Baris
New member
Allah ve Resûlüne İtaat Neler Kazandırır?
[color=]Allah ve Resûlüne İtaat Neler Kazandırır? Hayatın Kullanım Kılavuzunu Açmak[/color]
Şimdi dürüst olalım: Hayatın bir kullanım kılavuzu olsaydı kaçımız onu gerçekten okurduk? Muhtemelen çoğumuz kutudan çıkan kılavuzu bir kenara koyup “Ben bunu çözerim” derdik. Sonra cihaz çalışmayınca da ilk iş olarak internette “neden böyle oldu?” diye arardık. İnsan hayatı da biraz böyle. Elimizde Kur’an, Hz. Peygamber’in sünneti ve asırlardır bunları anlamaya çalışan ciddi bir ilim geleneği var; fakat bazen kendi yöntemimizi o kadar çok beğeniyoruz ki kılavuza bakmak aklımıza en son geliyor.
İşte “Allah ve Resûlüne itaat” meselesi tam burada devreye giriyor.
İtaat kelimesini yalnızca “emir geldi, başımı eğdim” şeklinde düşünmek bence konunun en eksik tarafı olur. Diyanet’in Kur’an Yolu tefsirinde de itaat; söz tutmak, emri yerine getirmek ve İslâmî hayatın ahlâkî, sosyal ve hukukî yönlerini şekillendiren temel kavramlardan biri olarak ele alınıyor. Nûr sûresinin 54. ayetinde ise Resûlullah’a itaatin hidayete götüreceği açıkça ifade ediliyor.
Peki bunun günlük hayattaki karşılığı nedir?
Sadece “daha fazla ibadet” mi? Yoksa insanın karar alma biçiminden aile ilişkilerine, öfkesinden adalet duygusuna kadar daha geniş bir dönüşüm mü?
Bence asıl ilginç tarafı burada başlıyor.
[color=]İtaat, Otomatik Pilota Geçmek Değil; Doğru Yöne Gitmektir[/color]
İtaat denildiğinde bazı insanların zihninde hemen sorgulamayan, düşünmeyen, sadece söyleneni yapan bir insan görüntüsü oluşabiliyor. Oysa Diyanet’in “Hadislerle İslâm” çalışmasında itaat, ittibâ, imtisâl, teessî ve iktidâ gibi kavramlarla birlikte ele alınıyor ve özellikle bilinçli, gönüllü, şuurlu bir bağlılığa dikkat çekiliyor.
Bu önemli bir ayrım.
Çünkü İslâm açısından Allah’a itaat, insanın aklını kapatması değil; aklını doğru bir rehberlik içerisinde kullanmasıdır. Nitekim Nisâ sûresi 59. ayet, bir konuda anlaşmazlık çıktığında meselenin Allah’a ve Resûlüne götürülmesini söyler. Yani kriz anında “Ben ne hissediyorsam kesin doğrudur” yaklaşımının yerine daha sağlam bir ölçü aramayı öğretir.
Bir başka ifadeyle itaat, insanın direksiyonu tamamen bırakması değil; direksiyonu hangi istikamette kullanacağını öğrenmesidir.
Bu bakımdan itaatin ilk kazancı istikamettir.
İnsan bazen çok çalışır ama yanlış hedefe çalışır. Çok konuşur ama yanlış cümleyi kurar. Çok hızlı koşar ama yanlış otobüse biner. İslâm’ın sunduğu rehberlik, yalnızca “koş” demiyor; “nereye ve niçin koştuğunu da düşün” diyor.
[color=]Birinci Kazanç: Hidayet ve İstikamet[/color]
Nûr sûresi 54. ayette açıkça “Ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz” anlamındaki ifade yer alıyor.
Buradaki hidayet yalnızca bilgi sahibi olmak şeklinde anlaşılmamalı. Çünkü insan doğruyu bilip yanlış davranabilir. Sigaranın zararlı olduğunu bilmek başka, sigarayı bırakmak başka; öfkenin zarar verdiğini bilmek başka, öfke geldiğinde kendini kontrol etmek başka.
İtaat, bilginin davranışa dönüşmesini hedefler.
Mesela bir insan tartışma sırasında karşısındakini küçük düşürmenin yanlış olduğunu biliyor olabilir. Fakat Resûlullah’ın ahlâkını örnek almaya çalışan kişi, “Ben haklıyım, istediğimi söylerim” anlayışının yerine daha ölçülü bir davranışı koymaya çalışır.
İşte hidayetin günlük hayattaki yüzlerinden biri budur.
[color=]İkinci Kazanç: Ahlâkın Güçlenmesi[/color]
Allah ve Resûlüne itaatin belki de en görünür sonuçlarından biri güzel ahlâktır.
Çünkü dinî hayat sadece ibadetlerden oluşmaz. İnsanlarla nasıl konuştuğumuz, verdiğimiz sözü tutup tutmadığımız, emanete nasıl davrandığımız, öfkelendiğimizde ne yaptığımız ve güç elimizdeyken adaleti koruyup korumadığımız da bu alanın içindedir.
Burada ilginç bir durum var: İtaat, insanın karakterini yalnızca camide değil, market kuyruğunda da sınar.
Hatta bazen asıl sınav market kuyruğudur.
Önümüzde biri sıraya kaynak yaptığında sabırla davranmak, çalışan bir garsona tepeden bakmamak, aile içinde “ben erkeğim, benim dediğim olur” veya “ben kadınım, benim duygum kesinlikle tartışılmaz” gibi kalıplara sığınmadan adil davranmak… Bunların hepsi ahlâk meselesidir.
Kur’an’ın Allah ve Resûlüne itaati büyük kazançla ilişkilendirmesi de tam olarak bu bütünlüğü gösterir. Ahzâb sûresi 71. ayette doğru söz söylemenin ardından Allah’ın işleri düzeltmesi ve günahları bağışlaması zikredilir; Allah ve Resûlüne itaat eden kişinin büyük bir kazanç elde edeceği bildirilir.
[color=]Üçüncü Kazanç: İlişkilerde Daha Sağlam Bir Zemin[/color]
İtaat yalnızca bireysel bir mesele değildir. İnsan ilişkilerinin kalitesini de etkiler.
Örneğin evlilikte iki farklı karakter düşünelim.
Ahmet, sorun çıktığında hemen çözüm üretmek isteyen, bütçeyi hesaplayan, “Tamam, problem belli; şimdi üç maddelik bir plan yapalım” diyen biri olsun. Zeynep ise aynı olayda önce insanların nasıl hissettiğine bakıyor, “Bu mesele çözülür ama önce birbirimizi kırmayalım” diyor.
Bunlardan hangisi doğru?
Aslında ikisinin de güçlü bir tarafı var.
Erkeklerin çözüm odaklı, kadınların ise ilişki odaklı olduğu şeklindeki genellemeler elbette herkes için geçerli değildir. İnsan karakterleri cinsiyetten çok daha çeşitlidir. Bir erkek son derece hassas ve ilişki merkezli olabilir; bir kadın kriz anında müthiş stratejik kararlar alabilir. Hatta aynı insan pazartesi günü Excel tablosuyla hayat kurtarıp salı günü duygusal bir konuşmada “Ben de bilmiyorum ne hissediyorum” diyebilir. İnsan dediğimiz biraz da böyle karmaşık bir canlıdır.
Allah ve Resûlüne itaat anlayışı burada ortak bir ahlâk zemini sunar: adalet, merhamet, dürüstlük, sorumluluk ve kul hakkına dikkat.
Böylece “Benim karakterim böyle” bahanesi sınırsız bir mazerete dönüşmez.
“Ben sinirliyim, ağzıma geleni söylerim.”
“Ben çok duygusalım, karşı tarafın daima beni anlaması gerekir.”
“Ben çözüm insanıyım, kimsenin duygusuyla uğraşamam.”
İtaat anlayışı bütün bu cümlelere küçük ama önemli bir soru sorar:
“Peki, Allah ve Resûlü bu durumda senden nasıl davranmanı ister?”
İşte insanı dönüştüren soru budur.
[color=]Dördüncü Kazanç: Karar Verirken Bir Ölçü Kazanmak[/color]
Günümüzde seçenekler inanılmaz derecede arttı. Ne yiyeceğimizden ne okuyacağımıza, nasıl yaşayacağımızdan hangi görüşü savunacağımıza kadar binlerce seçenek var.
Seçenek çoğaldıkça özgürlük artıyor gibi görünse de karar vermek bazen daha zor hâle geliyor.
İslâm’ın sunduğu ölçüler burada bir tür ahlâkî pusula görevi görür.
Nisâ sûresi 59. ayet, anlaşmazlık durumunda meseleyi Allah’a ve Resûlüne götürmenin daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzel olduğunu bildiriyor.
Bu, “Her konuda hiçbir düşünce üretme” demek değildir. Aksine insanın kararlarını daha yüksek bir ahlâkî çerçevede değerlendirmesini sağlar.
Örneğin iş hayatında daha fazla kazanmak mümkün ama bunun için hile yapmak gerekiyorsa ne olacak?
Bir tartışmayı kazanmak mümkün ama bunun için karşı tarafı aşağılamak gerekiyorsa?
Bir miras paylaşımında kendi çıkarını büyütmek mümkün ama kardeşinin hakkını görmezden gelmek gerekiyorsa?
İşte itaat burada teorik bir kavram olmaktan çıkar.
Cebimizdeki paraya, klavyedeki parmaklarımıza, dilimizden çıkan cümlelere kadar ulaşır.
[color=]Beşinci Kazanç: Birlik ve Dayanışma Bilinci[/color]
İtaatin toplumsal bir kazancı da birlik duygusudur.
Enfâl sûresi 46. ayette Allah ve Resûlüne itaat edilmesi, çekişmeye düşülmemesi ve sabırlı olunması birlikte zikredilir; anlaşmazlıkların güç kaybına yol açabileceği ifade edilir. Diyanet tefsiri de burada başarının yalnızca olağanüstü yardımlara bağlanamayacağını, sebat, birlik, hazırlık ve sabır gibi sebeplerin önem taşıdığını vurgular.
Bu bana çok modern bir şey söylüyor:
Aynı hedefe sahip insanların birbirleriyle sürekli mücadele etmesi, enerjilerini hedef yerine birbirlerine harcamalarına neden olur.
Bir apartman düşünün. Çatı akıyor ama apartman sakinleri “Önce benim söylediğim olsun” kavgası yapıyor. Sonra herkes ıslanıyor.
Toplumlar da bazen böyle.
İtaat, ortak değerler etrafında sorumluluk bilincini güçlendirdiğinde sosyal dayanışmaya katkı sağlar.
[color=]Altıncı Kazanç: İyiliklerin Boşa Gitmemesi[/color]
Muhammed sûresi 33. ayette Allah’a ve Resûlüne itaat edilmesi emredilir ve yapılan amellerin boşa çıkarılmaması konusunda uyarı gelir. Diyanet’in Kur’an Yolu tefsiri, ayette itaat ile ameller arasındaki ilişkiye özellikle dikkat çeker.
Bu bize önemli bir noktayı hatırlatıyor:
İyi işler yapmak kadar onları hangi niyet ve ahlâkla yaptığımız da önemlidir.
Bir insan yardım ediyor olabilir ama ardından yardım ettiği kişiyi sürekli başına kakıyorsa ortada ciddi bir ahlâk problemi vardır.
Bir insan ibadet ediyor olabilir ama insanları küçümsüyorsa kendi davranışları üzerinde yeniden düşünmesi gerekir.
Bir insan çok konuşuyor olabilir ama sözleri sürekli kalp kırıyorsa “Ben doğruyu söylüyorum” demek tek başına yeterli değildir.
İtaat, iyiliği yalnızca görünüşte değil, niyet ve davranış bütünlüğü içerisinde ele almaya yardımcı olur.
[color=]Yedinci Kazanç: Büyük Kazanç ve Ahiret Bilinci[/color]
Konunun en önemli boyutu elbette ahirettir.
Kur’an’da Allah ve Resûlüne itaat edenlerin kazanç ve kurtuluşla ilişkilendirilmesi tesadüf değildir. Nûr sûresi 52. ayet, Allah ve Resûlüne itaat edenleri “asıl kazananlar” olarak niteler. Ahzâb sûresi 71. ayet de bunu “büyük bir kazanç” şeklinde ifade eder.
Bu noktada “kazanç” kelimesini sadece maddî anlamda düşünmemek gerekiyor.
Dünya hayatında bazen doğru olanı yapmak kısa vadede kaybettiriyor gibi görünebilir.
Hakkından vazgeçmek…
Bir haksızlığa karşı susmak yerine adaleti tercih etmek…
Kolay kazanç fırsatını geri çevirmek…
Öfkeliyken susmak…
İntikam almak yerine affetmeyi düşünmek…
Bunların bazıları kısa vadede insanın egosuna “Puan kaybettik” dedirtebilir.
Fakat İslâm’ın kazanç anlayışı yalnızca bugünkü tabloya bakmaz.
Sonuç hesabı daha geniştir.
[color=]İtaat Eden İnsan Hiç Hata Yapmaz mı?[/color]
Burada bence en önemli gerçekçilik noktalarından biri var.
Allah ve Resûlüne itaat eden insan, bir anda hatasız bir robota dönüşmez.
İnsan yine öfkelenebilir.
Yanlış karar verebilir.
Unutabilir.
Nefsine yenilebilir.
Bazen bildiği hâlde yanlış yapabilir.
Fakat fark şu: İtaat bilinci insana geri dönüş kapısını gösterir.
“Ben zaten böyleyim” demek yerine “Nerede yanlış yaptım?” diye sorabilmesini sağlar.
Belki de samimi dindarlığın en güzel taraflarından biri budur. İnsan kendisini kusursuz ilan etmek yerine sürekli düzeltmeye açık hâle gelir.
Diyanet’in ilgili tefsirlerinde de itaatin bilinçli ve iradeli bir yönü olduğuna dikkat çekilmesi bu açıdan önemlidir.
[color=]Forumda Asıl Tartışılması Gereken Soru Ne?[/color]
Bence mesele “Allah ve Resûlüne itaat ediyorum” cümlesini kaç kez söylediğimizden çok, bunun hayatımızda neye dönüştüğüdür.
Bir insan ailesine karşı merhametliyse…
Ticarette dürüst davranıyorsa…
Kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmıyorsa…
Öfkesini kontrol etmeye çalışıyorsa…
Kul hakkından korkuyorsa…
Haksız olduğu zaman özür dileyebiliyorsa…
Güç sahibi olduğunda adaleti koruyabiliyorsa…
Ve bütün bunları Allah’ın rızasını gözeterek yapıyorsa, itaat artık soyut bir kavram olmaktan çıkmış demektir.
Asıl soru belki de şu:
Allah ve Resûlüne itaat hayatımda gerçekten bir karar ölçüsü mü, yoksa yalnızca zor zamanlarda hatırladığım güzel bir kavram mı?
Çünkü insanın inancı en çok rahat olduğu zaman değil, çıkarlarıyla değerleri çatıştığı zaman sınanıyor.
İşin ironik tarafı da burada.
Hepimiz doğru insan olmak istiyoruz; fakat çoğumuz bunun mümkün olduğunca az bedel ödeyerek gerçekleşmesini tercih ediyoruz. Oysa ahlâkın gerçek testi, doğru davranışın işimize geldiği an değil, işimize gelmediği andır.
Allah ve Resûlüne itaatin kazandırdığı en büyük şeylerden biri de işte bu noktada ortaya çıkıyor: İnsana yalnızca ne istediğini değil, ne yapması gerektiğini de düşünme sorumluluğu kazandırmak.
Ve belki insanın hayatındaki en büyük strateji de budur.
Çünkü bazen en büyük kazanım daha fazlasını elde etmek değil; elindeki imkânlarla doğru insan olarak kalabilmektir.
Kaynak atıflarını tutarlılaştır ve tamamlaForum etkileşimini güçlü soruyla artır
Kaynak atıflarını tutarlılaştır ve tamamla
Forum etkileşimini güçlü soruyla artır
Bazı bölümleri sıkılaştır ve tekrarları azalt
[color=]Allah ve Resûlüne İtaat Neler Kazandırır? Hayatın Kullanım Kılavuzunu Açmak[/color]
Şimdi dürüst olalım: Hayatın bir kullanım kılavuzu olsaydı kaçımız onu gerçekten okurduk? Muhtemelen çoğumuz kutudan çıkan kılavuzu bir kenara koyup “Ben bunu çözerim” derdik. Sonra cihaz çalışmayınca da ilk iş olarak internette “neden böyle oldu?” diye arardık. İnsan hayatı da biraz böyle. Elimizde Kur’an, Hz. Peygamber’in sünneti ve asırlardır bunları anlamaya çalışan ciddi bir ilim geleneği var; fakat bazen kendi yöntemimizi o kadar çok beğeniyoruz ki kılavuza bakmak aklımıza en son geliyor.
İşte “Allah ve Resûlüne itaat” meselesi tam burada devreye giriyor.
İtaat kelimesini yalnızca “emir geldi, başımı eğdim” şeklinde düşünmek bence konunun en eksik tarafı olur. Diyanet’in Kur’an Yolu tefsirinde de itaat; söz tutmak, emri yerine getirmek ve İslâmî hayatın ahlâkî, sosyal ve hukukî yönlerini şekillendiren temel kavramlardan biri olarak ele alınıyor. Nûr sûresinin 54. ayetinde ise Resûlullah’a itaatin hidayete götüreceği açıkça ifade ediliyor.
Peki bunun günlük hayattaki karşılığı nedir?
Sadece “daha fazla ibadet” mi? Yoksa insanın karar alma biçiminden aile ilişkilerine, öfkesinden adalet duygusuna kadar daha geniş bir dönüşüm mü?
Bence asıl ilginç tarafı burada başlıyor.
[color=]İtaat, Otomatik Pilota Geçmek Değil; Doğru Yöne Gitmektir[/color]
İtaat denildiğinde bazı insanların zihninde hemen sorgulamayan, düşünmeyen, sadece söyleneni yapan bir insan görüntüsü oluşabiliyor. Oysa Diyanet’in “Hadislerle İslâm” çalışmasında itaat, ittibâ, imtisâl, teessî ve iktidâ gibi kavramlarla birlikte ele alınıyor ve özellikle bilinçli, gönüllü, şuurlu bir bağlılığa dikkat çekiliyor.
Bu önemli bir ayrım.
Çünkü İslâm açısından Allah’a itaat, insanın aklını kapatması değil; aklını doğru bir rehberlik içerisinde kullanmasıdır. Nitekim Nisâ sûresi 59. ayet, bir konuda anlaşmazlık çıktığında meselenin Allah’a ve Resûlüne götürülmesini söyler. Yani kriz anında “Ben ne hissediyorsam kesin doğrudur” yaklaşımının yerine daha sağlam bir ölçü aramayı öğretir.
Bir başka ifadeyle itaat, insanın direksiyonu tamamen bırakması değil; direksiyonu hangi istikamette kullanacağını öğrenmesidir.
Bu bakımdan itaatin ilk kazancı istikamettir.
İnsan bazen çok çalışır ama yanlış hedefe çalışır. Çok konuşur ama yanlış cümleyi kurar. Çok hızlı koşar ama yanlış otobüse biner. İslâm’ın sunduğu rehberlik, yalnızca “koş” demiyor; “nereye ve niçin koştuğunu da düşün” diyor.
[color=]Birinci Kazanç: Hidayet ve İstikamet[/color]
Nûr sûresi 54. ayette açıkça “Ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz” anlamındaki ifade yer alıyor.
Buradaki hidayet yalnızca bilgi sahibi olmak şeklinde anlaşılmamalı. Çünkü insan doğruyu bilip yanlış davranabilir. Sigaranın zararlı olduğunu bilmek başka, sigarayı bırakmak başka; öfkenin zarar verdiğini bilmek başka, öfke geldiğinde kendini kontrol etmek başka.
İtaat, bilginin davranışa dönüşmesini hedefler.
Mesela bir insan tartışma sırasında karşısındakini küçük düşürmenin yanlış olduğunu biliyor olabilir. Fakat Resûlullah’ın ahlâkını örnek almaya çalışan kişi, “Ben haklıyım, istediğimi söylerim” anlayışının yerine daha ölçülü bir davranışı koymaya çalışır.
İşte hidayetin günlük hayattaki yüzlerinden biri budur.
[color=]İkinci Kazanç: Ahlâkın Güçlenmesi[/color]
Allah ve Resûlüne itaatin belki de en görünür sonuçlarından biri güzel ahlâktır.
Çünkü dinî hayat sadece ibadetlerden oluşmaz. İnsanlarla nasıl konuştuğumuz, verdiğimiz sözü tutup tutmadığımız, emanete nasıl davrandığımız, öfkelendiğimizde ne yaptığımız ve güç elimizdeyken adaleti koruyup korumadığımız da bu alanın içindedir.
Burada ilginç bir durum var: İtaat, insanın karakterini yalnızca camide değil, market kuyruğunda da sınar.
Hatta bazen asıl sınav market kuyruğudur.
Önümüzde biri sıraya kaynak yaptığında sabırla davranmak, çalışan bir garsona tepeden bakmamak, aile içinde “ben erkeğim, benim dediğim olur” veya “ben kadınım, benim duygum kesinlikle tartışılmaz” gibi kalıplara sığınmadan adil davranmak… Bunların hepsi ahlâk meselesidir.
Kur’an’ın Allah ve Resûlüne itaati büyük kazançla ilişkilendirmesi de tam olarak bu bütünlüğü gösterir. Ahzâb sûresi 71. ayette doğru söz söylemenin ardından Allah’ın işleri düzeltmesi ve günahları bağışlaması zikredilir; Allah ve Resûlüne itaat eden kişinin büyük bir kazanç elde edeceği bildirilir.
[color=]Üçüncü Kazanç: İlişkilerde Daha Sağlam Bir Zemin[/color]
İtaat yalnızca bireysel bir mesele değildir. İnsan ilişkilerinin kalitesini de etkiler.
Örneğin evlilikte iki farklı karakter düşünelim.
Ahmet, sorun çıktığında hemen çözüm üretmek isteyen, bütçeyi hesaplayan, “Tamam, problem belli; şimdi üç maddelik bir plan yapalım” diyen biri olsun. Zeynep ise aynı olayda önce insanların nasıl hissettiğine bakıyor, “Bu mesele çözülür ama önce birbirimizi kırmayalım” diyor.
Bunlardan hangisi doğru?
Aslında ikisinin de güçlü bir tarafı var.
Erkeklerin çözüm odaklı, kadınların ise ilişki odaklı olduğu şeklindeki genellemeler elbette herkes için geçerli değildir. İnsan karakterleri cinsiyetten çok daha çeşitlidir. Bir erkek son derece hassas ve ilişki merkezli olabilir; bir kadın kriz anında müthiş stratejik kararlar alabilir. Hatta aynı insan pazartesi günü Excel tablosuyla hayat kurtarıp salı günü duygusal bir konuşmada “Ben de bilmiyorum ne hissediyorum” diyebilir. İnsan dediğimiz biraz da böyle karmaşık bir canlıdır.
Allah ve Resûlüne itaat anlayışı burada ortak bir ahlâk zemini sunar: adalet, merhamet, dürüstlük, sorumluluk ve kul hakkına dikkat.
Böylece “Benim karakterim böyle” bahanesi sınırsız bir mazerete dönüşmez.
“Ben sinirliyim, ağzıma geleni söylerim.”
“Ben çok duygusalım, karşı tarafın daima beni anlaması gerekir.”
“Ben çözüm insanıyım, kimsenin duygusuyla uğraşamam.”
İtaat anlayışı bütün bu cümlelere küçük ama önemli bir soru sorar:
“Peki, Allah ve Resûlü bu durumda senden nasıl davranmanı ister?”
İşte insanı dönüştüren soru budur.
[color=]Dördüncü Kazanç: Karar Verirken Bir Ölçü Kazanmak[/color]
Günümüzde seçenekler inanılmaz derecede arttı. Ne yiyeceğimizden ne okuyacağımıza, nasıl yaşayacağımızdan hangi görüşü savunacağımıza kadar binlerce seçenek var.
Seçenek çoğaldıkça özgürlük artıyor gibi görünse de karar vermek bazen daha zor hâle geliyor.
İslâm’ın sunduğu ölçüler burada bir tür ahlâkî pusula görevi görür.
Nisâ sûresi 59. ayet, anlaşmazlık durumunda meseleyi Allah’a ve Resûlüne götürmenin daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzel olduğunu bildiriyor.
Bu, “Her konuda hiçbir düşünce üretme” demek değildir. Aksine insanın kararlarını daha yüksek bir ahlâkî çerçevede değerlendirmesini sağlar.
Örneğin iş hayatında daha fazla kazanmak mümkün ama bunun için hile yapmak gerekiyorsa ne olacak?
Bir tartışmayı kazanmak mümkün ama bunun için karşı tarafı aşağılamak gerekiyorsa?
Bir miras paylaşımında kendi çıkarını büyütmek mümkün ama kardeşinin hakkını görmezden gelmek gerekiyorsa?
İşte itaat burada teorik bir kavram olmaktan çıkar.
Cebimizdeki paraya, klavyedeki parmaklarımıza, dilimizden çıkan cümlelere kadar ulaşır.
[color=]Beşinci Kazanç: Birlik ve Dayanışma Bilinci[/color]
İtaatin toplumsal bir kazancı da birlik duygusudur.
Enfâl sûresi 46. ayette Allah ve Resûlüne itaat edilmesi, çekişmeye düşülmemesi ve sabırlı olunması birlikte zikredilir; anlaşmazlıkların güç kaybına yol açabileceği ifade edilir. Diyanet tefsiri de burada başarının yalnızca olağanüstü yardımlara bağlanamayacağını, sebat, birlik, hazırlık ve sabır gibi sebeplerin önem taşıdığını vurgular.
Bu bana çok modern bir şey söylüyor:
Aynı hedefe sahip insanların birbirleriyle sürekli mücadele etmesi, enerjilerini hedef yerine birbirlerine harcamalarına neden olur.
Bir apartman düşünün. Çatı akıyor ama apartman sakinleri “Önce benim söylediğim olsun” kavgası yapıyor. Sonra herkes ıslanıyor.
Toplumlar da bazen böyle.
İtaat, ortak değerler etrafında sorumluluk bilincini güçlendirdiğinde sosyal dayanışmaya katkı sağlar.
[color=]Altıncı Kazanç: İyiliklerin Boşa Gitmemesi[/color]
Muhammed sûresi 33. ayette Allah’a ve Resûlüne itaat edilmesi emredilir ve yapılan amellerin boşa çıkarılmaması konusunda uyarı gelir. Diyanet’in Kur’an Yolu tefsiri, ayette itaat ile ameller arasındaki ilişkiye özellikle dikkat çeker.
Bu bize önemli bir noktayı hatırlatıyor:
İyi işler yapmak kadar onları hangi niyet ve ahlâkla yaptığımız da önemlidir.
Bir insan yardım ediyor olabilir ama ardından yardım ettiği kişiyi sürekli başına kakıyorsa ortada ciddi bir ahlâk problemi vardır.
Bir insan ibadet ediyor olabilir ama insanları küçümsüyorsa kendi davranışları üzerinde yeniden düşünmesi gerekir.
Bir insan çok konuşuyor olabilir ama sözleri sürekli kalp kırıyorsa “Ben doğruyu söylüyorum” demek tek başına yeterli değildir.
İtaat, iyiliği yalnızca görünüşte değil, niyet ve davranış bütünlüğü içerisinde ele almaya yardımcı olur.
[color=]Yedinci Kazanç: Büyük Kazanç ve Ahiret Bilinci[/color]
Konunun en önemli boyutu elbette ahirettir.
Kur’an’da Allah ve Resûlüne itaat edenlerin kazanç ve kurtuluşla ilişkilendirilmesi tesadüf değildir. Nûr sûresi 52. ayet, Allah ve Resûlüne itaat edenleri “asıl kazananlar” olarak niteler. Ahzâb sûresi 71. ayet de bunu “büyük bir kazanç” şeklinde ifade eder.
Bu noktada “kazanç” kelimesini sadece maddî anlamda düşünmemek gerekiyor.
Dünya hayatında bazen doğru olanı yapmak kısa vadede kaybettiriyor gibi görünebilir.
Hakkından vazgeçmek…
Bir haksızlığa karşı susmak yerine adaleti tercih etmek…
Kolay kazanç fırsatını geri çevirmek…
Öfkeliyken susmak…
İntikam almak yerine affetmeyi düşünmek…
Bunların bazıları kısa vadede insanın egosuna “Puan kaybettik” dedirtebilir.
Fakat İslâm’ın kazanç anlayışı yalnızca bugünkü tabloya bakmaz.
Sonuç hesabı daha geniştir.
[color=]İtaat Eden İnsan Hiç Hata Yapmaz mı?[/color]
Burada bence en önemli gerçekçilik noktalarından biri var.
Allah ve Resûlüne itaat eden insan, bir anda hatasız bir robota dönüşmez.
İnsan yine öfkelenebilir.
Yanlış karar verebilir.
Unutabilir.
Nefsine yenilebilir.
Bazen bildiği hâlde yanlış yapabilir.
Fakat fark şu: İtaat bilinci insana geri dönüş kapısını gösterir.
“Ben zaten böyleyim” demek yerine “Nerede yanlış yaptım?” diye sorabilmesini sağlar.
Belki de samimi dindarlığın en güzel taraflarından biri budur. İnsan kendisini kusursuz ilan etmek yerine sürekli düzeltmeye açık hâle gelir.
Diyanet’in ilgili tefsirlerinde de itaatin bilinçli ve iradeli bir yönü olduğuna dikkat çekilmesi bu açıdan önemlidir.
[color=]Forumda Asıl Tartışılması Gereken Soru Ne?[/color]
Bence mesele “Allah ve Resûlüne itaat ediyorum” cümlesini kaç kez söylediğimizden çok, bunun hayatımızda neye dönüştüğüdür.
Bir insan ailesine karşı merhametliyse…
Ticarette dürüst davranıyorsa…
Kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmıyorsa…
Öfkesini kontrol etmeye çalışıyorsa…
Kul hakkından korkuyorsa…
Haksız olduğu zaman özür dileyebiliyorsa…
Güç sahibi olduğunda adaleti koruyabiliyorsa…
Ve bütün bunları Allah’ın rızasını gözeterek yapıyorsa, itaat artık soyut bir kavram olmaktan çıkmış demektir.
Asıl soru belki de şu:
Allah ve Resûlüne itaat hayatımda gerçekten bir karar ölçüsü mü, yoksa yalnızca zor zamanlarda hatırladığım güzel bir kavram mı?
Çünkü insanın inancı en çok rahat olduğu zaman değil, çıkarlarıyla değerleri çatıştığı zaman sınanıyor.
İşin ironik tarafı da burada.
Hepimiz doğru insan olmak istiyoruz; fakat çoğumuz bunun mümkün olduğunca az bedel ödeyerek gerçekleşmesini tercih ediyoruz. Oysa ahlâkın gerçek testi, doğru davranışın işimize geldiği an değil, işimize gelmediği andır.
Allah ve Resûlüne itaatin kazandırdığı en büyük şeylerden biri de işte bu noktada ortaya çıkıyor: İnsana yalnızca ne istediğini değil, ne yapması gerektiğini de düşünme sorumluluğu kazandırmak.
Ve belki insanın hayatındaki en büyük strateji de budur.
Çünkü bazen en büyük kazanım daha fazlasını elde etmek değil; elindeki imkânlarla doğru insan olarak kalabilmektir.
Kaynak atıflarını tutarlılaştır ve tamamlaForum etkileşimini güçlü soruyla artır
Kaynak atıflarını tutarlılaştır ve tamamla
Forum etkileşimini güçlü soruyla artır
Bazı bölümleri sıkılaştır ve tekrarları azalt