın parçasıydı?” diye soruyor.

Mehmet:

“Önce kronolojiyi çıkarmamız gerekiyor,” diyor.

Zeynep:

“Evet, ama kronoloji tek başına bize insanların neden bu metinlere ihtiyaç duyduğunu anlatmaz,” diye cevap veriyor.

İkisi de haklı.

Mehmet'in çözüm odaklı yaklaşımı olmadan arşiv dağınık kalacaktır. Tarihler, sayılar, yayın dönemleri ve isimler birbirine karışacaktır.

Zeynep'in ilişkisel ve empatik yaklaşımı olmadan ise metinlerin arkasındaki insan hikâyeleri gözden kaçacaktır.

Bu küçük sahne aslında Diriliş'i anlamak için güzel bir anahtar sunuyor.

Bir düşünce hareketini yalnızca “hangi fikirler vardı?” diye incelemek eksik kalabilir.

“Bu fikirler insanlar arasında nasıl dolaştı, hangi gençleri etkiledi, hangi yazarları bir araya getirdi?” sorularını da sormak gerekir.

Üstelik burada erkekleri yalnızca stratejiyle, kadınları yalnızca duyguyla açıklamak gibi basit kalıplara düşmemek gerekir. Gerçek hayatta insanlar bundan çok daha karmaşıktır. Karakoç'un düşünce dünyasında da şiir, medeniyet, tarih ve insan ilişkileri birbirinden kopuk alanlar değildir.

[color=]Diriliş'in Yayın Hayatı Neden Bu Kadar Uzun ve Kesintiliydi?[/color]

Burada hikâyenin temposu değişiyor.

Çünkü Diriliş'in hayatı düz bir çizgi değildir.

1960'taki ilk iki sayıdan sonra 1966-1967 döneminde yeniden yayımlanır. Ardından 1969-1971 dönemi gelir. 1974'te yeniden çıkar. Daha sonra derginin yayın biçimi değişir; bazı dönemlerde gazete formatında yayımlanır. 1979-1980 arasında aylık yayın yapılır, 1983'te günlük gazete biçiminde tekrar ortaya çıkar ve 1988'den 1992'ye kadar haftalık olarak yayımlanır. İslamcı Dergiler Projesi, toplam yayın hayatında 396 sayı yayımlandığını belirtmektedir.

Şimdi burada durup düşünmek gerekiyor.

Bir dergi neden defalarca kapanır, yeniden çıkar, biçim değiştirir ve yine yoluna devam eder?

Cevap yalnızca ekonomik koşullarda aranamaz.

Türkiye'nin 1960'lar, 1970'ler, 1980'ler ve 1990'ların başındaki siyasi atmosferi de bu yayın hayatının anlaşılması için önemlidir.

Dergi bazı dönemlerde içerikleri nedeniyle toplatılmış veya yayın faaliyetleri kesintiye uğramıştır. Böylece Diriliş'in hikâyesi, yalnızca edebiyat tarihiyle değil, Türkiye'nin siyasi ve toplumsal tarihiyle de kesişmiştir.

Bu yüzden eski bir Diriliş nüshasını elinize aldığınızda aslında yalnızca edebi metinlere bakmazsınız.

O sayfanın arkasında bir dönem Türkiye'si vardır.

[color=]Peki Diriliş Neyi Savunuyordu?[/color]

Diriliş'in düşünce dünyasının merkezinde “diriliş” kavramı bulunur.

Buradaki kavramı yalnızca dini bir uyanış olarak görmek de eksik kalır.

Derginin yayın çizgisinde medeniyet, tarih, kültür, sanat, edebiyat, toplum ve İslam düşüncesi iç içe ele alınır. İslamcı Dergiler Projesi, Diriliş'in modernleşme sürecine ve bireysel-toplumsal krizlere ilişkin meseleleri İslami kaynaklara dönüş perspektifiyle tartıştığını belirtir.

Karakoç'un yaklaşımında medeniyet önemli bir kavramdır.

Ona göre toplumların yalnızca ekonomik veya siyasi kurumları yoktur; aynı zamanda dünyayı anlamlandırma biçimleri de vardır.

Bu nedenle şiir de önemlidir.

Edebiyat da önemlidir.

Tarih de önemlidir.

Çünkü insanın kendisini nasıl tanımladığı, geleceğini nasıl tasarlayacağını etkiler.

Diriliş'in sayfalarında bir yandan Mesnevi gibi klasik kaynaklardan çeviriler yayımlanırken diğer yandan çağdaş İslam düşünürleri ve Batılı düşünürlerden metinlere yer verilmesi de bu geniş perspektifin bir göstergesidir.

[color=]Sezai Karakoç'un Rolü: Bir Dergiden Daha Fazlası[/color]

Peki bütün bunların ortasında Sezai Karakoç'un rolü neydi?

Burada tekrar başlangıçtaki soruya dönelim:

Diriliş dergisi kimin?

Bibliyografik açıdan cevap nettir: Sezai Karakoç'un kurduğu, başyazarlığını ve yayın yönetmenliğini üstlendiği dergidir.

Fakat Diriliş'in tarihsel etkisini anlamak için “sahibi” kelimesinden biraz daha ileri gitmek gerekir.

Karakoç, yalnızca dergiyi çıkaran kişi değildir.

Derginin fikri omurgasını oluşturan isimdir.

1974'te Diriliş Yayınları'nı da kurmuş ve kendi eserlerini bu yayınevi üzerinden yayımlamıştır. Türk Maarif Ansiklopedisi, Karakoç'un 1974 yılında Diriliş Yayınları'nı kurduğunu ve daha sonraki eserlerinin bu yayınevi tarafından yayımlandığını belirtmektedir.

Dolayısıyla “Diriliş” zaman içinde yalnızca bir dergi adı olmaktan çıkar.

Bir düşünce çevresinin, bir yayın anlayışının ve Karakoç'un medeniyet tasavvurunun da adı haline gelir.

[color=]Derginin Asıl Hikâyesi Sayfalarda mı, İnsanlarda mı?[/color]

Hikâyemizdeki Mehmet ile Zeynep'e geri dönelim.

Arşivin sonuna yaklaşmışlardır.

Mehmet önündeki listeye bakar:

1960.

1961.

1962.

1963.

1964.

1965.

1966.

1967.

1968.

“Bak,” der Mehmet, “396 sayı.”

Zeynep eski bir sayfayı eline alır.

“Evet,” der. “Ama 396 sayı demek, 396 küçük tarih parçası demek.”

Mehmet gülümser.

“Sen yine insan hikâyesine geldin.”

“Çünkü dergiler sadece kâğıt değildir,” der Zeynep.

Bence Diriliş'e bakarken en önemli noktalardan biri de budur.

Bir derginin etkisini yalnızca kaç sayı çıktığıyla ölçmek mümkün değildir.

Bir dergi, genç bir şairin ilk şiirini yayımlamasına imkân verebilir.

Bir düşünürün başka bir ülkedeki fikirle tanışmasını sağlayabilir.

Bir okurun yıllar sonra hayatını değiştirecek bir metni bulmasına vesile olabilir.

Diriliş çevresinden çıkan veya bu çevrede yazan isimlerin Türk edebiyatında kalıcı izler bırakması, derginin bir yayın platformundan öte işlev gördüğünü düşündürür.

[color=]Bugünden Bakınca Diriliş Bize Ne Söylüyor?[/color]

Bugün dergi kültürü geçmişe göre çok farklı.

Eskiden bir yazıyı okuyabilmek için derginin çıkmasını beklemek gerekiyordu. Şimdi birkaç saniyede binlerce metne ulaşabiliyoruz.

Fakat bunun ilginç bir sonucu var.

Bilgi çoğaldıkça dikkat azaldı.

Eskiden bir derginin tek bir sayısını bulmak için aylarca uğraşan bir araştırmacı, bugün yüzlerce kaynağa birkaç dakikada ulaşabiliyor. Fakat bu kolaylık, kaynakları gerçekten okumayı ve karşılaştırmayı her zaman kolaylaştırmıyor.

Diriliş'in hikâyesi bu açıdan günümüze de dokunuyor.

Çünkü Karakoç'un dönemindeki temel sorulardan biri, insanın kendi kültürel ve düşünsel kaynaklarıyla ilişkisi ise bugün de benzer bir soru sorulabilir:

“Bu kadar çok bilgi arasında gerçekten neyi okuyoruz?”

Bir başka soru daha var:

“Bir derginin veya bir düşünce çevresinin değerini sadece bize benzeyen insanları bir araya getirmesiyle mi, yoksa farklı kaynaklarla karşılaştırma yapabilmesiyle mi ölçmeliyiz?”

Diriliş'in Batı edebiyatından, İslam düşüncesinden ve farklı coğrafyalardan çevirilere yer vermesi bu açıdan ayrıca dikkat çekicidir.

[color=]Son Sayfayı Çevirirken[/color]

Eski dergiyi kapattığımızı düşünelim.

Kapak artık masanın üzerinde.

Sorunun cevabını biliyoruz.

Diriliş dergisinin kurucusu, başyazarı ve yayın yönetmeni Sezai Karakoç'tur.

Dergi 1960'tan 1992'ye kadar kesintili dönemlerle yayın hayatını sürdürmüş, toplam 396 sayıya ulaşmış ve Türk düşünce, edebiyat ve kültür tarihinde kendine özgü bir yer edinmiştir.

Fakat belki de bu hikâyenin en güzel tarafı, “kimin?” sorusunun bizi “ne için?” sorusuna götürmesidir.

Diriliş, Sezai Karakoç'un dergisidir.

Ama aynı zamanda onun etrafında oluşan yazar, şair, çevirmen ve okur çevresinin de önemli bir buluşma alanıdır.

Bir derginin sahibi kimdir?

Kapağındaki isim mi?

Onu finanse eden kişi mi?

Yayın yönetmeni mi?

Yoksa yıllar sonra hâlâ o sayfaları açıp tartışmaya devam eden okurlar mı?

Belki forumdaki asıl tartışma da tam burada başlıyor.

Sizce bir derginin tarihsel değerini belirleyen şey kurucusunun kim olduğu mudur, yoksa arkasında bıraktığı düşünce ve edebiyat mirası mı?

Ve daha önemlisi: Bugün yeni bir Diriliş ortaya çıksaydı, sizce hangi toplumsal soruyu merkezine almalıydı?

[color=]Kaynak Notu[/color]

Bu yazıdaki tarihsel bilgiler özellikle TDV İslâm Ansiklopedisi'nin “Diriliş” maddesi, İslamcı Dergiler Projesi'nin Diriliş arşivi, Türk Maarif Ansiklopedisi'nin Sezai Karakoç maddesi ve Diyanet Haber'in Karakoç üzerine yayımladığı biyografik içerikler karşılaştırılarak hazırlanmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi, Diriliş'in kurucusu, başyazarı ve yayın yönetmeni olarak Sezai Karakoç'u gösterirken; İslamcı Dergiler Projesi derginin 1960-1992 arasındaki yayın serüvenini ve 396 sayılık toplamını belgelemektedir.

Kadın yazarların görünürlüğünü artırTarihsel olayları sahnelerde somutlaştır

Kadın yazarların görünürlüğünü artır

Tarihsel olayları sahnelerde somutlaştır

Kaynak notunu metinle daha iyi bağla
 
Üst