66 kaç kartla oynanır ?

Cansu

New member
66 Kaç Kartla Oynanır? Bir Akşam Masasında 24 Kartın Hikâyesi

66 Kaç Kartla Oynanır? Cevabı Bir Akşam Masasında Öğrenmek

Geçenlerde eski bir iskambil destesini karıştırırken elimde kalan kartları masanın üzerine yaydım. İçlerinden bazılarını ayırdığımda fark ettim ki elimde alışılmış 52 kartlık bir deste değil, yalnızca 24 kartlık bir oyun kurmaya yetecek kadar kart kalmıştı. Tam o sırada masanın karşısındaki arkadaşım gülerek, “Bununla 66 oynanır mı?” diye sordu.

Aslında soru basit görünüyordu. Ama biraz düşününce 66 oyununun yalnızca “kaç kartla oynandığı” sorusundan ibaret olmadığını fark ettim. Çünkü bu oyunda kartların sayısı, kartların değerleri, oyuncuların hafızası ve hatta oyunun tarih boyunca farklı toplumlarda geçirdiği değişimler birbirine bağlı.

O akşam masada dört kişi değildik; iki kişiydik. Önümüzde 24 kartlık bir deste vardı. 66 oyununun klasik iki kişilik biçiminde kullanılan temel deste tam olarak budur. Her renkte As, 10, Papaz, Kız, Vale ve 9 bulunur. Yani dört renk × altı kart = 24 kart.

Fakat hikâyenin asıl ilginç tarafı bundan sonra başladı.

Masadaki 24 Kart Neden 52 Değil?

Arkadaşım önce 52 kartlık standart desteyi önüme koydu.

“Bundan oynasak olmaz mı?” dedi.

“Olur,” dedim, “ama önce desteyi küçültmemiz gerekir.”

66'nın klasik biçiminde 52 kartın tamamı kullanılmaz. Destedeki 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8'ler çıkarılır. Geriye dört renkten altışar kart kalır:

- As

- 10

- Papaz

- Kız

- Vale

- 9

Böylece toplam 24 kart elde edilir.

İşin şaşırtıcı yanı, 66 oyununda kartların alıştığımız sıralaması da biraz farklıdır. Birçok iskambil oyununda 10, Papaz, Kız ve Vale'nin arkasında düşünülürken burada 10 oldukça güçlüdür. Temel sıralama yüksekten düşüğe doğru As, 10, Papaz, Kız, Vale, 9 şeklindedir.

Kartların puanları da şöyledir:

As = 11 puan

10 = 10 puan

Papaz = 4 puan

Kız = 3 puan

Vale = 2 puan

9 = 0 puan

Bütün kartların toplamı 120 puandır ve oyunun hedefi 66 puana ulaşmaktır.

Masada bu rakamları görünce arkadaşımın yüzünde hafif bir şaşkınlık oluştu.

“Demek 9'un hiç puanı yok?”

“Evet.”

“Öyleyse neden destede?”

İşte 66'nın güzelliği biraz da burada.

Sıfır Puanlı Kartın Bile Bir Hikâyesi Var

9 kartını elime aldım.

İlk bakışta değersiz görünüyordu. Üzerinde puan yazmıyordu. As kadar güçlü değildi, 10 kadar değerli değildi. Hatta iki puanlık Vale bile ondan daha önemli görünüyordu.

Ama kart oyunlarında yalnızca kartın üzerinde yazan sayı önemli değildir.

Bir 9, rakibin hangi kartları tuttuğunu anlamanıza yardımcı olabilir. Elinizdeki güçlü kartları ne zaman kullanacağınızı değiştirebilir. Rakibin elinde belirli bir renkten kart kalmadığını anlamanıza yol açabilir. Üstelik bazı 66 kurallarında koz 9'u, açık duran koz kartıyla değiştirme imkânı da sunar.

Tam o sırada masadaki kadın oyunculardan biri olan Derya söze girdi:

“Bence bu oyunun ilginç tarafı, kartların tek başına anlam taşımaması. İnsan karşısındaki kişinin ne yapacağını da düşünmek zorunda.”

Buna karşılık Murat, elindeki kartları dizip daha farklı bir noktaya odaklandı:

“Ben önce olasılıkları azaltırım. Hangi As çıktı, hangi 10 çıktı, hangi renk hâlâ kapalı; bunları takip ederim.”

İkisi de aslında aynı oyunu farklı pencerelerden okuyordu.

Murat daha doğrudan, çözüm odaklı ve hesaplı ilerliyordu. Derya ise yalnızca kartları değil, masadaki iletişimi, diğer oyuncunun tereddüdünü ve oyunun ritmini de dikkate alıyordu.

Bu fark bana önemli bir şeyi düşündürdü: Stratejik düşünmenin tek bir biçimi yoktu.

Erkeklerin Stratejisi, Kadınların Empatisi mi? Yoksa Daha Karmaşık Bir Şey mi?

Bu noktada özellikle bir ayrım yapmak gerekiyor.

Kart oyunlarında erkekler daha stratejik, kadınlar ise daha empatik olur gibi kesin bir genelleme yapmak doğru olmaz. Böyle bir yaklaşım hem bilimsel açıdan temelsiz olabilir hem de gerçek insanların çeşitliliğini gereksiz yere kalıplara sokar.

Bizim masadaki farklılık cinsiyetten çok oyun tarzıyla ilgiliydi.

Murat, çözüm bulmak için oyunu parçalara ayırıyordu. “Rakibin şu kartı kaldıysa benim için en iyi hamle ne?” diye düşünüyordu.

Derya ise rakibin hamlelerinin arkasındaki niyeti anlamaya çalışıyordu. “Bu kartı neden şimdi oynadı?” diye soruyordu.

Birinin yaklaşımı daha analitik, diğerininki daha ilişkisel görünüyordu. Fakat birkaç el sonra ikisinin yöntemleri birbirine karışmaya başladı.

Derya kartları daha dikkatli saymaya başladı.

Murat ise rakibin oyun ritmine daha fazla dikkat etti.

Sonunda ikisi de aynı noktaya geldi:

İyi bir 66 oyuncusu yalnızca kendi kartlarını değil, karşısındaki insanı da okumayı öğrenmek zorundaydı.

Bu, oyunun günlük hayata benzeyen taraflarından biriydi.

66'nın Tarihine Gidersek Karşımıza Paderborn Çıkıyor

Oyun biraz ilerleyince masadaki sohbet doğal olarak tarihe kaydı.

66 oyununun kökeni konusunda anlatılan meşhur hikâyeye göre oyun 1652 yılında Almanya'nın Paderborn kentinde, 66 numaralı bir handa ortaya çıkmıştı. Hatta Paderborn'da bu hikâyeyi hatırlatan bir anma plaketi de bulunuyor.

Ancak burada önemli bir ayrıntı var.

Bu kuruluş hikâyesi kesinleşmiş bir tarihsel gerçek olarak kabul edilmemeli. Araştırmalar, 1652'de Paderborn'da icat edildiği yönündeki anlatının daha sonraki dönemlerde ortaya çıkmış olabileceğine işaret ediyor. Oyunun akrabası olan Mariage adlı oyunun ise 18. yüzyılın başlarında yazılı kaynaklarda görülmesi, tarih konusunda daha temkinli olmamız gerektiğini gösteriyor.

Bu ayrıntı bence oyunun kendisi kadar ilginç.

Çünkü toplumlar bazen geçmişlerini yalnızca belgelerle değil, hikâyelerle de hatırlar.

Bir oyun düşünün.

Yüzyıllar boyunca masalarda oynanıyor.

Sonra insanlar “Bunu bizim şehirde icat ettiler” diye anlatıyor.

Hikâye nesilden nesile aktarılıyor.

Bir süre sonra gerçek ile efsanenin sınırı bulanıklaşıyor.

Belki de 66'nın geçmişine bakarken yalnızca “Ne zaman icat edildi?” diye değil, “İnsanlar neden bu oyunun kendilerine ait olduğuna inanmak istedi?” diye de sormak gerekiyor.

24 Kartın Toplumsal Yolculuğu

Kart oyunları sadece boş zaman eğlencesi değildir. Tarih boyunca insanların bir araya gelmesini, rekabet etmesini, sohbet etmesini ve ortak bir oyun dili oluşturmasını sağlayan sosyal araçlardan biri olmuştur.

66 da Avrupa'nın farklı bölgelerinde çeşitli biçimleriyle yaşamaya devam etti. Yakın akrabaları arasında Avusturya'da çok bilinen Schnapsen, Çek ve Slovak coğrafyasındaki Mariáš, Macaristan'daki Ulti ve başka Avrupa kart oyunları bulunur.

Burada başka bir ilginç ayrıntı ortaya çıkıyor.

66 ile Schnapsen aynı oyun değildir.

Bu iki oyun birbirine çok yakındır ama kart sayıları farklıdır. Klasik 66'da 24 kart kullanılır ve 9'lar destede kalır. Avusturya Schnapsen'inde ise 9'lar çıkarılır ve 20 kart kullanılır.

Bu nedenle bir yerde “66 da zaten Schnapsen” dendiğini duyarsanız, bu ifadeyi biraz düzeltmek gerekir.

Akrabalar ama aynı oyun değiller.

Tıpkı aynı ailede büyüyen insanların birbirine benzeyip farklı karakterlere sahip olması gibi.

Masaya Geri Dönelim: Oyun Nasıl Başlıyor?

Tarih sohbetini bitirip tekrar kartlara döndük.

24 kartlık deste karıştırıldı.

İki oyunculu klasik oyunda her oyuncuya altı kart dağıtılıyor. Geri kalan kartlar talon olarak masada kalıyor ve oyunun ilerleyen bölümünde oyuncular buradan kart çekiyor. Bir koz rengi belirleniyor. Oyuncular kazandıkları ellerdeki kartların puanlarını toplamaya çalışıyor ve amaç 66 puana ilk ulaşan oyuncu olmak.

Buradaki “66” sadece oyunun adı değil.

Oyunun kalbi.

Bir oyuncu 66 puana ulaştığını düşünüyorsa bunu doğru zamanda ilan etmek zorunda. Çünkü kartların tamamının bitmesini beklemek her zaman gerekli değil.

Masadaki sessizlik bir anda değişiyor.

Bir As kazanılıyor.

10 geliyor.

Bir Papaz kaybediliyor.

Sonra oyuncu kartlarına bakıyor.

Bir süre hiçbir şey söylemiyor.

Karşısındaki insan onun ne hesapladığını anlamaya çalışıyor.

İşte 66'nın psikolojik tarafı tam burada başlıyor.

Bir El Kazanmak, Her Zaman Doğru Kararı Vermek Değildir

Murat bir eli kaybetti.

Elindeki güçlü kartlardan birini erken kullanmıştı.

“Bunu niye yaptın?” diye sordum.

“Bir sonraki eli garantiye almak istedim,” dedi.

Derya başını salladı.

“Belki de sorun kartı kazanmak değil, doğru zamanda kazanmak.”

Bu cümle oyunun tamamını özetliyor gibiydi.

66'da her güçlü kartı hemen kullanmak mantıklı değildir. Çünkü rakibin elindeki kartları tahmin etmek, oyunun hangi aşamasında olduğunuzu değerlendirmek ve ileride gelecek hamleleri düşünmek gerekir.

Bazen küçük bir kartı kaybetmek, daha değerli bir kartı ileride kazanabilmek için doğru seçim olabilir.

Bu yüzden 66'yı yalnızca şans oyunu olarak görmek eksik kalır.

Şans vardır.

Ama hafıza da vardır.

Risk vardır.

Ama hesap da vardır.

Rakibin davranışlarını okumak vardır.

Ve en önemlisi, zamanlama vardır.

Peki 66 Gerçekten Kaç Kartla Oynanır?

O gece masadaki tartışmanın sonunda başlangıçtaki soruya geri döndük.

“Tamam,” dedi Derya, “bütün bu hikâyeden sonra tek cümlelik cevabı ver.”

Gülümsedim.

66, klasik iki kişilik biçiminde 24 kartla oynanır.

Standart 52 kartlık bir deste kullanıyorsanız her renkten yalnızca şu altı kartı bırakmanız gerekir:

As, 10, Papaz, Kız, Vale ve 9.

Dört renkte toplam:

6 × 4 = 24 kart.

Oyuncuların her biri başlangıçta altı kart alır. Kartların puan değerleri ise As 11, 10'lu 10, Papaz 4, Kız 3, Vale 2 ve 9 sıfırdır. Oyunun temel hedefi 66 puana ulaşmaktır.

Üç veya dört kişilik 66 varyantlarının da bulunduğunu ayrıca belirtmek gerekir. Dört kişilik biçimlerde oyuncular eşleşerek takım halinde oynayabilir. Ancak “66 kaç kartla oynanır?” sorusuna klasik oyun açısından verilecek cevap yine 24 karttır.

Son El ve Masada Kalan Soru

Gece ilerledi.

Son elimizi oynadık.

24 kartın neredeyse tamamı masaya yayılmıştı.

Başlangıçta sıradan görünen 9 kartlarının bile oyunun akışını değiştirdiğini görmüştük. Asların değerini biliyorduk ama hangi As'ın ne zaman kullanılacağının daha önemli olduğunu öğrenmiştik.

Ve en önemlisi, masadaki dört kişinin aynı oyuna farklı gözlerle bakabildiğini görmüştük.

Biri sayıyordu.

Biri sezgisel olarak rakibin hamlesini okumaya çalışıyordu.

Biri geçmişte oynanan kartları hatırlıyordu.

Diğeri masadaki konuşmanın ritmine dikkat ediyordu.

Fakat oyunun sonunda bütün bu yollar aynı noktada birleşti:

66, 24 kartlık küçük bir desteyle büyük miktarda düşünme alanı açan bir oyun.

Belki de bu yüzden yüzyıllar boyunca farklı bölgelerde yaşamaya devam etti.

Bir masanın etrafında insanlar yalnızca kart oynamaz.

Birbirlerini tanırlar.

Risk alırlar.

Hata yaparlar.

Bazen kaybederler.

Bazen tek bir kartın bütün hesabı değiştirdiğini görürler.

Ve oyun bittiğinde kartlar yeniden karıştırılır.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Ama aslında herkes bir sonraki el için biraz daha deneyimlidir.

Şimdi merak ettiğim şu:

Siz 66 oynarken kartları tek tek takip edenlerden misiniz, yoksa rakibin davranışlarını okuyarak karar verenlerden mi?

Ve daha ilginci:

Elinizde sıfır puanlık bir 9 varken, gerçekten onun değersiz olduğunu düşünür müsünüz?

Belki de 66'nın en güzel tarafı tam olarak burada.

Masada yalnızca 24 kart vardır.

Ama o 24 kartın içinde yüzlerce farklı oyun ihtimali saklıdır.

Kaynakçayı Metne Güvenilirce YerleştirDört Kişilik Sahneyi İki Kişiye Uyarla

Kaynakçayı Metne Güvenilirce Yerleştir

Dört Kişilik Sahneyi İki Kişiye Uyarla

Başlangıçta Kısa Kural Özeti Ver
 
Üst