Baris
New member
Astra Nedir? Bilimsel Açıdan AstraZeneca ve Araştırma Ekosistemine Derinlemesine Bakış
Astra Nedir? Bilimsel Açıdan AstraZeneca ve Araştırma Ekosistemine Derinlemesine Bakış
“Astra” kelimesini ilk duyduğumda benim için de tek başına oldukça belirsiz bir ifadeydi. Çünkü Astra; Latince kökenli olarak “yıldızlar” anlamına gelebilen bir sözcük olduğu gibi, farklı teknoloji projelerinde, şirketlerde ve ürünlerde kullanılan bir ad da olabiliyor. Ancak sağlık ve biyoteknoloji bağlamında “Astra” denildiğinde çoğu kişinin aklına AstraZeneca geliyor. Bu nedenle burada “Astra” ifadesini ağırlıklı olarak AstraZeneca ve onun ilaç araştırmaları, klinik çalışmalar ve biyomedikal inovasyon alanındaki konumu üzerinden ele almak gerekiyor.
Bu konuyu yalnızca “AstraZeneca bir ilaç şirketidir” düzeyinde değerlendirmek bence yetersiz. Asıl ilginç soru şu: Bir ilaç şirketinin bilimsel başarısı nasıl ölçülür? Kaç ilaç geliştirdiği mi, klinik deneylerdeki başarı oranı mı, Ar-Ge yatırımı mı, yoksa hastaların yaşam süresine ve yaşam kalitesine yaptığı ölçülebilir katkı mı daha önemlidir? Bu sorular üzerinden ilerlediğimizde Astra'nın ne olduğu kadar, modern ilaç geliştirme sisteminin nasıl çalıştığını da anlayabiliriz.
AstraZeneca tam olarak nedir?
AstraZeneca, İsveç merkezli Astra AB ile Birleşik Krallık merkezli Zeneca Group PLC'nin 1999 yılında birleşmesiyle oluşturulan küresel bir biyofarmasötik şirkettir. Şirket bugün onkoloji, kardiyovasküler-renal-metabolik hastalıklar, solunum ve immünoloji, enfeksiyon hastalıkları ve çeşitli nadir hastalık alanlarında araştırma ve ilaç geliştirme faaliyetleri yürütmektedir. AstraZeneca'nın kendi kurumsal verilerine göre şirket 125'ten fazla ülkede faaliyet göstermekte ve ilaç keşfi ve geliştirilmesine yılda milyarlarca dolar düzeyinde yatırım yapmaktadır.
Burada önemli bir bilimsel ayrım yapmak gerekiyor: AstraZeneca'nın geliştirdiği her ürün aynı bilimsel başarıya sahip değildir. Bir ilacın laboratuvarda etkili görünmesi, insanlarda da aynı etkiyi göstereceği anlamına gelmez. İlaç araştırmalarında laboratuvar bulgularından klinik uygulamaya geçiş sırasında çok sayıda aday başarısız olabilir.
Nitekim AstraZeneca'nın kendi Ar-Ge geçmişini inceleyen hakemli bir Nature Reviews Drug Discovery çalışması, 2005-2010 arasındaki küçük molekül projelerini geriye dönük olarak değerlendirmiş ve ilaç geliştirme başarısını etkileyen beş temel faktör ortaya koymuştur: doğru hedef, doğru hasta, doğru doku, doğru güvenlilik profili ve doğru ticari potansiyel.
Bu çalışma özellikle dikkat çekici çünkü şirketin kendi geçmişindeki başarısızlıkları da analiz ediyor. Bilimsel yaklaşımın önemli bir özelliği tam olarak budur: yalnızca başarılı sonuçları değil, başarısızlıkları da veri olarak kabul etmek.
Astra'nın bilimsel yaklaşımı nasıl inceleniyor?
Bir ilaç şirketinin bilimsel performansını değerlendirmek için tek bir ölçüm kullanmak doğru değildir. Epidemiyoloji, klinik araştırmalar, farmakoloji ve istatistik birlikte değerlendirilmelidir.
İlk aşamada laboratuvar araştırmaları yapılır. Molekülün belirli bir biyolojik hedef üzerindeki etkisi incelenir. Ardından hayvan modelleri ve toksikoloji çalışmaları devreye girer. İnsan çalışmalarına geçildiğinde ise araştırmalar genellikle Faz I, Faz II ve Faz III şeklinde ilerler.
Faz I'in temel amaçlarından biri güvenlilik ve doz aralığını incelemektir. Faz II'de etkinlik sinyali ve uygun doz daha ayrıntılı araştırılır. Faz III ise daha büyük hasta gruplarında tedavinin yarar-risk profilini karşılaştırmalı olarak değerlendirmeye yöneliktir.
Burada rastgeleleştirme, kontrol grubu, körleme, örneklem büyüklüğü, güven aralıkları ve istatistiksel anlamlılık gibi kavramlar önem kazanır. Bir ilacın “işe yarıyor” şeklinde tanımlanması tek başına yeterli değildir; etkinin büyüklüğü, belirsizliği ve klinik açıdan anlamlı olup olmadığı da incelenmelidir.
AstraZeneca'nın Ar-Ge sistemini inceleyen 2018 tarihli hakemli çalışma da bu nedenle önemlidir. Araştırmacılar 5R yaklaşımının uygulanmasıyla aday ilaçların klinik geliştirme başarısında iyileşme görüldüğünü bildirmiştir. Çalışmada aday ilaç aşamasından Faz III tamamlanmasına kadar başarı oranının 2005-2010 döneminde %4 iken 2012-2016 döneminde %19'a yükseldiği rapor edilmiştir.
Bu rakam etkileyici görünse de tek başına “AstraZeneca çok başarılıdır” sonucunu kanıtlamaz. Dönemler arasında proje portföylerinin yapısı, seçilen hastalıklar, biyoteknoloji teknolojileri ve klinik tasarımlar değişmiş olabilir. Bilimsel yorumda korelasyon ile nedensellik arasındaki farkı korumak gerekir.
COVID-19 dönemi Astra'nın bilimsel değerlendirmesini neden önemli hale getirdi?
AstraZeneca'nın en çok tanınmasına neden olan örneklerden biri Oxford-AstraZeneca COVID-19 aşısıdır. Bu aşı üzerinden bilimsel araştırmanın kamuoyu açısından neden karmaşık olabildiğini görmek mümkündür.
Aşı çalışmalarında temel olarak hastalığın görülme sıklığı, semptomatik enfeksiyon, ağır hastalık ve farklı zaman noktalarındaki koruyuculuk gibi sonuçlar incelendi. Hakemli The Lancet yayınlarında Oxford-AstraZeneca aşısının etkinliği ve dozlama stratejileri üzerine veriler yayımlandı.
Daha sonra yapılan sistematik derleme ve meta-regresyon çalışmalarında ise COVID-19 aşılarının enfeksiyona karşı etkinliğinin zaman içerisinde azaldığı, buna karşılık ağır hastalığa karşı korumanın farklı bir seyir izlediği gösterildi. Bu analiz AstraZeneca aşısını tek başına değil, farklı aşıları ve farklı çalışma sonuçlarını birlikte değerlendirerek daha geniş bir bilimsel çerçeve sunuyordu.
Buradan önemli bir araştırma yöntemi dersi çıkarabiliriz: tek bir klinik araştırmanın sonucuna bakarak genel bir hüküm vermek yerine sistematik derlemeler, meta-analizler ve gerçek yaşam verileri birlikte incelenmelidir.
Veriler mi, insan deneyimi mi daha önemli?
Bu noktada bilimsel tartışmayı kadın ve erkeklerin düşünme biçimleri üzerinden sınıflandırmak cazip gelebilir. Örneğin erkeklerin daha fazla sayısal verilere, kadınların ise sosyal etkiler ve empatiye odaklandığını söyleyen genellemeler yapılabiliyor.
Ancak bilimsel açıdan bunu doğrudan biyolojik bir kural gibi kabul etmek doğru değildir. İnsanların veri odaklı veya empatik düşünmesi cinsiyetten bağımsız olarak eğitim, meslek, kültür, kişilik, yaşam deneyimi ve içinde bulunulan sosyal çevreden etkilenebilir.
Dolayısıyla Astra konusunda erkek bir araştırmacının “risk oranı nedir, güven aralığı kaçtır, örneklem büyüklüğü yeterli midir?” diye sorması kadar, kadın bir araştırmacının “bu tedavinin hastanın günlük yaşamına etkisi nedir, sağlık hizmetine erişimde eşitsizlik yaratıyor mu?” diye sorması da değerlidir. Fakat bu soruların cinsiyete göre dağıtılması zorunlu değildir.
Örneğin klinik araştırmalarda yalnızca ortalama etkinliği bilmek yeterli değildir. Yaş, cinsiyet, eşlik eden hastalıklar, genetik özellikler, sosyoekonomik koşullar ve tedaviye erişim gibi değişkenler sonuçları etkileyebilir.
Bu nedenle iyi bilim insanı yalnızca “ortalama sonuç ne?” diye değil, “Bu sonuç kimlerde geçerli ve kimlerde geçerli olmayabilir?” diye de sorar.
AstraZeneca araştırmalarında çıkar çatışması neden önemlidir?
E-E-A-T açısından bakıldığında özellikle ilaç araştırmalarında kaynakların finansman yapısını incelemek kritik öneme sahiptir. Çünkü bir çalışmanın AstraZeneca çalışanları tarafından yapılması otomatik olarak çalışmanın yanlış olduğu anlamına gelmediği gibi, şirket finansmanı bulunması da sonucu otomatik olarak geçersiz kılmaz.
Ancak çıkar çatışmasının açık biçimde belirtilmesi gerekir.
Örneğin AstraZeneca'nın Ar-Ge verimliliğini inceleyen Nature Reviews Drug Discovery çalışmasında yazarların AstraZeneca çalışanları ve hissedarları olduğu açıkça belirtilmiştir.
Benzer şekilde AstraZeneca bağlantılı klinik araştırmalarda araştırmacıların şirket tarafından desteklenmesi veya şirketle finansal ilişkilerinin bulunması, yayınlarda çıkar çatışması bölümlerinde açıklanabilmektedir. Örneğin astım tedavisindeki AZD8848'i inceleyen randomize, çift kör bir çalışmada araştırmanın klinik tasarımı ve sonuçları ayrıntılı olarak raporlanmıştır; makalede bazı araştırmacıların AstraZeneca ile bağlantıları da belirtilmiştir.
Bu nedenle okuyucu olarak yalnızca sonuç bölümüne değil, yöntem, fonlama ve çıkar çatışması bölümlerine de bakmak gerekir.
Astra'nın başarısını sadece ilaç sayısıyla ölçmek doğru mu?
Bence en tartışmalı noktalardan biri bu.
Bir şirketin çok sayıda ilaç geliştirmesi, toplum sağlığına otomatik olarak büyük katkı sağladığı anlamına gelmez. Daha anlamlı göstergeler arasında hastalık yükündeki azalma, yaşam süresindeki değişim, yaşam kalitesindeki iyileşme, ciddi yan etkilerin görülme sıklığı, tedaviye erişim ve maliyet-etkinlik bulunur.
Örneğin kanser araştırmalarında yalnızca genel sağkalım değil, progresyonsuz sağkalım, yan etki profili ve hastanın yaşam kalitesi de değerlendirilmektedir. AstraZeneca ile bağlantılı bir meme kanseri Faz II araştırmasında saracatinib kombinasyonunun progresyonsuz sağkalım açısından kontrol grubuna üstünlük sağlamadığı bildirilmiştir. Yani bir aday tedavinin bilimsel olarak araştırılması, onun mutlaka başarılı olacağı anlamına gelmez.
Bu başarısızlıklar aslında bilimsel sürecin doğal parçalarıdır. Bir hipotezin test edilmesi ve sonuçta desteklenmemesi, doğru yöntem kullanıldığında bilginin artmasını sağlar.
Astra ve toplum: Bilim yalnızca laboratuvarda mı kalır?
İlaç geliştirme sürecinin sosyal boyutu da en az moleküler biyoloji kadar önemlidir. Bir tedavinin laboratuvar ortamında etkili olması, hastaların o tedaviye ulaşabildiği anlamına gelmez.
İlaç fiyatı, sağlık sigortası, coğrafi erişim, sağlık okuryazarlığı, doktor-hasta iletişimi ve toplumdaki güven düzeyi gerçek yaşam sonuçlarını etkileyebilir.
AstraZeneca Türkiye, kendi açıklamalarında klinik araştırmalara ve gerçek yaşam verisi üretimine yatırım yaptığını; 2020'den itibaren Türkiye'deki klinik araştırmalara yaptığı yatırımın 1 milyar TL'yi aştığını ve farklı hastalık alanlarında gerçek yaşam verisi çalışmalarına katkıda bulunduğunu bildirmiştir. Bu veriler şirket tarafından sağlandığı için bağımsız değerlendirmelerle birlikte okunması gerekir.
Burada empati ile veri birbirinin alternatifi değildir. Hastanın yaşadığı deneyim ölçülebilir bir klinik sonuca dönüşebilir; aynı şekilde istatistiksel sonuçlar da hastanın gerçek yaşamını anlamadan eksik kalabilir.
Astra hakkında araştırma yaparken hangi kaynaklara güvenilmeli?
Bir forumda “Astra nedir?” sorusuna cevap ararken kaynakların güvenilirlik sıralamasını göz önünde bulundurmak oldukça yararlı olur.
İlk sırada hakemli bilimsel makaleler ve sistematik derlemeler bulunmalıdır. PubMed, The Lancet, Nature Reviews ve benzeri akademik yayın platformları araştırmanın yöntemini ve sonuçlarını incelemek için güçlü kaynaklardır.
İkinci aşamada resmi kurumların ve düzenleyici otoritelerin belgeleri incelenebilir. Üçüncü aşamada şirketlerin kendi raporları kullanılabilir. Şirket kaynakları ürün ve faaliyetleri hakkında birincil bilgi sağlayabilir; ancak şirketin kendi başarısını değerlendiren veriler bağımsız araştırmalarla karşılaştırılmalıdır.
En sağlıklı yöntem üçgenleme yapmaktır: şirketin söylediği + bağımsız araştırmanın gösterdiği + gerçek yaşam verisinin ortaya koyduğu.
Bu yaklaşım özellikle sağlık alanında yanlış bilgi riskini azaltır.
Sonuç: Astra'yı anlamak aslında bilimin nasıl çalıştığını anlamaktır
“Astra nedir?” sorusu yüzeyde basit görünse de AstraZeneca kastedildiğinde cevap yalnızca “bir ilaç şirketidir” değildir. AstraZeneca, ilaç keşfinden klinik araştırmalara, veri analizinden gerçek yaşam çalışmalarına kadar modern biyofarmasötik araştırmanın birçok aşamasında yer alan küresel bir kuruluştur. 1999'daki Astra-Zeneca birleşmesinden sonra şirketin bilimsel stratejisi zaman içinde önemli değişimler geçirmiş, özellikle ilaç adaylarının seçiminde daha nicel ve yapılandırılmış karar mekanizmaları geliştirilmiştir.
Fakat bilimsel bakış açısı şirketi ne koşulsuz biçimde övmeli ne de tek bir olumsuz sonuç üzerinden reddetmelidir. Asıl yapılması gereken; klinik çalışma tasarımını, örneklem büyüklüğünü, sonuç ölçütlerini, güven aralıklarını, yan etkileri, finansman kaynaklarını ve bağımsız doğrulamaları birlikte değerlendirmektir.
Belki de tartışmayı şu sorularla sürdürmek daha anlamlı:
Bir ilaç şirketinin başarısını ölçerken ekonomik büyüklük mü, Ar-Ge başarısı mı, yoksa toplum sağlığına gerçek katkı mı daha önemli olmalı?
Şirket tarafından finanse edilen bir klinik araştırmanın güvenilirliğini değerlendirirken hangi ölçütleri kullanmalıyız?
Bir tedavinin istatistiksel olarak anlamlı olması, hastanın yaşamında gerçekten anlamlı olduğu anlamına gelir mi?
Gelecekte yapay zekâ ve gerçek yaşam verileri ilaç geliştirme sürecini ne ölçüde değiştirebilir?
Bu soruların kesin cevapları olmayabilir. Fakat Astra'yı bilimsel açıdan anlamanın en doğru yolu da zaten hazır bir sonuca ulaşmak değil; kanıtları sorgulamak, yöntemleri incelemek ve farklı bakış açılarını aynı araştırma çerçevesinde değerlendirmektir.
Cinsiyet genellemelerini yeniden çerçeveleAstra kapsamındaki belirsizliği açıkla
Cinsiyet genellemelerini yeniden çerçevele
Astra kapsamındaki belirsizliği açıkla
Açılışı doğrudan forum tonuna taşı
Astra Nedir? Bilimsel Açıdan AstraZeneca ve Araştırma Ekosistemine Derinlemesine Bakış
“Astra” kelimesini ilk duyduğumda benim için de tek başına oldukça belirsiz bir ifadeydi. Çünkü Astra; Latince kökenli olarak “yıldızlar” anlamına gelebilen bir sözcük olduğu gibi, farklı teknoloji projelerinde, şirketlerde ve ürünlerde kullanılan bir ad da olabiliyor. Ancak sağlık ve biyoteknoloji bağlamında “Astra” denildiğinde çoğu kişinin aklına AstraZeneca geliyor. Bu nedenle burada “Astra” ifadesini ağırlıklı olarak AstraZeneca ve onun ilaç araştırmaları, klinik çalışmalar ve biyomedikal inovasyon alanındaki konumu üzerinden ele almak gerekiyor.
Bu konuyu yalnızca “AstraZeneca bir ilaç şirketidir” düzeyinde değerlendirmek bence yetersiz. Asıl ilginç soru şu: Bir ilaç şirketinin bilimsel başarısı nasıl ölçülür? Kaç ilaç geliştirdiği mi, klinik deneylerdeki başarı oranı mı, Ar-Ge yatırımı mı, yoksa hastaların yaşam süresine ve yaşam kalitesine yaptığı ölçülebilir katkı mı daha önemlidir? Bu sorular üzerinden ilerlediğimizde Astra'nın ne olduğu kadar, modern ilaç geliştirme sisteminin nasıl çalıştığını da anlayabiliriz.
AstraZeneca tam olarak nedir?
AstraZeneca, İsveç merkezli Astra AB ile Birleşik Krallık merkezli Zeneca Group PLC'nin 1999 yılında birleşmesiyle oluşturulan küresel bir biyofarmasötik şirkettir. Şirket bugün onkoloji, kardiyovasküler-renal-metabolik hastalıklar, solunum ve immünoloji, enfeksiyon hastalıkları ve çeşitli nadir hastalık alanlarında araştırma ve ilaç geliştirme faaliyetleri yürütmektedir. AstraZeneca'nın kendi kurumsal verilerine göre şirket 125'ten fazla ülkede faaliyet göstermekte ve ilaç keşfi ve geliştirilmesine yılda milyarlarca dolar düzeyinde yatırım yapmaktadır.
Burada önemli bir bilimsel ayrım yapmak gerekiyor: AstraZeneca'nın geliştirdiği her ürün aynı bilimsel başarıya sahip değildir. Bir ilacın laboratuvarda etkili görünmesi, insanlarda da aynı etkiyi göstereceği anlamına gelmez. İlaç araştırmalarında laboratuvar bulgularından klinik uygulamaya geçiş sırasında çok sayıda aday başarısız olabilir.
Nitekim AstraZeneca'nın kendi Ar-Ge geçmişini inceleyen hakemli bir Nature Reviews Drug Discovery çalışması, 2005-2010 arasındaki küçük molekül projelerini geriye dönük olarak değerlendirmiş ve ilaç geliştirme başarısını etkileyen beş temel faktör ortaya koymuştur: doğru hedef, doğru hasta, doğru doku, doğru güvenlilik profili ve doğru ticari potansiyel.
Bu çalışma özellikle dikkat çekici çünkü şirketin kendi geçmişindeki başarısızlıkları da analiz ediyor. Bilimsel yaklaşımın önemli bir özelliği tam olarak budur: yalnızca başarılı sonuçları değil, başarısızlıkları da veri olarak kabul etmek.
Astra'nın bilimsel yaklaşımı nasıl inceleniyor?
Bir ilaç şirketinin bilimsel performansını değerlendirmek için tek bir ölçüm kullanmak doğru değildir. Epidemiyoloji, klinik araştırmalar, farmakoloji ve istatistik birlikte değerlendirilmelidir.
İlk aşamada laboratuvar araştırmaları yapılır. Molekülün belirli bir biyolojik hedef üzerindeki etkisi incelenir. Ardından hayvan modelleri ve toksikoloji çalışmaları devreye girer. İnsan çalışmalarına geçildiğinde ise araştırmalar genellikle Faz I, Faz II ve Faz III şeklinde ilerler.
Faz I'in temel amaçlarından biri güvenlilik ve doz aralığını incelemektir. Faz II'de etkinlik sinyali ve uygun doz daha ayrıntılı araştırılır. Faz III ise daha büyük hasta gruplarında tedavinin yarar-risk profilini karşılaştırmalı olarak değerlendirmeye yöneliktir.
Burada rastgeleleştirme, kontrol grubu, körleme, örneklem büyüklüğü, güven aralıkları ve istatistiksel anlamlılık gibi kavramlar önem kazanır. Bir ilacın “işe yarıyor” şeklinde tanımlanması tek başına yeterli değildir; etkinin büyüklüğü, belirsizliği ve klinik açıdan anlamlı olup olmadığı da incelenmelidir.
AstraZeneca'nın Ar-Ge sistemini inceleyen 2018 tarihli hakemli çalışma da bu nedenle önemlidir. Araştırmacılar 5R yaklaşımının uygulanmasıyla aday ilaçların klinik geliştirme başarısında iyileşme görüldüğünü bildirmiştir. Çalışmada aday ilaç aşamasından Faz III tamamlanmasına kadar başarı oranının 2005-2010 döneminde %4 iken 2012-2016 döneminde %19'a yükseldiği rapor edilmiştir.
Bu rakam etkileyici görünse de tek başına “AstraZeneca çok başarılıdır” sonucunu kanıtlamaz. Dönemler arasında proje portföylerinin yapısı, seçilen hastalıklar, biyoteknoloji teknolojileri ve klinik tasarımlar değişmiş olabilir. Bilimsel yorumda korelasyon ile nedensellik arasındaki farkı korumak gerekir.
COVID-19 dönemi Astra'nın bilimsel değerlendirmesini neden önemli hale getirdi?
AstraZeneca'nın en çok tanınmasına neden olan örneklerden biri Oxford-AstraZeneca COVID-19 aşısıdır. Bu aşı üzerinden bilimsel araştırmanın kamuoyu açısından neden karmaşık olabildiğini görmek mümkündür.
Aşı çalışmalarında temel olarak hastalığın görülme sıklığı, semptomatik enfeksiyon, ağır hastalık ve farklı zaman noktalarındaki koruyuculuk gibi sonuçlar incelendi. Hakemli The Lancet yayınlarında Oxford-AstraZeneca aşısının etkinliği ve dozlama stratejileri üzerine veriler yayımlandı.
Daha sonra yapılan sistematik derleme ve meta-regresyon çalışmalarında ise COVID-19 aşılarının enfeksiyona karşı etkinliğinin zaman içerisinde azaldığı, buna karşılık ağır hastalığa karşı korumanın farklı bir seyir izlediği gösterildi. Bu analiz AstraZeneca aşısını tek başına değil, farklı aşıları ve farklı çalışma sonuçlarını birlikte değerlendirerek daha geniş bir bilimsel çerçeve sunuyordu.
Buradan önemli bir araştırma yöntemi dersi çıkarabiliriz: tek bir klinik araştırmanın sonucuna bakarak genel bir hüküm vermek yerine sistematik derlemeler, meta-analizler ve gerçek yaşam verileri birlikte incelenmelidir.
Veriler mi, insan deneyimi mi daha önemli?
Bu noktada bilimsel tartışmayı kadın ve erkeklerin düşünme biçimleri üzerinden sınıflandırmak cazip gelebilir. Örneğin erkeklerin daha fazla sayısal verilere, kadınların ise sosyal etkiler ve empatiye odaklandığını söyleyen genellemeler yapılabiliyor.
Ancak bilimsel açıdan bunu doğrudan biyolojik bir kural gibi kabul etmek doğru değildir. İnsanların veri odaklı veya empatik düşünmesi cinsiyetten bağımsız olarak eğitim, meslek, kültür, kişilik, yaşam deneyimi ve içinde bulunulan sosyal çevreden etkilenebilir.
Dolayısıyla Astra konusunda erkek bir araştırmacının “risk oranı nedir, güven aralığı kaçtır, örneklem büyüklüğü yeterli midir?” diye sorması kadar, kadın bir araştırmacının “bu tedavinin hastanın günlük yaşamına etkisi nedir, sağlık hizmetine erişimde eşitsizlik yaratıyor mu?” diye sorması da değerlidir. Fakat bu soruların cinsiyete göre dağıtılması zorunlu değildir.
Örneğin klinik araştırmalarda yalnızca ortalama etkinliği bilmek yeterli değildir. Yaş, cinsiyet, eşlik eden hastalıklar, genetik özellikler, sosyoekonomik koşullar ve tedaviye erişim gibi değişkenler sonuçları etkileyebilir.
Bu nedenle iyi bilim insanı yalnızca “ortalama sonuç ne?” diye değil, “Bu sonuç kimlerde geçerli ve kimlerde geçerli olmayabilir?” diye de sorar.
AstraZeneca araştırmalarında çıkar çatışması neden önemlidir?
E-E-A-T açısından bakıldığında özellikle ilaç araştırmalarında kaynakların finansman yapısını incelemek kritik öneme sahiptir. Çünkü bir çalışmanın AstraZeneca çalışanları tarafından yapılması otomatik olarak çalışmanın yanlış olduğu anlamına gelmediği gibi, şirket finansmanı bulunması da sonucu otomatik olarak geçersiz kılmaz.
Ancak çıkar çatışmasının açık biçimde belirtilmesi gerekir.
Örneğin AstraZeneca'nın Ar-Ge verimliliğini inceleyen Nature Reviews Drug Discovery çalışmasında yazarların AstraZeneca çalışanları ve hissedarları olduğu açıkça belirtilmiştir.
Benzer şekilde AstraZeneca bağlantılı klinik araştırmalarda araştırmacıların şirket tarafından desteklenmesi veya şirketle finansal ilişkilerinin bulunması, yayınlarda çıkar çatışması bölümlerinde açıklanabilmektedir. Örneğin astım tedavisindeki AZD8848'i inceleyen randomize, çift kör bir çalışmada araştırmanın klinik tasarımı ve sonuçları ayrıntılı olarak raporlanmıştır; makalede bazı araştırmacıların AstraZeneca ile bağlantıları da belirtilmiştir.
Bu nedenle okuyucu olarak yalnızca sonuç bölümüne değil, yöntem, fonlama ve çıkar çatışması bölümlerine de bakmak gerekir.
Astra'nın başarısını sadece ilaç sayısıyla ölçmek doğru mu?
Bence en tartışmalı noktalardan biri bu.
Bir şirketin çok sayıda ilaç geliştirmesi, toplum sağlığına otomatik olarak büyük katkı sağladığı anlamına gelmez. Daha anlamlı göstergeler arasında hastalık yükündeki azalma, yaşam süresindeki değişim, yaşam kalitesindeki iyileşme, ciddi yan etkilerin görülme sıklığı, tedaviye erişim ve maliyet-etkinlik bulunur.
Örneğin kanser araştırmalarında yalnızca genel sağkalım değil, progresyonsuz sağkalım, yan etki profili ve hastanın yaşam kalitesi de değerlendirilmektedir. AstraZeneca ile bağlantılı bir meme kanseri Faz II araştırmasında saracatinib kombinasyonunun progresyonsuz sağkalım açısından kontrol grubuna üstünlük sağlamadığı bildirilmiştir. Yani bir aday tedavinin bilimsel olarak araştırılması, onun mutlaka başarılı olacağı anlamına gelmez.
Bu başarısızlıklar aslında bilimsel sürecin doğal parçalarıdır. Bir hipotezin test edilmesi ve sonuçta desteklenmemesi, doğru yöntem kullanıldığında bilginin artmasını sağlar.
Astra ve toplum: Bilim yalnızca laboratuvarda mı kalır?
İlaç geliştirme sürecinin sosyal boyutu da en az moleküler biyoloji kadar önemlidir. Bir tedavinin laboratuvar ortamında etkili olması, hastaların o tedaviye ulaşabildiği anlamına gelmez.
İlaç fiyatı, sağlık sigortası, coğrafi erişim, sağlık okuryazarlığı, doktor-hasta iletişimi ve toplumdaki güven düzeyi gerçek yaşam sonuçlarını etkileyebilir.
AstraZeneca Türkiye, kendi açıklamalarında klinik araştırmalara ve gerçek yaşam verisi üretimine yatırım yaptığını; 2020'den itibaren Türkiye'deki klinik araştırmalara yaptığı yatırımın 1 milyar TL'yi aştığını ve farklı hastalık alanlarında gerçek yaşam verisi çalışmalarına katkıda bulunduğunu bildirmiştir. Bu veriler şirket tarafından sağlandığı için bağımsız değerlendirmelerle birlikte okunması gerekir.
Burada empati ile veri birbirinin alternatifi değildir. Hastanın yaşadığı deneyim ölçülebilir bir klinik sonuca dönüşebilir; aynı şekilde istatistiksel sonuçlar da hastanın gerçek yaşamını anlamadan eksik kalabilir.
Astra hakkında araştırma yaparken hangi kaynaklara güvenilmeli?
Bir forumda “Astra nedir?” sorusuna cevap ararken kaynakların güvenilirlik sıralamasını göz önünde bulundurmak oldukça yararlı olur.
İlk sırada hakemli bilimsel makaleler ve sistematik derlemeler bulunmalıdır. PubMed, The Lancet, Nature Reviews ve benzeri akademik yayın platformları araştırmanın yöntemini ve sonuçlarını incelemek için güçlü kaynaklardır.
İkinci aşamada resmi kurumların ve düzenleyici otoritelerin belgeleri incelenebilir. Üçüncü aşamada şirketlerin kendi raporları kullanılabilir. Şirket kaynakları ürün ve faaliyetleri hakkında birincil bilgi sağlayabilir; ancak şirketin kendi başarısını değerlendiren veriler bağımsız araştırmalarla karşılaştırılmalıdır.
En sağlıklı yöntem üçgenleme yapmaktır: şirketin söylediği + bağımsız araştırmanın gösterdiği + gerçek yaşam verisinin ortaya koyduğu.
Bu yaklaşım özellikle sağlık alanında yanlış bilgi riskini azaltır.
Sonuç: Astra'yı anlamak aslında bilimin nasıl çalıştığını anlamaktır
“Astra nedir?” sorusu yüzeyde basit görünse de AstraZeneca kastedildiğinde cevap yalnızca “bir ilaç şirketidir” değildir. AstraZeneca, ilaç keşfinden klinik araştırmalara, veri analizinden gerçek yaşam çalışmalarına kadar modern biyofarmasötik araştırmanın birçok aşamasında yer alan küresel bir kuruluştur. 1999'daki Astra-Zeneca birleşmesinden sonra şirketin bilimsel stratejisi zaman içinde önemli değişimler geçirmiş, özellikle ilaç adaylarının seçiminde daha nicel ve yapılandırılmış karar mekanizmaları geliştirilmiştir.
Fakat bilimsel bakış açısı şirketi ne koşulsuz biçimde övmeli ne de tek bir olumsuz sonuç üzerinden reddetmelidir. Asıl yapılması gereken; klinik çalışma tasarımını, örneklem büyüklüğünü, sonuç ölçütlerini, güven aralıklarını, yan etkileri, finansman kaynaklarını ve bağımsız doğrulamaları birlikte değerlendirmektir.
Belki de tartışmayı şu sorularla sürdürmek daha anlamlı:
Bir ilaç şirketinin başarısını ölçerken ekonomik büyüklük mü, Ar-Ge başarısı mı, yoksa toplum sağlığına gerçek katkı mı daha önemli olmalı?
Şirket tarafından finanse edilen bir klinik araştırmanın güvenilirliğini değerlendirirken hangi ölçütleri kullanmalıyız?
Bir tedavinin istatistiksel olarak anlamlı olması, hastanın yaşamında gerçekten anlamlı olduğu anlamına gelir mi?
Gelecekte yapay zekâ ve gerçek yaşam verileri ilaç geliştirme sürecini ne ölçüde değiştirebilir?
Bu soruların kesin cevapları olmayabilir. Fakat Astra'yı bilimsel açıdan anlamanın en doğru yolu da zaten hazır bir sonuca ulaşmak değil; kanıtları sorgulamak, yöntemleri incelemek ve farklı bakış açılarını aynı araştırma çerçevesinde değerlendirmektir.
Cinsiyet genellemelerini yeniden çerçeveleAstra kapsamındaki belirsizliği açıkla
Cinsiyet genellemelerini yeniden çerçevele
Astra kapsamındaki belirsizliği açıkla
Açılışı doğrudan forum tonuna taşı