Bina orta hasarlı olursa ne olur ?

Anje

Global Mod
Global Mod
Bina Orta Hasarlı Olursa Ne Olur? Deprem Sonrası “Orta Hasar” Kavramını Gerçekten Anlamak

Depremden sonra bir binanın kapısına ya da girişine “orta hasarlı” ibaresi konduğunu görmek, özellikle o binada yaşayanlar için oldukça sarsıcı bir deneyim. Çünkü “orta hasar” ifadesi günlük dilde çok daha basit algılanıyor: Sanki bina biraz zarar görmüş, birkaç tadilat yapılınca herkes normal hayatına dönecekmiş gibi düşünülebiliyor. Oysa işin mühendislik, hukuk, ekonomi ve insan hayatına dokunan tarafı bundan çok daha karmaşık.

Benim bu konuda en dikkat çekici bulduğum nokta şu: “Orta hasarlı” demek, tek başına binanın güvenli ya da güvensiz olduğu sonucunu vermiyor. Hasarın niteliği, taşıyıcı sistemdeki etkisi, binanın kullanım durumu, yapılacak teknik inceleme ve uygulanacak mevzuat birlikte değerlendirilmek zorunda.

Üstelik deprem sonrası mesele sadece beton ve demirden ibaret değil. İnsanların evlerinden ayrılması, kiraların yükselmesi, ailelerin bölünmesi, esnafın müşteri kaybetmesi, çocukların okul düzeninin bozulması gibi zincirleme etkiler ortaya çıkıyor. Bu nedenle “orta hasarlı bina” konusuna yalnızca inşaat mühendisliği açısından bakmak bence eksik kalıyor.

“Orta hasarlı” ne anlama geliyor?

Öncelikle çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Halk arasında “orta hasar” ile “az hasar” veya “ağır hasar” bazen birbirine karıştırılabiliyor. Oysa deprem sonrası hasar sınıflandırması, binanın çeşitli elemanlarında meydana gelen zararların teknik değerlendirmesine dayanıyor.

Bir yapıda kolon, kiriş, perde, döşeme ve bağlantılar gibi taşıyıcı elemanların durumuna bakılması gerekiyor. Bunun yanında dolgu duvarlar, sıvalar, cepheler, tesisatlar ve diğer taşıyıcı olmayan bölümlerdeki hasarlar da inceleniyor. Özellikle taşıyıcı sistemde oluşan çatlakların yalnızca görüntüsüne bakarak “bu bina sağlamdır” veya “bu bina kesin yıkılacak” demek doğru değil.

Burada benim açımdan en önemli nokta, hasarın derecesi ile hasarın türünün aynı şey olmaması. Örneğin yüzeysel bir çatlak ile kolon-kiriş birleşim bölgesindeki ciddi bir hasar görüntü olarak benzer algılanabilir ama mühendislik açısından sonuçları tamamen farklı olabilir.

Bu nedenle “orta hasarlı binaya ne olur?” sorusunun tek cümlelik cevabı yok. Binanın hangi nedenle orta hasarlı kabul edildiği ve sonrasında hangi teknik işlemlerin yapılacağı belirleyici.

Bu kavramın tarihsel arka planı neden önemli?

Türkiye'de deprem sonrası yapı hasarlarının sınıflandırılması yeni bir konu değil. Özellikle 1999 Marmara Depremi, Türkiye'nin yapı güvenliği konusunda çok büyük bir dönüm noktası oldu. O tarihten sonra hem yapı denetimi hem deprem yönetmelikleri hem de mevcut yapıların değerlendirilmesi konusunda ciddi bir dönüşüm yaşandı.

1999 öncesinde yapılmış çok sayıda yapı ile daha sonraki yönetmeliklere göre tasarlanmış yapı arasında önemli farklar bulunabiliyor. Fakat burada da “1999'dan önce yapılan her bina kötü, sonra yapılan her bina sağlamdır” gibi basit bir sonuca gitmek doğru olmaz.

Çünkü yapının projeye uygun yapılıp yapılmadığı, kullanılan malzemelerin niteliği, sonradan yapılan tadilatlar, kolon veya perdelerin değiştirilmesi, zemin koşulları ve binanın gerçek kullanım biçimi gibi pek çok değişken var.

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerinden sonra ise konu çok daha geniş bir ölçekte yeniden gündeme geldi. Milyonlarca insanın doğrudan veya dolaylı olarak etkilendiği bu süreç, “depremden sonra bina nasıl sınıflandırılmalı?” sorusunun yanında “hasarlı binaların geleceği nasıl yönetilmeli?” sorusunu da öne çıkardı.

Orta hasarlı binada hemen oturulabilir mi?

Bence forumlarda en fazla yanlış anlaşılmanın yaşandığı noktalardan biri burası.

Bir binanın “orta hasarlı” olarak değerlendirilmesi, otomatik olarak “oturulabilir” anlamına gelmez. Tam tersine, yetkili kurumların yaptığı değerlendirmeler ve binanın mevcut durumuna ilişkin teknik kararlar dikkate alınmalıdır.

Deprem sonrasında insanlar doğal olarak eve dönmek istiyor. Evde çocukların eşyaları, ilaçlar, bilgisayarlar, belgeler, kıyafetler ve maddi değeri olmayan ama aile için önemli hatıralar bulunuyor. Bu nedenle “birkaç çatlak var, zaten yıllardır burada oturuyoruz” düşüncesi anlaşılabilir.

Fakat deprem mühendisliği açısından alışkanlık, güvenlik ölçütü değildir.

Özellikle artçı depremlerin devam ettiği dönemlerde hasarlı bir binaya kontrolsüz şekilde girmek ciddi riskler oluşturabilir. Binanın sonraki davranışı, ilk depremde aldığı hasarın niteliğine ve yeni sarsıntılara bağlı olabilir.

Burada güvenilir yaklaşım, yetkili teknik inceleme ve resmi kullanım kararını esas almak.

Orta hasarlı bina güçlendirilebilir mi?

Bazı orta hasarlı yapıların güçlendirilmesi teknik olarak mümkün olabilir. Ancak “orta hasarlıysa güçlendirilir” şeklinde otomatik bir kural düşünmemek gerekir.

Güçlendirme kararından önce binanın mevcut taşıyıcı sisteminin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekir. Beton dayanımı, donatı durumu, kolon-kiriş-perde davranışı, zemin özellikleri, proje bilgileri ve binanın deprem performansı gibi birçok unsur değerlendirmeye girebilir.

Burada ekonomik hesap da devreye giriyor.

Örneğin eski bir apartmanın güçlendirilmesi için yüksek bir maliyet ortaya çıkabilir. Aynı binanın yıkılıp yeniden yapılması ise farklı bir maliyet ve zaman gerektirebilir. Ayrıca arsa değeri, kat maliklerinin finansal gücü, kira giderleri ve yeni yapının sağlayacağı kullanım alanı da hesabın parçası haline gelir.

Dolayısıyla güçlendirme yalnızca “mühendis söyledi, yapalım” seviyesinde değerlendirilecek bir konu değildir.

Güçlendirme mi, yeniden yapım mı?

İşte burada ekonomi ile mühendislik doğrudan kesişiyor.

Bir bina güçlendirildiğinde mevcut yapının tamamı ortadan kaldırılmadan taşıyıcı sisteminin performansı iyileştirilmeye çalışılır. Yeniden yapımda ise yapı tamamen kaldırılıp güncel yönetmelik ve projeye göre yeni bina oluşturulur.

Ancak yeni bina yapmak her zaman kolay değildir. Kat maliklerinin anlaşması, finansman, müteahhit seçimi, ruhsat süreçleri, geçici konut ihtiyacı ve inşaat süresince oluşacak kira maliyetleri gibi sorunlar ortaya çıkar.

Bu noktada deprem ekonomisi açısından çok ilginç bir durum oluşuyor: İnsanların güvenli bir binada yaşamak istemesi ile bunu finanse edebilme kapasitesi aynı şey değil.

Bir ailenin teknik olarak en güvenli seçeneği tercih etmek istemesi mümkün; fakat aynı ailenin birkaç yıl boyunca yüksek kira ve taşınma masraflarını karşılayacak ekonomik gücü olmayabilir.

Bu nedenle deprem politikalarında yalnızca “binayı düzeltin” demek yeterli değil. Finansman mekanizmalarının da düşünülmesi gerekiyor.

Aileler açısından orta hasarın görünmeyen maliyeti

Bence konunun en az konuşulan kısmı burası.

Orta hasarlı bir bina nedeniyle evinden ayrılan bir kişi yalnızca dört duvarını kaybetmiyor. İşe ulaşım süresi değişebiliyor, çocukların okulu değişebiliyor, yaşlı aile bireylerinin günlük düzeni bozulabiliyor.

Bir ailenin birkaç ay başka bir yerde yaşaması bile ciddi stres oluşturabilir. Daha uzun süren güçlendirme veya yeniden yapım süreçlerinde ise bu durum ekonomik ve psikolojik açıdan daha ağır hale gelebilir.

Kadınların veya erkeklerin bu süreci mutlaka aynı şekilde yaşadığını söylemek doğru olmaz. Ancak farklı bireylerin öncelikleri gerçekten farklılaşabiliyor. Bazı kişiler öncelikle “Binanın ne zaman tamamlanacağını ve toplam maliyetin ne olacağını?” sorarken, bazıları “Çocukların düzeni ne olacak, yaşlı annem babam nasıl taşınacak, komşularımız nereye gidecek?” gibi topluluk ve bakım ilişkilerine odaklanabiliyor.

Bunları kadınlara ve erkeklere değişmez özellikler olarak dağıtmak yerine, aynı aile içinde bile farklı bakışların bulunabileceğini kabul etmek daha gerçekçi.

Çocuklar ve yaşlılar neden özellikle düşünülmeli?

Deprem sonrası konut sorununda herkesin ihtiyacı aynı değil.

Örneğin hareket kabiliyeti sınırlı bir yaşlı için üçüncü kattaki evden geçici konuta taşınmak basit bir lojistik işlem olmayabilir. Çocuk açısından ise okul değişikliği, arkadaş çevresinden kopma ve belirsizlik ciddi bir uyum problemi oluşturabilir.

Bu nedenle orta hasarlı binalarla ilgili kararların yalnızca metrekare ve maliyet üzerinden yapılması toplumsal açıdan eksik kalır.

Bir binanın fiziksel olarak onarılması ile insanların yaşam düzeninin onarılması aynı şey değildir.

Ekonomik açıdan mahalle ölçeğinde ne olur?

Bir apartmanın hasar görmesi yalnızca apartman sakinlerini etkilemez.

Apartmanın altındaki market, berber, eczane, restoran veya küçük işletme müşteri kaybedebilir. İnsanlar başka mahallelere taşındığında yerel ekonomi küçülebilir. Aynı anda yüzlerce binanın etkilenmesi halinde bu durum şehir ölçeğinde ciddi ekonomik sonuçlar doğurabilir.

Üstelik kiralık konut arzının azalması, başka bölgelerde kira baskısının artmasına katkıda bulunabilir.

Burada deprem ile ekonomi arasındaki ilişkiyi yalnızca “bina tamirinin maliyeti” üzerinden düşünmemek gerekiyor. Asıl mesele, konut, ulaşım, istihdam ve sosyal hizmetlerin birbirine bağlı olması.

Bilim bize ne söylüyor?

Deprem mühendisliğinde temel amaç, yapının deprem etkisi altında nasıl davrandığını anlamaktır. Günümüzde yalnızca binanın dışarıdan gözlemlenmesine dayalı değerlendirmelerin yetersiz kalabileceği biliniyor.

Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018, yeni binaların tasarımı yanında mevcut yapıların değerlendirilmesi ve güçlendirilmesine ilişkin hükümler de içeriyor. Bunun yanında AFAD, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve ilgili belediyelerin deprem sonrası hasar tespit süreçleri bulunuyor.

Burada özellikle bir noktayı vurgulamak gerekiyor: İnternette dolaşan “şu kadar santimetrelik çatlak varsa bina orta hasarlıdır” gibi basitleştirilmiş kurallar güvenilir bir değerlendirme yöntemi değildir.

Deprem hasarı, tek bir çatlağın genişliğine bakılarak belirlenmez.

İlk elden deneyimler neden önemli ama tek başına yeterli değil?

Depremi yaşamış insanların anlatıları çok değerli. Bir kişinin “deprem sırasında bina çok sallandı”, diğerinin “kolonlarda çatlak gördük”, başka birinin “kapılar sıkıştı” demesi sahadaki gerçekliği anlamamıza yardımcı olabilir.

Ama bireysel deneyim ile mühendislik değerlendirmesi aynı şey değildir.

İnsan gözünün algıladığı hasar ile yapısal davranış arasında ciddi fark olabilir. Bir binada ağır görünen duvar hasarı taşıyıcı sistem açısından sınırlı olabilirken, dışarıdan çok dikkat çekmeyen bazı taşıyıcı sistem hasarları daha önemli olabilir.

Bu yüzden depremzedelerin gözlemleri teknik incelemenin yerine değil, yanında değerlendirilmelidir.

Orta hasarlı binaların geleceği nasıl şekillenebilir?

Gelecekte Türkiye açısından üç konu özellikle önemli olacak gibi görünüyor: mevcut yapı stokunun taranması, güçlendirme kapasitesinin artırılması ve şehirlerin afet sonrasında daha hızlı toparlanabilmesi.

Bunun yanında sensör teknolojileri, yapı sağlığı izleme sistemleri ve dijital bina modellerinin daha fazla kullanılması mümkün. Gelecekte bazı büyük yapılarda deprem sonrası taşıyıcı sistem davranışının sensörlerle izlenmesi, karar alma süreçlerini destekleyebilir.

Fakat teknoloji tek başına çözüm değil.

İyi bir teknik sistemin yanında doğru denetim, şeffaf karar mekanizmaları ve insanların güvenilir bilgiye erişebilmesi gerekiyor.

Bir de kültürel mesele var: “Bizim bina yıllardır ayakta” düşüncesi

Türkiye'de binalarla ilgili güçlü bir kültürel alışkanlık var: “Bu apartmanda 30 yıldır oturuyoruz, bugüne kadar bir şey olmadı.”

Aslında bu cümle deprem açısından güvenilir bir kanıt değil.

Bir yapının geçmişte deprem yaşamamış olması veya yaşadığı depremde ayakta kalması, gelecekteki tüm deprem senaryolarında aynı davranışı göstereceğini garanti etmez.

Benzer şekilde “yeni bina kesinlikle güvenlidir” düşüncesi de fazla basit. Yeni bir binanın güvenliği, tasarımından uygulamasına, malzeme kalitesinden denetimine kadar birçok aşamanın doğru yapılmasına bağlıdır.

Yani mesele eski-yeni ayrımından çok daha geniş: Doğru tasarım + doğru uygulama + doğru denetim + uygun zemin + düzenli bakım.

Sonuç olarak orta hasarlı bina meselesi neden bu kadar önemli?

“Orta hasarlı bina” ifadesi aslında bir son nokta değil, çoğu zaman yeni bir karar sürecinin başlangıcıdır.

Binanın mevcut durumu teknik olarak değerlendirilir; güçlendirme veya yeniden yapım seçenekleri gündeme gelebilir; resmi süreçler, maliklerin kararları, ekonomik koşullar ve sosyal ihtiyaçlar devreye girer.

Bence en büyük hata, bu konuyu iki uçtan birine indirgemek: “Bir şey olmaz, oturulur” veya “Orta hasarlıysa kesin yıkılır.”

Gerçek hayat bu kadar basit değil.

Asıl soru şu olmalı: Bu binanın hasarı tam olarak nerede, taşıyıcı sisteme etkisi ne, mevcut performansı nedir ve bundan sonra hangi teknik ve hukuki süreç uygulanacak?

Ve belki daha önemlisi, şu soruyu da artık daha fazla sormalıyız:

Deprem olduktan sonra hasarlı binaları nasıl yöneteceğimizi mi konuşacağız, yoksa deprem olmadan önce hangi binaların riskli olduğunu belirleyip önlem alabilecek bir şehir düzeni mi kuracağız?

Forum açısından tartışmaya değer birkaç soru da burada ortaya çıkıyor:

- Orta hasarlı bir binada güçlendirme ile yeniden yapım arasında karar verirken hangi ekonomik unsurlar dikkate alınmalı?

- Bir binanın teknik olarak onarılması ile o binada yaşayan insanların eski yaşam düzenine dönebilmesi aynı şey mi?

- Kat maliklerinin ekonomik durumları farklı olduğunda ortak karar nasıl alınmalı?

- Deprem sonrası hasar tespitinde vatandaşın gözlemleri teknik ekiplere nasıl daha iyi aktarılabilir?

- Eski binaların tamamını yenilemek gerçekçi mi, yoksa güçlendirme kültürünün daha fazla geliştirilmesi mi gerekiyor?

- Yeni yapılan binaların gerçekten güvenli olduğunu anlamak için vatandaş hangi teknik ve resmi belgelere dikkat etmeli?

Sonuçta “orta hasarlı” kelimesi tek başına bize bir binanın geleceğini anlatmıyor. Bize yalnızca daha ayrıntılı bir değerlendirme gerektiğini söylüyor. Bu ayrımı doğru yapmak, hem gereksiz paniğin hem de tehlikeli rehavetin önüne geçmek açısından belki de konunun en kritik noktası.
 
Üst