Cansu
New member
80 Günde Devri Âlem Kaç Sayfa? Edebiyat, Toplumsal Cinsiyet, Irk ve Sınıf Eşitsizliği Üzerine Bir Forum Tartışması
80 Günde Devri Âlem Kaç Sayfa? Önce Kitabı, Sonra Dünyayı Konuşalım
Bazı kitaplar vardır, yalnızca bir hikâye anlatmaz; yaşadığımız dünyaya başka bir gözle bakmamızı da sağlar. Jules Verne’in 80 Günde Devri Âlem adlı eseri de bu açıdan üzerinde düşünmeye değer bir klasik. Phileas Fogg’un seksen gün içinde dünyanın çevresini dolaşma iddiası ilk bakışta heyecanlı bir macera gibi görünür. Ancak biraz durup düşündüğümüzde yolculuğun yalnızca hız, cesaret ve zekâyla ilgili olmadığını fark ederiz. Ulaşım imkânları, ekonomik güç, sömürgecilik, toplumsal cinsiyet rolleri ve farklı toplumlar arasındaki eşitsizlikler de bu yolculuğun arka planında yer alır.
Öncelikle sıkça sorulan soruya cevap verelim: 80 Günde Devri Âlem kaç sayfa? Kitabın sayfa sayısı, yayınevine, baskı boyutuna, çeviriye ve kullanılan yazı puntosuna göre değişir. Bu nedenle bütün baskılar için geçerli tek bir sayfa sayısı vermek doğru olmaz. Bazı baskılar yaklaşık 200 sayfa civarındayken bazıları daha kısa veya daha uzun olabilir. Kesin sayıyı öğrenmek için kitabın yayınevi ve baskı bilgilerine bakmak gerekir.
Fakat bence asıl önemli soru şu: Fogg’un seksen günde dünyayı dolaşabilmesini mümkün kılan toplumsal ve ekonomik koşullar nelerdi? Aynı yolculuğu farklı sınıflardan, farklı cinsiyetlerden ve farklı ırksal kimliklerden insanlar yapmaya çalışsaydı sonuç aynı olur muydu? Bu sorular, romanı yalnızca bir macera kitabı olmaktan çıkarıp toplumsal yapılar üzerine düşünmek için de bir fırsata dönüştürüyor.
1. Phileas Fogg’un Yolculuğu ve Sınıfsal Ayrıcalıklar
Phileas Fogg, ekonomik açıdan güçlü, düzenli bir yaşama sahip ve zamanını büyük ölçüde kendi kararları doğrultusunda kullanabilen bir karakterdir. Onun için seksen günlük yolculuk, kişisel bir iddia ve başarılması gereken bir meydan okumadır. Ancak bu maceranın gerçekleşebilmesi için önemli miktarda para, ulaşım araçlarına erişim ve hareket özgürlüğü gerekir.
Burada sınıf eşitsizliği meselesi karşımıza çıkar. Her insanın dünyayı dolaşmak için aynı imkânlara sahip olmadığını biliyoruz. Bir kişinin seyahat edebilmesi yalnızca ne kadar cesur olduğuna değil, aynı zamanda ekonomik kaynaklarına, pasaportuna, çalışma koşullarına, bakım sorumluluklarına ve yaşadığı ülkenin uluslararası hareketlilik imkânlarına da bağlıdır.
Örneğin düşük gelirli bir ailede yaşayan bir kişi için uzun süreli seyahat, yalnızca bilet parasını karşılamak anlamına gelmez. Kira, faturalar, çocukların ihtiyaçları ve işten uzak kalmanın yaratacağı gelir kaybı da hesaba katılmalıdır. Buna karşılık ekonomik gücü yüksek biri, aynı seyahati kişisel gelişim veya eğlence amacıyla planlayabilir.
Sosyolog Pierre Bourdieu'nün kültürel ve ekonomik sermaye üzerine çalışmaları bu farkı anlamak açısından önemlidir. Bourdieu, insanların toplumsal konumlarının yalnızca gelirleriyle değil, eğitimleri, kültürel birikimleri, ilişkileri ve toplum içinde edindikleri konumlarla da şekillendiğini ortaya koymuştur.
Fogg’un yolculuğunu bu çerçevede değerlendirdiğimizde, başarı olarak gördüğümüz şeyin arkasında kişisel özelliklerin yanı sıra maddi kaynakların ve toplumsal ayrıcalıkların da bulunduğunu görürüz.
Burada tartışmaya açık bir soru var: Bir insanın başarılı olması, yalnızca bireysel çabasının sonucu mudur, yoksa sahip olduğu imkânlar da bu başarıyı belirler mi?
Bu sorunun kolay bir cevabı yok. Elbette bireysel çaba önemlidir. Ancak herkesin aynı başlangıç çizgisinde bulunmadığını kabul etmeden başarıyı yalnızca çalışkanlıkla açıklamak, toplumsal eşitsizlikleri görünmez hâle getirebilir.
2. Toplumsal Cinsiyet: Kadınların Hareket Özgürlüğü ve Görünmeyen Sorumlulukları
80 Günde Devri Âlem romanının merkezinde erkek bir kahramanın bulunması, dönemin toplumsal cinsiyet düzenini düşünmek için de bir kapı aralar. Fogg’un dünyayı dolaşabilmesi, kararlarını bağımsız biçimde alabilmesi ve zamanını kendi hedeflerine göre düzenleyebilmesi, kadınların tarihsel olarak karşılaştığı sınırlamalarla karşılaştırılabilir.
Bu karşılaştırmayı yaparken kadınların geçmişte hiçbir özgürlüğe sahip olmadığını veya günümüzde bütün kadınların aynı deneyimleri yaşadığını söylemek doğru olmaz. Kadınların deneyimleri sınıf, yaş, etnik köken, engellilik, yaşanılan ülke ve aile yapısı gibi etkenlere göre değişir. Bununla birlikte birçok toplumda kadınlardan ev işleri, çocuk bakımı ve yaşlıların ihtiyaçları konusunda erkeklerden daha fazla sorumluluk üstlenmeleri beklenmiştir.
Bu beklenti, kadınların zamanını ve hareket alanını doğrudan etkileyebilir. Örneğin küçük çocuğu olan bir kadın, uzun süreli bir seyahat planladığında yalnızca bütçesini düşünmez. Çocuğun bakımını kimin üstleneceği, evdeki düzenin nasıl sürdürüleceği ve çevresinin bu karara nasıl yaklaşacağı da gündeme gelir.
Aynı sorumluluklarla karşılaşan erkekler de olabilir. Dolayısıyla mesele, bütün kadınların bakımla ilgilendiği ve bütün erkeklerin bu sorumluluklardan uzak olduğu iddiası değildir. Asıl mesele, bakım emeğinin toplumsal olarak kimlere dağıtıldığı ve bu dağılımın ne kadar adil olduğudur.
Uluslararası Çalışma Örgütü'nün 2018 yılında yayımladığı Care Work and Care Jobs for the Future of Decent Work başlıklı rapor, ücretsiz bakım ve ev işlerinin dünya genelinde kadınlar tarafından orantısız biçimde üstlenildiğini ortaya koymuştur. Bu durum, kadınların ücretli çalışma hayatına katılımını, dinlenme zamanını ve ekonomik bağımsızlığını etkileyebilmektedir.
Bu açıdan Fogg’un yolculuğunu düşünürken şu soruyu sormak gerekir: Bir insanın zamanı gerçekten kendisine mi aittir, yoksa toplumsal roller onun zamanını başkaları adına da kullanmaya mı zorlar?
Kadınların sosyal yapıların etkilerine ilişkin deneyimlerini anlamak için empati önemlidir. Bir kadının seyahat etmek, kariyer yapmak veya yalnız yaşamak istemesi kimi çevrelerde hâlâ daha fazla sorgulanabilir. Bu sorgulamalar bazen güvenlik kaygısı biçiminde ortaya çıkar; bazen de kadının nasıl davranması gerektiğine ilişkin ahlaki beklentilere dönüşür.
Kadınların kararlarını sürekli olarak açıklamak zorunda kalması, erkeklerin benzer kararlarının ise daha sıradan karşılanması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin gündelik hayattaki örneklerinden biridir.
3. Erkeklik Normları ve Çözüm Odaklı Yaklaşımlar
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ele alırken erkekleri yalnızca ayrıcalıklardan yararlanan bir grup olarak değerlendirmek de eksik bir yaklaşım olur. Erkekler arasında ekonomik durum, etnik köken, cinsel yönelim, engellilik, yaş ve aile koşulları bakımından büyük farklılıklar vardır. Üstelik geleneksel erkeklik beklentileri, erkeklerin duygularını ifade etmesini ve yardım istemesini de zorlaştırabilir.
Örneğin erkeklerden sürekli güçlü olmaları, risk almaları, ekonomik sorumluluğu tek başlarına üstlenmeleri ve başarısızlık karşısında duygularını gizlemeleri beklenebilir. Bu beklentiler, özellikle ekonomik güvencesizliğin arttığı dönemlerde ciddi baskılar yaratabilir.
Fogg’un kararlı, kontrollü ve hedef odaklı karakteri, toplumsal açıdan değer verilen bazı erkeklik özellikleriyle ilişkilendirilebilir. Ancak bu özelliklerin yalnızca erkeklere ait olduğunu söyleyemeyiz. Planlı olmak, cesaret göstermek ve sorumluluk almak herkesin geliştirebileceği niteliklerdir.
Burada erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımını ele almak, kadınların deneyimlerini küçümsemek anlamına gelmemelidir. Çözüm odaklılık; eşitsizliği inkâr etmek yerine onu doğuran koşulları belirlemek ve değişim için somut adımlar atmak şeklinde düşünülebilir.
Örneğin ev içindeki sorumlulukların eşit paylaşılması, çocuk bakımının ortak bir görev olarak görülmesi, iş yerlerinde ayrımcılık karşıtı uygulamaların geliştirilmesi ve erkeklerin duygusal destek aramaktan çekinmemesi önemli adımlardır.
Ancak bütün erkeklerin çözüm odaklı, bütün kadınların ise yalnızca duygular üzerinden düşünen kişiler olduğu varsayımı yanlıştır. Empati ve çözüm üretme, cinsiyetlere özgü özellikler değil, birlikte geliştirilebilecek insani becerilerdir.
Asıl hedef, erkekleri suçlu ilan etmek veya kadınları sürekli mağdur konumunda göstermek değil; insanların toplumsal roller yüzünden yaşadığı sınırlamaları birlikte azaltmaktır.
4. Irk, Sömürgecilik ve Dünyayı Kimin Gözünden Görüyoruz?
Romanın toplumsal açıdan incelenmesi gereken önemli yönlerinden biri de on dokuzuncu yüzyılın emperyalist dünya düzeniyle ilişkisidir. Jules Verne’in eseri ilk kez 1872 yılında yayımlanmıştır. Bu dönem, Avrupa devletlerinin sömürgeci faaliyetlerinin, ticari ağlarının ve küresel güç mücadelelerinin belirgin olduğu bir tarihsel bağlama karşılık gelir.
Fogg’un yolculuğu sırasında karşılaştığı farklı coğrafyalar, ulaşım güzergâhları ve toplumlar, maceranın gelişmesinde önemli rol oynar. Ancak bu coğrafyalar yalnızca birbirinden farklı kültürlerin yaşadığı yerler değildir. Aynı zamanda sömürge yönetimlerinin, ekonomik çıkarların ve eşitsiz siyasi ilişkilerin şekillendirdiği alanlardır.
Bu noktada Edward Said’in Orientalism adlı çalışması anlamlı bir kuramsal çerçeve sunar. Said, Batı'nın Doğu'yu tanımlama ve temsil etme biçimlerinin çoğu zaman güç ilişkilerinden bağımsız olmadığını göstermiştir. Bir toplumun başka bir toplum hakkında ürettiği bilgiler, o toplumu yalnızca anlatmakla kalmaz; onun nasıl algılanacağını ve hangi konuma yerleştirileceğini de etkileyebilir.
Bu yaklaşımı romana uygularken dikkatli olmak gerekir. Eserdeki her betimlemeyi doğrudan tek bir ideolojik amaca bağlamak doğru değildir. Bununla birlikte hikâyenin merkezine Avrupa kökenli bir karakterin yerleştirilmesi ve dünyanın onun yolculuğu etrafında düzenlenmesi, anlatının bakış açısı üzerine düşünmemizi sağlar.
Dünyayı dolaşan bir kahramanın deneyimi anlatılırken yerel halkların deneyimleri ne ölçüde görünür olur? Bu insanların gündelik yaşamları, siyasi mücadeleleri ve kendi geleceklerine ilişkin beklentileri anlatının merkezinde midir, yoksa başkahramanın yolculuğuna eşlik eden unsurlar olarak mı kalırlar?
Bu sorular yalnızca eski romanlar için geçerli değildir. Günümüzde de seyahat belgesellerinde, filmlerde ve sosyal medya içeriklerinde bazı toplumların egzotik, geri kalmış veya sürekli yardıma ihtiyaç duyan topluluklar şeklinde sunulduğunu görebiliriz.
Irkçılık her zaman açık hakaretler veya doğrudan dışlama biçiminde ortaya çıkmaz. Bazen belirli grupların daha az yetkin, daha az güvenilir ya da daha az gelişmiş kabul edilmesiyle de kendini gösterir. Bu tür kabuller, eğitimden istihdama ve siyasi temsile kadar pek çok alanda eşitsizlik yaratabilir.
Dolayısıyla romanı okurken yalnızca kahramanın nereye gittiğine değil, hangi toplumların nasıl temsil edildiğine de bakmak gerekir.
5. Passepartout ve Sınıfsal İlişkiler: Hizmet Emeğinin Görünürlüğü
Fogg’un yolculuğu yalnızca onun kişisel başarısından ibaret değildir. Yardımcısı Passepartout da olayların gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Bu ilişki, sınıf farklılıklarının ve emek ilişkilerinin nasıl temsil edildiğini tartışmak için elverişlidir.
Fogg ile Passepartout aynı yolculuğa katılsalar da toplumsal konumları aynı değildir. Fogg, maddi kaynakları sayesinde yolculuğun temel kararlarını alabilecek durumdadır. Passepartout ise onun yardımcısı olarak çalışır ve yolculuğun koşulları içinde farklı sorumluluklar üstlenir.
Bu ilişki, günümüzde de karşımıza çıkan bir soruyu gündeme getirir: Bir başarının gerçekleşmesinde emeği bulunan herkes, başarıdan aynı ölçüde yararlanır mı?
Bir şirketin yöneticisi ile çalışanlarını düşünelim. Şirketin başarısı kamuoyunda çoğunlukla yöneticinin liderliği üzerinden anlatılabilir. Oysa üretimden temizliğe, lojistikten müşteri hizmetlerine kadar çok sayıda çalışanın emeği bu başarının arkasında bulunur.
Benzer biçimde ev işlerini yapan çalışanlar, bakım verenler, ulaşım ve hizmet sektöründe çalışan insanlar, başkalarının özgürce kullanabildiği zamanı mümkün kılabilir. Bu emeğin görünmezleşmesi, sınıfsal eşitsizliğin önemli bir parçasıdır.
Sınıf meselesi burada yalnızca kimin zengin veya yoksul olduğu sorusuna indirgenemez. Kimin karar verdiği, kimin emek harcadığı, kimin risk üstlendiği ve kimin emeğinin takdir edildiği de önemlidir.
Fogg’un yolculuğunun başarısı bireysel kararlılıkla açıklanabilir; ancak yolculuk boyunca karşılaştığı insanların katkılarını da değerlendirmek gerekir. Bir hedefe ulaşmak, her zaman tek bir kişinin başarısı değildir.
Peki, toplum olarak başarı hikâyelerini anlatırken görünmeyen emeğe ne kadar yer veriyoruz? Başarılı insanların hikâyelerini dinlerken onlara zaman, fırsat ve destek sağlayan insanları da hatırlıyor muyuz?
6. Küreselleşme, Ulaşım ve Eşitsiz Hareketlilik
Romanın temelindeki dünya turu fikri, on dokuzuncu yüzyılda ulaşım teknolojilerinin ve küresel bağlantıların gelişmesiyle yakından ilişkilidir. Buharlı gemiler ve demiryolları, insanlar ile malların daha hızlı taşınmasını mümkün kılmıştır. Bununla birlikte teknolojik gelişmelerin bütün toplumsal gruplara aynı ölçüde fayda sağladığını söylemek mümkün değildir.
Ulaşım ağlarının kurulması ekonomik fırsatları artırabilir, şehirleri birbirine bağlayabilir ve kültürler arası etkileşimi güçlendirebilir. Ancak bu ağların nasıl finanse edildiği, hangi bölgelerin öncelikli olarak geliştirildiği ve ortaya çıkan kazançların kimler tarafından elde edildiği de önemlidir.
Sömürge döneminde demiryolları ve limanlar, bazı bölgelerde yerel halkın ihtiyaçlarından çok ham maddelerin dış pazarlara taşınması ve sömürge yönetimlerinin ekonomik çıkarlarının korunması amacıyla geliştirilmiştir. Dolayısıyla teknik ilerleme ile toplumsal adalet her zaman aynı yönde ilerlememiştir.
Günümüzde de benzer bir eşitsizlik hareketlilik alanında görülür. Bazı insanlar iş veya eğitim amacıyla kolaylıkla farklı ülkelere seyahat edebilirken bazıları vize engelleri, ekonomik yetersizlikler veya siyasi koşullar nedeniyle aynı özgürlüğe sahip değildir.
Bir kişinin pasaportu, doğduğu ülke ve sahip olduğu ekonomik kaynaklar, dünyayı ne kadar kolay dolaşabileceğini etkileyebilir. Bu durum, hareket özgürlüğünün yalnızca kişisel bir tercih olmadığını gösterir.
Fogg’un seksen günlük yolculuğu bu nedenle iki farklı biçimde okunabilir. Bir taraftan ulaşım teknolojilerinin insanlara açtığı yeni imkânları temsil eder. Diğer taraftan, bu imkânlardan yararlanmanın toplumsal ve ekonomik koşullara bağlı olduğunu hatırlatır.
Burada kendimize şu soruyu sorabiliriz: Teknolojik gelişmeler gerçekten herkesi özgürleştiriyor mu, yoksa yalnızca bu gelişmelerden yararlanabilecek kaynaklara sahip olanların hareket alanını mı genişletiyor?
Bu sorunun cevabı, teknolojinin kendisinden çok onun hangi toplumsal koşullarda kullanıldığıyla ilgilidir.
7. Kesişimsellik: Herkes Aynı Eşitsizliği Yaşamıyor
Toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıfı birbirinden tamamen ayrı başlıklar olarak incelemek, insanların gerçek yaşam deneyimlerini anlamakta yetersiz kalabilir. Çünkü bu faktörler çoğu zaman birbiriyle etkileşim içindedir.
Hukukçu Kimberlé Crenshaw, 1989 yılında yayımladığı çalışmasında kesişimsellik kavramını geliştirerek farklı ayrımcılık biçimlerinin aynı anda nasıl etkili olabileceğine dikkat çekmiştir. Crenshaw'ın çalışması özellikle siyah kadınların deneyimlerinin, yalnızca ırk veya yalnızca cinsiyet üzerinden yapılan analizlerle yeterince açıklanamayabileceğini göstermiştir.
Örneğin ekonomik açıdan ayrıcalıklı bir kadın ile düşük gelirli, göçmen bir kadının iş hayatında karşılaştığı engeller aynı olmayabilir. Her ikisi de cinsiyet ayrımcılığı yaşayabilir; ancak göçmen olan kişi buna ek olarak dil engelleri, çalışma izni sorunları veya etnik kökene dayalı dışlanmayla da karşılaşabilir.
Benzer şekilde düşük gelirli bir erkek, geleneksel erkeklik beklentileri nedeniyle ekonomik başarı baskısı hissederken sınıfsal eşitsizlikler nedeniyle iş fırsatlarına erişmekte zorlanabilir. Engelli bir kişinin seyahat özgürlüğü ise gelirinden ve cinsiyetinden bağımsız olarak erişilebilir ulaşım altyapısına bağlı olabilir.
Bu örnekler, herkesin aynı sorunları yaşamadığını fakat farklı deneyimlerin ortak toplumsal yapılardan etkilenebildiğini gösterir.
80 Günde Devri Âlem üzerinden düşündüğümüzde, Fogg’un kimliği ve ekonomik konumu onun yolculuğunu mümkün kılan koşulları anlamak için önemlidir. Ancak farklı toplumsal konumlardaki karakterlerin aynı yolculuğu nasıl deneyimleyeceğini düşünmek, anlatının sınırlarını daha iyi görmemizi sağlar.
Örneğin aynı yolculuğa çıkan düşük gelirli bir kadın, engelli bir yolcu veya seyahat ettiği ülkede ayrımcılığa uğrama riski bulunan bir göçmen, yalnızca mesafeyi ve zamanı hesaplamak zorunda kalmayabilir. Güvenlik, erişilebilirlik, hukuki statü ve sosyal destek gibi ek koşulları da hesaba katması gerekebilir.
Burada önemli olan, bir kişinin yaşadığı güçlüğü yalnızca tek bir kimliğe bağlamamaktır. İnsanların deneyimleri çok katmanlıdır ve toplumsal eşitsizlikler de bu katmanların kesiştiği noktalarda belirginleşebilir.
8. Eşitlik İçin Ne Yapılabilir? Empatiyi Somut Çözümlerle Birleştirmek
Toplumsal eşitsizlikleri anlamak önemli bir başlangıçtır; ancak yalnızca sorunları tanımlamak yeterli değildir. Eşitliği güçlendirmek için bireysel ilişkilerden kamu politikalarına kadar farklı alanlarda değişim gerekir.
İlk olarak, ücretsiz bakım emeğinin daha adil paylaşılması önemlidir. Ev işleri ve çocuk bakımı yalnızca kadınların sorumluluğu olarak görülmemeli, aile üyeleri arasında ihtiyaçlara ve koşullara uygun biçimde paylaşılmalıdır. Ücretli ebeveyn izinleri, erişilebilir çocuk bakım hizmetleri ve esnek çalışma imkânları da bu konuda etkili olabilir.
İkinci olarak, iş yerlerinde fırsat eşitliği sağlanmalıdır. İşe alım, terfi ve ücretlendirme süreçlerinin şeffaf olması, ayrımcılık şikâyetlerinin güvenilir biçimde değerlendirilmesi ve çalışanların farklı ihtiyaçlarının dikkate alınması önemlidir.
Üçüncü olarak, eğitim sisteminde toplumsal cinsiyet eşitliği ve kültürler arası anlayış desteklenmelidir. Çocukların belirli mesleklerin, davranışların veya sorumlulukların yalnızca bir cinsiyete ait olduğu düşüncesiyle yetişmemesi, daha özgür seçimler yapmalarını sağlayabilir.
Dördüncü olarak, ırkçılıkla mücadele yalnızca bireylerin daha nazik davranmasına indirgenmemelidir. Kurumların işe alım, eğitim, barınma ve hizmet sunumu gibi alanlarda ayrımcılığa yol açabilecek uygulamaları değerlendirmesi gerekir.
Son olarak, sınıfsal eşitsizliklerin azaltılması için nitelikli eğitime, sağlık hizmetlerine, güvenli barınmaya ve insana yakışır çalışma koşullarına erişim desteklenmelidir. Çünkü özgür seçim yapabilmek, yalnızca teorik olarak hak sahibi olmakla değil, bu hakkı kullanabilecek gerçek imkânlara sahip olmakla da ilgilidir.
Bu noktada empati ve çözüm üretme birbirinin alternatifi değildir. Empati, insanların yaşadığı güçlükleri anlamamıza yardımcı olur. Çözüm odaklı yaklaşım ise bu güçlüklerin hangi koşullarda ortaya çıktığını belirleyerek değişim yolları arar.
Kadınların, erkeklerin ve farklı toplumsal grupların deneyimlerini dinlemek; ancak bu deneyimleri tek bir kalıba sokmamak gerekir. Adalet, herkesin aynı şeyi yaşadığını varsaymakla değil, insanların farklı ihtiyaçlarını ve karşılaştıkları engelleri dikkate almakla güçlenir.
9. Romanı Günümüz Dünyasıyla Birlikte Yeniden Okumak
80 Günde Devri Âlem, yayımlandığı dönemin teknolojik gelişmelerini ve macera anlayışını yansıtan bir eser olmasının yanında, günümüz okuyucusu için farklı tartışmalara da kapı açabilir.
Fogg’un yolculuğu, bir hedefe ulaşmanın ne kadar önemli olduğunu gösterirken o hedefin hangi koşullarda mümkün hâle geldiğini de sorgulamamıza imkân verir. Sahip olduğumuz kaynaklar, toplumsal rollerimiz, ekonomik durumumuz ve içinde yaşadığımız siyasi düzen, seçeneklerimizi düşündüğümüzden daha fazla etkileyebilir.
Bu durum, bireysel sorumluluğun önemsiz olduğu anlamına gelmez. İnsanlar mevcut koşullar içinde kararlar alabilir, emek harcayabilir ve hayatlarını değiştirmek için mücadele edebilir. Ancak bireysel çabayı yüceltirken yapısal engelleri görmezden gelmek, eşitsizliklerin neden devam ettiğini açıklamayı zorlaştırır.
Aynı zamanda toplumsal yapıları eleştirirken insanları yalnızca kimliklerine göre değerlendirmek de doğru değildir. Her kadın aynı düşünceye sahip değildir; her erkek aynı toplumsal beklentileri benimsemez. Her ekonomik açıdan güçlü insan bütün imkânlarını kendi çabasıyla elde etmiş olmayabilir; her dezavantajlı insan da aynı deneyimleri yaşamaz.
Bu nedenle romanı okurken hem bireysel tercihleri hem de bu tercihleri şekillendiren koşulları birlikte değerlendirmek daha anlamlıdır.
Belki de asıl mesele, Fogg’un seksen günde dünyanın çevresini dolaşıp dolaşamadığından çok, herkesin kendi hayatında benzer bir yolculuğa çıkabilmek için aynı fırsatlara sahip olup olmadığıdır.
Sonuç: Herkes İçin Mümkün Bir Yolculuk Var mı?
Jules Verne’in 80 Günde Devri Âlem romanı, ilk bakışta zamanla yarışan bir adamın macerasını anlatır. Ancak toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf perspektifinden incelendiğinde, yolculuğun arkasındaki ayrıcalıkları ve eşitsizlikleri de düşünmeye davet eder.
Ekonomik kaynaklar, bakım sorumlulukları, toplumsal normlar, ırksal önyargılar ve hareket özgürlüğüne erişim, insanların hayatlarında hangi seçeneklere sahip olduğunu etkileyebilir. Bu faktörler, bireysel çabanın önemini ortadan kaldırmaz; ancak çabanın hangi koşullarda sonuç verdiğini anlamamızı sağlar.
Kadınların yaşadığı sınırlamaları empatiyle dinlemek, erkeklerin değişime katkıda bulunabileceği somut yolları değerlendirmek ve farklı toplumsal grupların deneyimlerini birlikte ele almak, daha adil bir toplum için önemlidir. Bunun için kadınları yalnızca mağdur, erkekleri yalnızca ayrıcalıklı veya herhangi bir toplumsal grubu tek tip bir yapı olarak görmekten kaçınmalıyız.
Sonuçta özgürlük, yalnızca bir yere gitme hakkına sahip olmak değildir. O yere ulaşabilecek ekonomik kaynaklara, güvenli koşullara, toplumsal desteğe ve bağımsız karar verebilme imkânına sahip olmak da özgürlüğün bir parçasıdır.
Forum tartışması için sorular:
- Sizce Phileas Fogg’un başarısında bireysel yetenekleri mi, ekonomik ayrıcalıkları mı daha belirleyicidir?
- Günümüzde kadınlar ve erkekler seyahat, kariyer ve kişisel özgürlük konusunda gerçekten eşit fırsatlara sahip mi? Hangi koşullar bu fırsatları değiştiriyor?
- Bir toplumda teknolojik ilerleme yaşanırken ekonomik ve ırksal eşitsizliklerin devam etmesini nasıl açıklarsınız?
- Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için bireylerin davranışlarını değiştirmek mi, yoksa kurumların ve politikaların dönüşmesini sağlamak mı daha etkili olur?
- Başarı hikâyelerinde görünmeyen emeğin yeterince anlatıldığını düşünüyor musunuz?
- Sizce herkesin seksen günde dünyayı dolaşabilmesi için değilse bile kendi hedeflerine ulaşabilmesi için hangi toplumsal koşulların değişmesi gerekir?
Kaynakça
1. Verne, Jules. Le Tour du monde en quatre-vingts jours (1872). Romanın ilk yayımlanma tarihi ve tarihsel bağlamı için temel kaynak.
2. Bourdieu, Pierre. The Forms of Capital (1986). Ekonomik, kültürel ve sosyal sermaye arasındaki ilişkileri ele alan çalışma.
3. Crenshaw, Kimberlé. “Demarginalizing the Intersection of Race and Sex: A Black Feminist Critique of Antidiscrimination Doctrine, Feminist Theory and Antiracist Politics.” University of Chicago Legal Forum (1989). Kesişimsellik yaklaşımının temel metinlerinden biri.
4. Said, Edward W. Orientalism (1978). Temsil, bilgi üretimi ve sömürgeci güç ilişkilerini inceleyen eser.
5. International Labour Organization. Care Work and Care Jobs for the Future of Decent Work (2018). Ücretsiz bakım emeği, toplumsal cinsiyet ve çalışma hayatı üzerine kapsamlı araştırma raporu.
6. World Inequality Lab. World Inequality Report 2022. Gelir ve servet eşitsizliklerinin küresel ölçekte incelenmesine yönelik araştırma raporu.
Not: Bu yazı, belirtilen akademik kaynaklardan yararlanılarak hazırlanmış eleştirel bir değerlendirmedir; kişisel saha araştırması veya bireysel deneyim anlatısı değildir. Romanla ilgili yorumlar, eserin toplumsal bağlamı üzerinden geliştirilen analizlerdir.
80 Günde Devri Âlem Kaç Sayfa? Önce Kitabı, Sonra Dünyayı Konuşalım
Bazı kitaplar vardır, yalnızca bir hikâye anlatmaz; yaşadığımız dünyaya başka bir gözle bakmamızı da sağlar. Jules Verne’in 80 Günde Devri Âlem adlı eseri de bu açıdan üzerinde düşünmeye değer bir klasik. Phileas Fogg’un seksen gün içinde dünyanın çevresini dolaşma iddiası ilk bakışta heyecanlı bir macera gibi görünür. Ancak biraz durup düşündüğümüzde yolculuğun yalnızca hız, cesaret ve zekâyla ilgili olmadığını fark ederiz. Ulaşım imkânları, ekonomik güç, sömürgecilik, toplumsal cinsiyet rolleri ve farklı toplumlar arasındaki eşitsizlikler de bu yolculuğun arka planında yer alır.
Öncelikle sıkça sorulan soruya cevap verelim: 80 Günde Devri Âlem kaç sayfa? Kitabın sayfa sayısı, yayınevine, baskı boyutuna, çeviriye ve kullanılan yazı puntosuna göre değişir. Bu nedenle bütün baskılar için geçerli tek bir sayfa sayısı vermek doğru olmaz. Bazı baskılar yaklaşık 200 sayfa civarındayken bazıları daha kısa veya daha uzun olabilir. Kesin sayıyı öğrenmek için kitabın yayınevi ve baskı bilgilerine bakmak gerekir.
Fakat bence asıl önemli soru şu: Fogg’un seksen günde dünyayı dolaşabilmesini mümkün kılan toplumsal ve ekonomik koşullar nelerdi? Aynı yolculuğu farklı sınıflardan, farklı cinsiyetlerden ve farklı ırksal kimliklerden insanlar yapmaya çalışsaydı sonuç aynı olur muydu? Bu sorular, romanı yalnızca bir macera kitabı olmaktan çıkarıp toplumsal yapılar üzerine düşünmek için de bir fırsata dönüştürüyor.
1. Phileas Fogg’un Yolculuğu ve Sınıfsal Ayrıcalıklar
Phileas Fogg, ekonomik açıdan güçlü, düzenli bir yaşama sahip ve zamanını büyük ölçüde kendi kararları doğrultusunda kullanabilen bir karakterdir. Onun için seksen günlük yolculuk, kişisel bir iddia ve başarılması gereken bir meydan okumadır. Ancak bu maceranın gerçekleşebilmesi için önemli miktarda para, ulaşım araçlarına erişim ve hareket özgürlüğü gerekir.
Burada sınıf eşitsizliği meselesi karşımıza çıkar. Her insanın dünyayı dolaşmak için aynı imkânlara sahip olmadığını biliyoruz. Bir kişinin seyahat edebilmesi yalnızca ne kadar cesur olduğuna değil, aynı zamanda ekonomik kaynaklarına, pasaportuna, çalışma koşullarına, bakım sorumluluklarına ve yaşadığı ülkenin uluslararası hareketlilik imkânlarına da bağlıdır.
Örneğin düşük gelirli bir ailede yaşayan bir kişi için uzun süreli seyahat, yalnızca bilet parasını karşılamak anlamına gelmez. Kira, faturalar, çocukların ihtiyaçları ve işten uzak kalmanın yaratacağı gelir kaybı da hesaba katılmalıdır. Buna karşılık ekonomik gücü yüksek biri, aynı seyahati kişisel gelişim veya eğlence amacıyla planlayabilir.
Sosyolog Pierre Bourdieu'nün kültürel ve ekonomik sermaye üzerine çalışmaları bu farkı anlamak açısından önemlidir. Bourdieu, insanların toplumsal konumlarının yalnızca gelirleriyle değil, eğitimleri, kültürel birikimleri, ilişkileri ve toplum içinde edindikleri konumlarla da şekillendiğini ortaya koymuştur.
Fogg’un yolculuğunu bu çerçevede değerlendirdiğimizde, başarı olarak gördüğümüz şeyin arkasında kişisel özelliklerin yanı sıra maddi kaynakların ve toplumsal ayrıcalıkların da bulunduğunu görürüz.
Burada tartışmaya açık bir soru var: Bir insanın başarılı olması, yalnızca bireysel çabasının sonucu mudur, yoksa sahip olduğu imkânlar da bu başarıyı belirler mi?
Bu sorunun kolay bir cevabı yok. Elbette bireysel çaba önemlidir. Ancak herkesin aynı başlangıç çizgisinde bulunmadığını kabul etmeden başarıyı yalnızca çalışkanlıkla açıklamak, toplumsal eşitsizlikleri görünmez hâle getirebilir.
2. Toplumsal Cinsiyet: Kadınların Hareket Özgürlüğü ve Görünmeyen Sorumlulukları
80 Günde Devri Âlem romanının merkezinde erkek bir kahramanın bulunması, dönemin toplumsal cinsiyet düzenini düşünmek için de bir kapı aralar. Fogg’un dünyayı dolaşabilmesi, kararlarını bağımsız biçimde alabilmesi ve zamanını kendi hedeflerine göre düzenleyebilmesi, kadınların tarihsel olarak karşılaştığı sınırlamalarla karşılaştırılabilir.
Bu karşılaştırmayı yaparken kadınların geçmişte hiçbir özgürlüğe sahip olmadığını veya günümüzde bütün kadınların aynı deneyimleri yaşadığını söylemek doğru olmaz. Kadınların deneyimleri sınıf, yaş, etnik köken, engellilik, yaşanılan ülke ve aile yapısı gibi etkenlere göre değişir. Bununla birlikte birçok toplumda kadınlardan ev işleri, çocuk bakımı ve yaşlıların ihtiyaçları konusunda erkeklerden daha fazla sorumluluk üstlenmeleri beklenmiştir.
Bu beklenti, kadınların zamanını ve hareket alanını doğrudan etkileyebilir. Örneğin küçük çocuğu olan bir kadın, uzun süreli bir seyahat planladığında yalnızca bütçesini düşünmez. Çocuğun bakımını kimin üstleneceği, evdeki düzenin nasıl sürdürüleceği ve çevresinin bu karara nasıl yaklaşacağı da gündeme gelir.
Aynı sorumluluklarla karşılaşan erkekler de olabilir. Dolayısıyla mesele, bütün kadınların bakımla ilgilendiği ve bütün erkeklerin bu sorumluluklardan uzak olduğu iddiası değildir. Asıl mesele, bakım emeğinin toplumsal olarak kimlere dağıtıldığı ve bu dağılımın ne kadar adil olduğudur.
Uluslararası Çalışma Örgütü'nün 2018 yılında yayımladığı Care Work and Care Jobs for the Future of Decent Work başlıklı rapor, ücretsiz bakım ve ev işlerinin dünya genelinde kadınlar tarafından orantısız biçimde üstlenildiğini ortaya koymuştur. Bu durum, kadınların ücretli çalışma hayatına katılımını, dinlenme zamanını ve ekonomik bağımsızlığını etkileyebilmektedir.
Bu açıdan Fogg’un yolculuğunu düşünürken şu soruyu sormak gerekir: Bir insanın zamanı gerçekten kendisine mi aittir, yoksa toplumsal roller onun zamanını başkaları adına da kullanmaya mı zorlar?
Kadınların sosyal yapıların etkilerine ilişkin deneyimlerini anlamak için empati önemlidir. Bir kadının seyahat etmek, kariyer yapmak veya yalnız yaşamak istemesi kimi çevrelerde hâlâ daha fazla sorgulanabilir. Bu sorgulamalar bazen güvenlik kaygısı biçiminde ortaya çıkar; bazen de kadının nasıl davranması gerektiğine ilişkin ahlaki beklentilere dönüşür.
Kadınların kararlarını sürekli olarak açıklamak zorunda kalması, erkeklerin benzer kararlarının ise daha sıradan karşılanması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin gündelik hayattaki örneklerinden biridir.
3. Erkeklik Normları ve Çözüm Odaklı Yaklaşımlar
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ele alırken erkekleri yalnızca ayrıcalıklardan yararlanan bir grup olarak değerlendirmek de eksik bir yaklaşım olur. Erkekler arasında ekonomik durum, etnik köken, cinsel yönelim, engellilik, yaş ve aile koşulları bakımından büyük farklılıklar vardır. Üstelik geleneksel erkeklik beklentileri, erkeklerin duygularını ifade etmesini ve yardım istemesini de zorlaştırabilir.
Örneğin erkeklerden sürekli güçlü olmaları, risk almaları, ekonomik sorumluluğu tek başlarına üstlenmeleri ve başarısızlık karşısında duygularını gizlemeleri beklenebilir. Bu beklentiler, özellikle ekonomik güvencesizliğin arttığı dönemlerde ciddi baskılar yaratabilir.
Fogg’un kararlı, kontrollü ve hedef odaklı karakteri, toplumsal açıdan değer verilen bazı erkeklik özellikleriyle ilişkilendirilebilir. Ancak bu özelliklerin yalnızca erkeklere ait olduğunu söyleyemeyiz. Planlı olmak, cesaret göstermek ve sorumluluk almak herkesin geliştirebileceği niteliklerdir.
Burada erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımını ele almak, kadınların deneyimlerini küçümsemek anlamına gelmemelidir. Çözüm odaklılık; eşitsizliği inkâr etmek yerine onu doğuran koşulları belirlemek ve değişim için somut adımlar atmak şeklinde düşünülebilir.
Örneğin ev içindeki sorumlulukların eşit paylaşılması, çocuk bakımının ortak bir görev olarak görülmesi, iş yerlerinde ayrımcılık karşıtı uygulamaların geliştirilmesi ve erkeklerin duygusal destek aramaktan çekinmemesi önemli adımlardır.
Ancak bütün erkeklerin çözüm odaklı, bütün kadınların ise yalnızca duygular üzerinden düşünen kişiler olduğu varsayımı yanlıştır. Empati ve çözüm üretme, cinsiyetlere özgü özellikler değil, birlikte geliştirilebilecek insani becerilerdir.
Asıl hedef, erkekleri suçlu ilan etmek veya kadınları sürekli mağdur konumunda göstermek değil; insanların toplumsal roller yüzünden yaşadığı sınırlamaları birlikte azaltmaktır.
4. Irk, Sömürgecilik ve Dünyayı Kimin Gözünden Görüyoruz?
Romanın toplumsal açıdan incelenmesi gereken önemli yönlerinden biri de on dokuzuncu yüzyılın emperyalist dünya düzeniyle ilişkisidir. Jules Verne’in eseri ilk kez 1872 yılında yayımlanmıştır. Bu dönem, Avrupa devletlerinin sömürgeci faaliyetlerinin, ticari ağlarının ve küresel güç mücadelelerinin belirgin olduğu bir tarihsel bağlama karşılık gelir.
Fogg’un yolculuğu sırasında karşılaştığı farklı coğrafyalar, ulaşım güzergâhları ve toplumlar, maceranın gelişmesinde önemli rol oynar. Ancak bu coğrafyalar yalnızca birbirinden farklı kültürlerin yaşadığı yerler değildir. Aynı zamanda sömürge yönetimlerinin, ekonomik çıkarların ve eşitsiz siyasi ilişkilerin şekillendirdiği alanlardır.
Bu noktada Edward Said’in Orientalism adlı çalışması anlamlı bir kuramsal çerçeve sunar. Said, Batı'nın Doğu'yu tanımlama ve temsil etme biçimlerinin çoğu zaman güç ilişkilerinden bağımsız olmadığını göstermiştir. Bir toplumun başka bir toplum hakkında ürettiği bilgiler, o toplumu yalnızca anlatmakla kalmaz; onun nasıl algılanacağını ve hangi konuma yerleştirileceğini de etkileyebilir.
Bu yaklaşımı romana uygularken dikkatli olmak gerekir. Eserdeki her betimlemeyi doğrudan tek bir ideolojik amaca bağlamak doğru değildir. Bununla birlikte hikâyenin merkezine Avrupa kökenli bir karakterin yerleştirilmesi ve dünyanın onun yolculuğu etrafında düzenlenmesi, anlatının bakış açısı üzerine düşünmemizi sağlar.
Dünyayı dolaşan bir kahramanın deneyimi anlatılırken yerel halkların deneyimleri ne ölçüde görünür olur? Bu insanların gündelik yaşamları, siyasi mücadeleleri ve kendi geleceklerine ilişkin beklentileri anlatının merkezinde midir, yoksa başkahramanın yolculuğuna eşlik eden unsurlar olarak mı kalırlar?
Bu sorular yalnızca eski romanlar için geçerli değildir. Günümüzde de seyahat belgesellerinde, filmlerde ve sosyal medya içeriklerinde bazı toplumların egzotik, geri kalmış veya sürekli yardıma ihtiyaç duyan topluluklar şeklinde sunulduğunu görebiliriz.
Irkçılık her zaman açık hakaretler veya doğrudan dışlama biçiminde ortaya çıkmaz. Bazen belirli grupların daha az yetkin, daha az güvenilir ya da daha az gelişmiş kabul edilmesiyle de kendini gösterir. Bu tür kabuller, eğitimden istihdama ve siyasi temsile kadar pek çok alanda eşitsizlik yaratabilir.
Dolayısıyla romanı okurken yalnızca kahramanın nereye gittiğine değil, hangi toplumların nasıl temsil edildiğine de bakmak gerekir.
5. Passepartout ve Sınıfsal İlişkiler: Hizmet Emeğinin Görünürlüğü
Fogg’un yolculuğu yalnızca onun kişisel başarısından ibaret değildir. Yardımcısı Passepartout da olayların gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Bu ilişki, sınıf farklılıklarının ve emek ilişkilerinin nasıl temsil edildiğini tartışmak için elverişlidir.
Fogg ile Passepartout aynı yolculuğa katılsalar da toplumsal konumları aynı değildir. Fogg, maddi kaynakları sayesinde yolculuğun temel kararlarını alabilecek durumdadır. Passepartout ise onun yardımcısı olarak çalışır ve yolculuğun koşulları içinde farklı sorumluluklar üstlenir.
Bu ilişki, günümüzde de karşımıza çıkan bir soruyu gündeme getirir: Bir başarının gerçekleşmesinde emeği bulunan herkes, başarıdan aynı ölçüde yararlanır mı?
Bir şirketin yöneticisi ile çalışanlarını düşünelim. Şirketin başarısı kamuoyunda çoğunlukla yöneticinin liderliği üzerinden anlatılabilir. Oysa üretimden temizliğe, lojistikten müşteri hizmetlerine kadar çok sayıda çalışanın emeği bu başarının arkasında bulunur.
Benzer biçimde ev işlerini yapan çalışanlar, bakım verenler, ulaşım ve hizmet sektöründe çalışan insanlar, başkalarının özgürce kullanabildiği zamanı mümkün kılabilir. Bu emeğin görünmezleşmesi, sınıfsal eşitsizliğin önemli bir parçasıdır.
Sınıf meselesi burada yalnızca kimin zengin veya yoksul olduğu sorusuna indirgenemez. Kimin karar verdiği, kimin emek harcadığı, kimin risk üstlendiği ve kimin emeğinin takdir edildiği de önemlidir.
Fogg’un yolculuğunun başarısı bireysel kararlılıkla açıklanabilir; ancak yolculuk boyunca karşılaştığı insanların katkılarını da değerlendirmek gerekir. Bir hedefe ulaşmak, her zaman tek bir kişinin başarısı değildir.
Peki, toplum olarak başarı hikâyelerini anlatırken görünmeyen emeğe ne kadar yer veriyoruz? Başarılı insanların hikâyelerini dinlerken onlara zaman, fırsat ve destek sağlayan insanları da hatırlıyor muyuz?
6. Küreselleşme, Ulaşım ve Eşitsiz Hareketlilik
Romanın temelindeki dünya turu fikri, on dokuzuncu yüzyılda ulaşım teknolojilerinin ve küresel bağlantıların gelişmesiyle yakından ilişkilidir. Buharlı gemiler ve demiryolları, insanlar ile malların daha hızlı taşınmasını mümkün kılmıştır. Bununla birlikte teknolojik gelişmelerin bütün toplumsal gruplara aynı ölçüde fayda sağladığını söylemek mümkün değildir.
Ulaşım ağlarının kurulması ekonomik fırsatları artırabilir, şehirleri birbirine bağlayabilir ve kültürler arası etkileşimi güçlendirebilir. Ancak bu ağların nasıl finanse edildiği, hangi bölgelerin öncelikli olarak geliştirildiği ve ortaya çıkan kazançların kimler tarafından elde edildiği de önemlidir.
Sömürge döneminde demiryolları ve limanlar, bazı bölgelerde yerel halkın ihtiyaçlarından çok ham maddelerin dış pazarlara taşınması ve sömürge yönetimlerinin ekonomik çıkarlarının korunması amacıyla geliştirilmiştir. Dolayısıyla teknik ilerleme ile toplumsal adalet her zaman aynı yönde ilerlememiştir.
Günümüzde de benzer bir eşitsizlik hareketlilik alanında görülür. Bazı insanlar iş veya eğitim amacıyla kolaylıkla farklı ülkelere seyahat edebilirken bazıları vize engelleri, ekonomik yetersizlikler veya siyasi koşullar nedeniyle aynı özgürlüğe sahip değildir.
Bir kişinin pasaportu, doğduğu ülke ve sahip olduğu ekonomik kaynaklar, dünyayı ne kadar kolay dolaşabileceğini etkileyebilir. Bu durum, hareket özgürlüğünün yalnızca kişisel bir tercih olmadığını gösterir.
Fogg’un seksen günlük yolculuğu bu nedenle iki farklı biçimde okunabilir. Bir taraftan ulaşım teknolojilerinin insanlara açtığı yeni imkânları temsil eder. Diğer taraftan, bu imkânlardan yararlanmanın toplumsal ve ekonomik koşullara bağlı olduğunu hatırlatır.
Burada kendimize şu soruyu sorabiliriz: Teknolojik gelişmeler gerçekten herkesi özgürleştiriyor mu, yoksa yalnızca bu gelişmelerden yararlanabilecek kaynaklara sahip olanların hareket alanını mı genişletiyor?
Bu sorunun cevabı, teknolojinin kendisinden çok onun hangi toplumsal koşullarda kullanıldığıyla ilgilidir.
7. Kesişimsellik: Herkes Aynı Eşitsizliği Yaşamıyor
Toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıfı birbirinden tamamen ayrı başlıklar olarak incelemek, insanların gerçek yaşam deneyimlerini anlamakta yetersiz kalabilir. Çünkü bu faktörler çoğu zaman birbiriyle etkileşim içindedir.
Hukukçu Kimberlé Crenshaw, 1989 yılında yayımladığı çalışmasında kesişimsellik kavramını geliştirerek farklı ayrımcılık biçimlerinin aynı anda nasıl etkili olabileceğine dikkat çekmiştir. Crenshaw'ın çalışması özellikle siyah kadınların deneyimlerinin, yalnızca ırk veya yalnızca cinsiyet üzerinden yapılan analizlerle yeterince açıklanamayabileceğini göstermiştir.
Örneğin ekonomik açıdan ayrıcalıklı bir kadın ile düşük gelirli, göçmen bir kadının iş hayatında karşılaştığı engeller aynı olmayabilir. Her ikisi de cinsiyet ayrımcılığı yaşayabilir; ancak göçmen olan kişi buna ek olarak dil engelleri, çalışma izni sorunları veya etnik kökene dayalı dışlanmayla da karşılaşabilir.
Benzer şekilde düşük gelirli bir erkek, geleneksel erkeklik beklentileri nedeniyle ekonomik başarı baskısı hissederken sınıfsal eşitsizlikler nedeniyle iş fırsatlarına erişmekte zorlanabilir. Engelli bir kişinin seyahat özgürlüğü ise gelirinden ve cinsiyetinden bağımsız olarak erişilebilir ulaşım altyapısına bağlı olabilir.
Bu örnekler, herkesin aynı sorunları yaşamadığını fakat farklı deneyimlerin ortak toplumsal yapılardan etkilenebildiğini gösterir.
80 Günde Devri Âlem üzerinden düşündüğümüzde, Fogg’un kimliği ve ekonomik konumu onun yolculuğunu mümkün kılan koşulları anlamak için önemlidir. Ancak farklı toplumsal konumlardaki karakterlerin aynı yolculuğu nasıl deneyimleyeceğini düşünmek, anlatının sınırlarını daha iyi görmemizi sağlar.
Örneğin aynı yolculuğa çıkan düşük gelirli bir kadın, engelli bir yolcu veya seyahat ettiği ülkede ayrımcılığa uğrama riski bulunan bir göçmen, yalnızca mesafeyi ve zamanı hesaplamak zorunda kalmayabilir. Güvenlik, erişilebilirlik, hukuki statü ve sosyal destek gibi ek koşulları da hesaba katması gerekebilir.
Burada önemli olan, bir kişinin yaşadığı güçlüğü yalnızca tek bir kimliğe bağlamamaktır. İnsanların deneyimleri çok katmanlıdır ve toplumsal eşitsizlikler de bu katmanların kesiştiği noktalarda belirginleşebilir.
8. Eşitlik İçin Ne Yapılabilir? Empatiyi Somut Çözümlerle Birleştirmek
Toplumsal eşitsizlikleri anlamak önemli bir başlangıçtır; ancak yalnızca sorunları tanımlamak yeterli değildir. Eşitliği güçlendirmek için bireysel ilişkilerden kamu politikalarına kadar farklı alanlarda değişim gerekir.
İlk olarak, ücretsiz bakım emeğinin daha adil paylaşılması önemlidir. Ev işleri ve çocuk bakımı yalnızca kadınların sorumluluğu olarak görülmemeli, aile üyeleri arasında ihtiyaçlara ve koşullara uygun biçimde paylaşılmalıdır. Ücretli ebeveyn izinleri, erişilebilir çocuk bakım hizmetleri ve esnek çalışma imkânları da bu konuda etkili olabilir.
İkinci olarak, iş yerlerinde fırsat eşitliği sağlanmalıdır. İşe alım, terfi ve ücretlendirme süreçlerinin şeffaf olması, ayrımcılık şikâyetlerinin güvenilir biçimde değerlendirilmesi ve çalışanların farklı ihtiyaçlarının dikkate alınması önemlidir.
Üçüncü olarak, eğitim sisteminde toplumsal cinsiyet eşitliği ve kültürler arası anlayış desteklenmelidir. Çocukların belirli mesleklerin, davranışların veya sorumlulukların yalnızca bir cinsiyete ait olduğu düşüncesiyle yetişmemesi, daha özgür seçimler yapmalarını sağlayabilir.
Dördüncü olarak, ırkçılıkla mücadele yalnızca bireylerin daha nazik davranmasına indirgenmemelidir. Kurumların işe alım, eğitim, barınma ve hizmet sunumu gibi alanlarda ayrımcılığa yol açabilecek uygulamaları değerlendirmesi gerekir.
Son olarak, sınıfsal eşitsizliklerin azaltılması için nitelikli eğitime, sağlık hizmetlerine, güvenli barınmaya ve insana yakışır çalışma koşullarına erişim desteklenmelidir. Çünkü özgür seçim yapabilmek, yalnızca teorik olarak hak sahibi olmakla değil, bu hakkı kullanabilecek gerçek imkânlara sahip olmakla da ilgilidir.
Bu noktada empati ve çözüm üretme birbirinin alternatifi değildir. Empati, insanların yaşadığı güçlükleri anlamamıza yardımcı olur. Çözüm odaklı yaklaşım ise bu güçlüklerin hangi koşullarda ortaya çıktığını belirleyerek değişim yolları arar.
Kadınların, erkeklerin ve farklı toplumsal grupların deneyimlerini dinlemek; ancak bu deneyimleri tek bir kalıba sokmamak gerekir. Adalet, herkesin aynı şeyi yaşadığını varsaymakla değil, insanların farklı ihtiyaçlarını ve karşılaştıkları engelleri dikkate almakla güçlenir.
9. Romanı Günümüz Dünyasıyla Birlikte Yeniden Okumak
80 Günde Devri Âlem, yayımlandığı dönemin teknolojik gelişmelerini ve macera anlayışını yansıtan bir eser olmasının yanında, günümüz okuyucusu için farklı tartışmalara da kapı açabilir.
Fogg’un yolculuğu, bir hedefe ulaşmanın ne kadar önemli olduğunu gösterirken o hedefin hangi koşullarda mümkün hâle geldiğini de sorgulamamıza imkân verir. Sahip olduğumuz kaynaklar, toplumsal rollerimiz, ekonomik durumumuz ve içinde yaşadığımız siyasi düzen, seçeneklerimizi düşündüğümüzden daha fazla etkileyebilir.
Bu durum, bireysel sorumluluğun önemsiz olduğu anlamına gelmez. İnsanlar mevcut koşullar içinde kararlar alabilir, emek harcayabilir ve hayatlarını değiştirmek için mücadele edebilir. Ancak bireysel çabayı yüceltirken yapısal engelleri görmezden gelmek, eşitsizliklerin neden devam ettiğini açıklamayı zorlaştırır.
Aynı zamanda toplumsal yapıları eleştirirken insanları yalnızca kimliklerine göre değerlendirmek de doğru değildir. Her kadın aynı düşünceye sahip değildir; her erkek aynı toplumsal beklentileri benimsemez. Her ekonomik açıdan güçlü insan bütün imkânlarını kendi çabasıyla elde etmiş olmayabilir; her dezavantajlı insan da aynı deneyimleri yaşamaz.
Bu nedenle romanı okurken hem bireysel tercihleri hem de bu tercihleri şekillendiren koşulları birlikte değerlendirmek daha anlamlıdır.
Belki de asıl mesele, Fogg’un seksen günde dünyanın çevresini dolaşıp dolaşamadığından çok, herkesin kendi hayatında benzer bir yolculuğa çıkabilmek için aynı fırsatlara sahip olup olmadığıdır.
Sonuç: Herkes İçin Mümkün Bir Yolculuk Var mı?
Jules Verne’in 80 Günde Devri Âlem romanı, ilk bakışta zamanla yarışan bir adamın macerasını anlatır. Ancak toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf perspektifinden incelendiğinde, yolculuğun arkasındaki ayrıcalıkları ve eşitsizlikleri de düşünmeye davet eder.
Ekonomik kaynaklar, bakım sorumlulukları, toplumsal normlar, ırksal önyargılar ve hareket özgürlüğüne erişim, insanların hayatlarında hangi seçeneklere sahip olduğunu etkileyebilir. Bu faktörler, bireysel çabanın önemini ortadan kaldırmaz; ancak çabanın hangi koşullarda sonuç verdiğini anlamamızı sağlar.
Kadınların yaşadığı sınırlamaları empatiyle dinlemek, erkeklerin değişime katkıda bulunabileceği somut yolları değerlendirmek ve farklı toplumsal grupların deneyimlerini birlikte ele almak, daha adil bir toplum için önemlidir. Bunun için kadınları yalnızca mağdur, erkekleri yalnızca ayrıcalıklı veya herhangi bir toplumsal grubu tek tip bir yapı olarak görmekten kaçınmalıyız.
Sonuçta özgürlük, yalnızca bir yere gitme hakkına sahip olmak değildir. O yere ulaşabilecek ekonomik kaynaklara, güvenli koşullara, toplumsal desteğe ve bağımsız karar verebilme imkânına sahip olmak da özgürlüğün bir parçasıdır.
Forum tartışması için sorular:
- Sizce Phileas Fogg’un başarısında bireysel yetenekleri mi, ekonomik ayrıcalıkları mı daha belirleyicidir?
- Günümüzde kadınlar ve erkekler seyahat, kariyer ve kişisel özgürlük konusunda gerçekten eşit fırsatlara sahip mi? Hangi koşullar bu fırsatları değiştiriyor?
- Bir toplumda teknolojik ilerleme yaşanırken ekonomik ve ırksal eşitsizliklerin devam etmesini nasıl açıklarsınız?
- Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için bireylerin davranışlarını değiştirmek mi, yoksa kurumların ve politikaların dönüşmesini sağlamak mı daha etkili olur?
- Başarı hikâyelerinde görünmeyen emeğin yeterince anlatıldığını düşünüyor musunuz?
- Sizce herkesin seksen günde dünyayı dolaşabilmesi için değilse bile kendi hedeflerine ulaşabilmesi için hangi toplumsal koşulların değişmesi gerekir?
Kaynakça
1. Verne, Jules. Le Tour du monde en quatre-vingts jours (1872). Romanın ilk yayımlanma tarihi ve tarihsel bağlamı için temel kaynak.
2. Bourdieu, Pierre. The Forms of Capital (1986). Ekonomik, kültürel ve sosyal sermaye arasındaki ilişkileri ele alan çalışma.
3. Crenshaw, Kimberlé. “Demarginalizing the Intersection of Race and Sex: A Black Feminist Critique of Antidiscrimination Doctrine, Feminist Theory and Antiracist Politics.” University of Chicago Legal Forum (1989). Kesişimsellik yaklaşımının temel metinlerinden biri.
4. Said, Edward W. Orientalism (1978). Temsil, bilgi üretimi ve sömürgeci güç ilişkilerini inceleyen eser.
5. International Labour Organization. Care Work and Care Jobs for the Future of Decent Work (2018). Ücretsiz bakım emeği, toplumsal cinsiyet ve çalışma hayatı üzerine kapsamlı araştırma raporu.
6. World Inequality Lab. World Inequality Report 2022. Gelir ve servet eşitsizliklerinin küresel ölçekte incelenmesine yönelik araştırma raporu.
Not: Bu yazı, belirtilen akademik kaynaklardan yararlanılarak hazırlanmış eleştirel bir değerlendirmedir; kişisel saha araştırması veya bireysel deneyim anlatısı değildir. Romanla ilgili yorumlar, eserin toplumsal bağlamı üzerinden geliştirilen analizlerdir.